MaviMelek
Hermes Kitap
"Eğer bir köpek olmuş olsaydın / Seni doğduğun gün boğabilirlerdi / Gözlerime bak / Bu gerçeği söylediğimi bilmenin tek yolu." Knives Out / Radiohead

[Öykü]"Knives Out" | Arif Emrah Orak

Knives Out | Sinan Çakmak

"KAN GÖLÜNÜN ETRAFINDA DEBELENİYORUZ"

İşte savaş boyalarımı sürüp geldim. İşte bu boyalar bana hiç yakışmadı. Ne yapacağımı tam olarak zihnimde canlandırmadım, ama uzun zamandır ben bu ânı bekliyordum. Fakat hiç ummadığım kadar korkuyorum şimdi. Yine de her şeyi akışına bırakacağım birazdan. Ve bu benim canımı acıtacak. Yaralar, bereler, ezikler, çürükler, beceriksizliğimden kaynaklanacak pek çok zarar. Daha fenası aşağılanmak, komik durumlara düşmek. Az önce bana tedirgin bir sesle bu savaşın başlangıcını fısıldayan kız da oldukça zor bir durumda. Çünkü öfkemden payını fazlasıyla alacak birazdan. İçimde tuttuğum, hiçbir şeye dönüştüremediğim öfkemi ikisinin üzerine dökeceğim. Yanımdaki kızın yerinde olmak istemezdi kimse. Ben hiç istemezdim. Onun için hayat oldukça zor ve birkaç saniye içinde iyiden iyiye zorlaşacak.

Hiçbir şeyi tam olarak anlayamadan sadece birtakım duygulara maruz kalmak; bu zavallı aptal kızın elinden gelen sadece bu. Ve bu gerçekten çok aptalca, fakat bundan kurtulmak için bir şeyler yapmayı ısrarla reddetti -sanırım halini fark edemeyecek kadar ahmak. Küfürleri sonraya saklıyorum. Birden boşalmak istemiyorum. Ağır ağır gelecek. Gazap taşlarımı yavaş yavaş boşaltacağım iğrenç bedenleri üzerine. Bu kız ağzını ne zaman açsa. Ama gerçekten açacak olsa, ben üzüldüm. Bir erkek için çok üzücü şeyler. Kabul etmeliyim ki öyle. Ama bugün uzun zamandır gelmesini beklediğim kıyamet günü gelip çattı ve ben savaş boyalarımla hazırım. Adaletin gereği olarak öteki, bunlardan habersiz yemeğini yiyor. Fiziksel bir ihtiyacı yalnız gideriyor. Korkusuz. Böyle şeyler başınıza her gün gelmez. Etrafta savaş boyaları sürmüş bir katil sizi böyle şirin lokantalarda pataklamak için, canınıza ot tıkamak için beklemez. Ve inanın bugün tek yapacağım bu. Yanımdaki zavallı gözlerimin ateşini çoktan hissedip titremeye, sonu kendinden geçmeye varacak fiziksel süreçleri yaşamaya başladı. O kadar kolay kurtulamayacağını bilmeli. Çünkü uzun zaman önce buralarda tehlikeli heyecanlar için sonu zevkli titremelere varacak fiziksel süreçleri istekle yaşamaya koyulmuştu ve ben bunlardan hiç kurtulamadım.

Ben orada değildim ve tek kelime edecek vaktim olmamıştı. Bunlar hatırlanması zor şeyler. Bunlar öfkemi besleyen şeyler. Bunlar beynime büyük hasarlar verip beni bir gün yok edecek olan şeyler. Kafamda paralel kurgular tasarlıyorum, neler yaptığımı nerede olduğumu hayal ediyorum. Bir eşzaman hattına oturtuyorum tüm olayları. Görüntüler birlikte akıyor. Komik ve üzücü olaylar. Şimdi aklımı bulandırmamalıyım; korkumun beni ele geçirip bana erdemliymiş gibi görünen saçma sapan kararlar aldırmasına engel olmalıyım. Belki sesim çıkmayacak; fakat bugün kaçmayacağım bir kere başlayacağım ve hayatımda ilk kez birilerini çok rahatsız edeceğim ve bunu yaparken utanç duymayacağım. İşte savaş boyalarım tamam, bir tek savaş çığlığım kaldı. Bekliyorum…

Şu sandalye gerçekten de iyi fikir. Ama tek başına yetersiz. Acı sosla Dijon hardalı arasında kaldım. Çok acı olması için dua ediyorum. O şaşkınlık anından yeterince yararlanabilmeyi diliyorum. Yanımdaki salak konuşmaya çalışacak galiba ve sanırım işaretim bu olacak. Zihnimde netleştiriyorum hareketlerimi. Hamleleri tasarlıyorum. Hep eksik düşünürüm; yine de bugün inceliğe gerek yok, tek kelimeyle vahşilik olacak. Kötü tesadüfler gereksiz fizik kuralları engel olmasın bana yeter ki. İçerideki müzikten nefret ettim bu kötü işaret olabilir. Belki önce garsonu çağırıp bir istekte bulunmalı, atmosferi hazırlamalıyım. Onu tanımak için biraz daha zaman veriyorum kendime. Başkaları bir şey anladı mı? Etrafı kolaçan ediyorum. Birazdan çok pis şeyler olacak, sevgili konuklar hepinizden özür diliyorum. Tatlım bunları görmeni istemezdim.

Biraz yavaş hareket ediyor, etrafından soyutlanmış gibi. Sadece biraz ileride oturan bir kadına bakıp gülümsüyor hafifçe. Burnuma yanık kokusu ve kan kokusu geliyor. Kadın pek ilgilenmedi. Senden de özür dilerim tatlım. Bunları görmek zorunda değildin; çünkü çok güzelsin. Belki garsondan onu uyarmasını rica etmeliyim. Yanımdaki pislik çok hızlı solumaya başladı nefretimle doldurup ağırlaştırdığım havayı. Gerçekten de korkuyor ama sakin biri olduğuma inanıyor. Ya da korkak. Aşağılık olma derecesine göre değişir ve ben bu hesabı yapamayacak kadar meşgulüm. Belki daha iyi bir şarkı çıkar. Ben kendimi daha güçlü hissederim ve göz açıp kapayıncaya kadar kendimi rahatlamış bulurum. Fakat her şey hızlanacak ve yanımdaki beyinsize defalarca anlatmak zorunda kaldığım gibi, zaman böyle anlarda uzayıp genişler. Öfkemin zamanı dünyanın zamanını geçecek. Herkes yavaşlayacak sesler, yere düşen kırıntılar, barsak hareketleri, uçuşan saçlar, gizlice salınan barsak gazları, işletmenin özenle tasarım dergilerinden seçtiği kapların içinde oradan oraya taşınan yemeklerin kokusu… bacağımı sallıyorum. Bir bana bir bacağıma bakıyor. Gerçekten de acınacak halde. Ben bir savaşçı değilim. Ben hep savaşçı olanların hikâyelerini nefesim kesilerek okudum. Etkileniyordum; çünkü ben öyle değildim. Keşke parmaklarım donmasaydı, keşke kanım çekilmeseydi. Keşke sabırlı olmayan atalarım olsaydı. Atalarımdan nefret ediyorum. Yine de savaş boyalarımı sürüp geldim. İşte bugün zaman doluyor. Biz başka birine dönüşüyoruz. Çok pis şeyler olacak. Terliyorum. Ellerim karıncalanıyor.
"Canım sakin ol."
Salak konuştu!!!
Sakin olmadım. Sandalye hafifmiş. Ben hızlıymışım. Bir adımda yeterince yaklaştım. Güvenli sandalye savurma mesafesi. Fark etmedi bile. Sinsiymişim. Arka ayaklar yüzüne çarpmadan önce şaşkınlıkla ahşap cilasının parlaklığına baktı. Aynı anda daha da hızlandı her şey. Çığlıklar. Herkes çok uzak. Yerde acıyla ve kendi kanını ilk kez görüyor gibi kıvranıyor. Avaz avaz küfür ediyorum. İkinci kez sandalyeyle diz kapaklarına vuruyorum. Bu çok acıtır. İnliyor. Bir şeyler söyleyecek. Burnunu kopartacağım. İçinde henüz tavuk butları duran tabağı alıp yüzünde parçalıyorum. İşte acı sos. Gerçekten acı. Çünkü öyle kokuyor. Gözleri gerçekten de çok yanmış olmalı. Birilerinin elini omuzlarımda hissediyorum. Çok hızlıyım, yüzlerce kez vuruyorum. Saçlarını kafa derisinden ayırıyorum. Kan gölünün etrafında debeleniyoruz. Gerçekten de bu kadar kanıyor. Yüzümde kırmızı boyalar.

Acıları dindi; çünkü bayıldı artık. Garson beni ittiriyor, güçlü bir adam belime yapıştı. Beni koparıyorlar. Hoş bir görüntü değil. Garsonu çatalla yaralıyorum. Ürküp geriliyor. Çünkü sizin işiniz yemek getirmek sipariş almak filan, beni ittirip kaktırmak değil. Bu beni çok kızdırıyor. Küstahlığa kızıyorum. "Polisi arayın… ambulans çağırın.. aman Allah'ım.. parçaladı. Ayyy bakamıyorum!.."
Gözlerimden yaşlar akıyor. Öyle mutluyum ki. İşim bitmediği halde mutluyum. Şokta olan aptalı saçlarından yakalayıp masaya sertçe kafasını vuruyorum. Bu onu kendine getirir. Tam da sakinleştim sanmışlardı. Sakinleşmenin yakınından bile geçmiyordum; çünkü tehlikeli bir şekilde sakindim uzun zamandır.

Ağlayarak sersemlemiş suratını tokatlıyorum. Başını tutup öptüğüm günlerden ne kadar da farklı! Saçlarını okşayamamış olmaktan şikâyet ederdim. Şimdi yüzündeki acı dolu ifadeye bakmaya utanıyorum. Elim acıyor, tekmeyle bacaklarının arkasına vuruyorum. İnsanlar şaşkın, benim hareketim onları yordu. Sadece yemek yiyeceklerdi. Huzurunuzu bozdum. Canınız cehenneme. Siz hep buralardaydınız. Uzun zaman önce de. Buradan uzaklaşmalıyım. Saçları ellerimin arasında.

Polislerle mücadele edemem. Az önce parçaladığım adamla yeniden konuşamam. Beni nasıl olsa bulurlar, ama onlar bulana kadar mutlu bir adam olacağım. Yanımdaki geri zekâlıyı dışarı sürüklüyorum insanlar; "Kaçıyor, engel olun, tutun şunu!" gibi bir şeyler söylüyor. Durup hepsine öfkeyle bakıyorum. Hele bir deneyin. Yüzüm kan içinde olmalı. Korkuyorlar. Hızla kapıya doğru yürüyorum. Garson merakla üstüme geliyor. Paralarımı üstüne fırlatıyorum. Savaş alanının sessizliği. Yaralıyla ilgileniyor onu daha da sakatlıyorlar. Müzik ne zaman durmuştu? Tam kapıdan çıkarken başlıyor… "I want you to know, he's not coming back, look into my eyes I'm not coming back…" Radiohead "Knives Out" çalıyor. Ve ben bu şarkıyı çok seviyorum.

http://www.imeem.com/radioheadfans/video/5vvVnZrC/radiohead_knives_out_music_video/

Sayı: 27, Yayın tarihi: 27/06/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics