MaviMelek
"Bizim 'ilk günah'ımız belki de budur: Kapalı sistem yaratıklarının dış dünyaya karşı beslediği korkudur. Yaşama korkusudur." - Günlük / Oğuz Atay

[Öykü]"Köknarlar İçindeki Bayan" | Ayşe Özkan

Köknarlar İçindeki Bayan | Yunus Kocatepe

"OLGUNLUĞUMUN BÜYÜTTÜĞÜ MEYVE, BİR GÜN YERE DÜŞTÜ"

Bir yazar, ne düşünür, ne hisseder? Yazar olmak ister miydi?” 

Karlı ormanın içerisinde, yalnız başına ilerleyen bu bayan, size bu sorunun cevabını farkında olmadan verebilir. Gözlerindeki hüzün, damarları belirgin elleri, gözaltlarındaki şişkinlik, kalın bir atkı ile sarılmış boynu, ağzı; zayıf, çelimsiz bacakları, hafif kambur sırtı ile karda yürümeye çalışan bu bayan, düşündükleri ile kendisi çağırdı aslında bizi. 

“Bu soru nerden geldi aklıma şimdi. Hayır, cevaplamayacağım işte. Bu müziği dinlemek istiyorum işte, düşünmeyeceğim. Bir yazar… Hayır, hayır… Geriden çellonun sesini alabiliyorum. Göl yavaş yavaş çözülmeye başladı. Ellerim üşüdü, eldivenler kim bilir nerde? Of, of olmuyor… Bu sorunun cevabını veremem ki… Kendimce ha, çok komik! Müşkil-pesend bir ruhunuz yoksa ne güzel! Bu da nerden çıktı. Sanki röportaj vereceğim. Röportaj vermeyi sevmem, maske takıyormuşum gibi. Ukala biri olmaktan nefret ederim; ama terimsel konuşunca da ne bileyim işte, değişik… Köknarlarla paylaşabilirim bu sorunun cevabını.” 

Sonra köknarlara doğru baktı. Kafasını hafifçe eğdi. Kulaklığını çıkardı, atkısını hafifçe indirdi. Tedirgin, sıkıntılı halini atmak ister gibi, derin bir nefes aldı. Önünde ondan önce ilerleyen bir kamera varmış gibi, tam karşısına baktı. Başlığını düzeltti. Hafifçe gülümsedi. 

“Karşında kamera varmış gibi. Unutma! Sabah sabah niye böyle bir şey yapmak istiyorum, gülünecek bir haldeyim, köknarlar dinleyin beni… Hafif gülümse, oldu!” 

Cevabını  sesli bir şekilde söyleyecek galiba. 

“Yazar da bir bireydir. Farklı düşünen, hisseden, algılayan bireyler midirler, bilemem! ‘Yazarlık' fevkalade bir meslek benim için, aşama aşama ilerleyip, sonsuza uzanan bir ilerleme. Bu meslek mi, ben bunu ister miydim? Hayır, hiç düşünmedim. Oyuncu olmak isterdim. Olayların bana çarpmasını isterdim. Sinema benim için edebiyatın belki de dilin yansıtılmış haliydi. Bir iki cümle yazmaktan bile aciz, belki bir iki cümle yazmaktan korkan ben, yansıtan olmuştum. Ama sonra, bilinçsizliğin getirdiği özgürlükle keşfettiğim bu yazma eylemi, bana sonsuz güzellikler ve özgürlükler sunuyordu artık. Cümleler, kelimeler, harfler… Aslında her şeyin dilden beslendiğini gördüm, heyecanlandım. Okudum, okudum, isteyerek, şaşırarak. Sonra kapandım. Okudukça kapandım, daha az söyledim. Öğrenme ile gelen şaşkınlık ve alçakgönüllülük beni olgunlaştırdı galiba. Olgunluğumun büyüttüğü meyve, bir gün yere düştü. Sonra teker teker diğer meyveler de… İnsanlar, meyvelerimi gördü, ben onlara verdim. Onlar yediler, ağızlarında tat bırakan meyvelerim artık onların oldu. Bunu istedim mi, yine bilmiyorum. 
Kader… Kader, beraberinde yaşam biçimi de sundu. Ve hiç susmayan, uyumayan bir ses verdi. Bu armağanı mıydı, bilemem. Düşünen, konuşan, yazan, yazdıran, gören, iten, çeken, susturan, götüren getiren, kaldıran, yoran, azdıran, coşturan canlı, capcanlı bir ses. Tefekkür eden bir ses…” 

Sonra kafasını eğdi. On-on beş saniye bu şekilde kaldı. Başını aniden kaldırdı. Durun, bir şey söyleyecek galiba! Heyecanlandı. Ama birden öne doğru uzanan parmağı, yavaşça indi. Söylemedi. 

“Hepsi bu işte. Bir ses…” dedi.

Sonra kafasını eğdi, atkısını tekrar ağzına doğru kaldırdı, kulaklığını takmadı. Kendi kendine bir şeyler diyor galiba. Düşünüyor ya da konuşuyor. Bilemiyoruz. Onu duymuyorduk. Sorumuzun cevabını kendince verdi çünkü. Sonra kulaklığı tekrar taktı. Sol tarafındaki donmuş göle baktı önce, sonra sağ tarafındaki eşsiz köknar ormanına. Karşısından gelen kadını süzmeye başladı. Dalmıştı belki de… Kadını gözleri ile uğurladıktan sonra, yoluna devam etti…

~~~
Sayı: 44, Yayın tarihi: 01/02/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics