MaviMelek
Hermes Kitap
"Bir kahramanı canlı kılmak, onun varoluş sorunsalının sonuna kadar gitmek demektir." Roman Sanatı / Milan Kundera

[Öykü]"Kimsesiz Jük" | Sibel Torunoğlu*

Kimsesiz Jük | Sinan Çakmak

"BEN DE BİLİYORUM ARTIK"

Kız, bir kadın ve yalnızca lokum izlenimi yaratmaya çalışan biriydi. Aslında küçük ve ıslak fareler bazılarına ne kadar iğrenç ve ürküntü verici geliyorsa küçük -ve evet- ıslak bir fare kadar olsun başını sokacak yuvasız bir penis görünümünde olduğu için -gerçek nedeni buydu- erkeklere çok sevimli görünüyordu Jük… Karmen'e bütün meseleyi bu biçimde özetlediğimde çok rahatladı. Canı kola içmek istiyordu ama cebinde evine dönebilmesine ancak yetecek kadar para vardı. Ve onu görebilen herkes onun bu korkunç öğle güneşine rağmen boynuna şifon bir fular takmış, hiç terlemeyen bir eşcinsel olduğunu düşünebilirdi. Gerçeğin ne olduğu çok ünlemli ve tartışmalı bir konuydu. Jük kendinin Allah'ın ta kendisi olduğu konusunda pek yakın dostlarına yapmış olduğu itiraflar, çoğunluğun düşüncesini değiştirmese de Nimbul adındaki kız -konuyu yakından biliyordu- yapılan bunca kötü muameleye rağmen Jük'le dost kalmayı sürdürüyor ve Jük'ün tabiriyle çingene evine benzeyen evine dostunu sık sık davet ediyordu.
Kız boğazına yuva yapmış çirkin cadısını ilk defa dışarı çıkardığında saat sabahın beşi filan olmalıydı. Gecenin hatta sabahın o saatine hiç uymayan cırtlak sarı eteği, yeşil şifon fuları ve kırmızı bir çocuk mezarını andıran büyüklükteki rugan pabuçlarıyla cadı, Jük'ün ta kendisiydi. O sıra kenti sis basıyor. Jük sopasının üstüne binince sis dolayısıyla ayaklarını ve kırmızı pabuçlarını göremiyor ve "Nimbul Nimbul neredesin?" diye bağırıyor tren istasyonunda. Nimbul "Hava soğuk Jük" diyor, "gidecek bir yerim yok, açım ve çok üşüyorum." "Benim eve gel" diyor Jük. "Peki" diyor kız. Kız bu tren istasyonunda ne yapıyordu, şimdi bunu öğrenelim.
Nimbul'un ezeli erkeği, Kibele'yle evlenmişti.
Namı diğer Attaman Kibele'nin gerçek aşkı olduğunu itiraf etmiş ve Grek ve Frig mitolojisinin aksine Nimbul'la değil Kibele'yle kaçmıştı. Nimbul bu durumda ortada kaldı. Aradan aylar geçti. Tam dokuz ay, yirmi dört gün. Nimbul artık gerçeğe alışmıştı ve artık Rufus adında esmer bir meleği kandırmaya başlamıştı. Bir gece ansızın Attaman Nimbul'u aradı ve kaderinin nasıl olup da ve kimin tarafından değiştirilmiş olduğunu bilmediğini söyledi. Nimbul "Allah'ın işi bu, sorgu sual olmaz" deyince, Attaman ağladı ve Nimbul'u Angora'ya Megalo'nun olduğu yere çağırdı. Nimbul Angora'da Attaman'la gönül nikâhı kıyacaktı. Jük alay etti bu durumla "Artık megaloman olursun" dedi. "Benim sıyrık gerçeğimde, yuvasız bir penise benzer küçük ıslak bir fare."

Ağladı Nimbul, uykuya yattı ve geri döndüğünde tren istasyonunda karşılaştığı Jük'e "Açım, üşüyorum çok, kalacak bir yerim yok" dediğinde Jük uyandı. Yanında kendi gibi eşcinsel bir dostu vardı. Bütün gece Karmen onun başında durmuş ve göğsüne sıcak bir tuğla koyarak soğuk algınlığını iyileştirmeye çalışmıştı. "Nimbul nerede?" diye bağırdı. Karmen ona sıcak bir bardak ıhlamur getirirken, İspanyol şivesiyle yanıtladı sorusunu: "Jük ateşin yükselmiş epeyce, kendine yeni gelesin, Nimbul öldü, üç senedir sen neredesin?" Jük yeşil yeşil filizlenen ellerini ve ayaklarını gösterdi Karmen'e "Nimbul biliyordu" dedi. Karmen kıvırcık saçlarını eliyle karıştırdı, şuh bir edayla ve dimdik Jük'ün gözlerinin içine baktı.
"Ben de biliyorum artık" dedi.

*Geri Gelen Ayna / Gendaş Kültür / İstanbul 2000

Sayı: 24, Yayın tarihi: 17/04/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics