MaviMelek
Hermes Kitap
"Ölüm burada tükeniyor/Kar da tükeniyor/Sonsuzluğa gidiyor kuşlar/Gizemliydi ay ve yeryüzü/Sevideki korkunç bakışma" Sona Erdi Her Şey / Melih Cevdet Anday

[Hezeyan]"Karabasan*" | Çağrı Mutaf

Karabasan | Genco Demirer

"ÖLÜM KAPIYI ÇARPIP GİDİYOR"

Ben, senin üstüne uykunda çökeceğim. Bütün ışıkları iyice söndür. Yüzümü görmek istemezsin. Dar kafanda şekillenmiş güzelliklerin tadını vermeyeceğim sana. Ama seni diğerlerinden daha az zavallı görürsem, yüzümü görme şansını vereceğim.

***

Kazıdın bir taşa adını

Zamana ellerini ver. Güçlü parmaklarıyla ezsin; ver ellerini. Küçüklüğün ne ki zamanın küçüklüğü yanında? Nesin ki? Adın bir taşa kazınmış, kazımışsın. Yanlışsın. Her şey sona erecek. Göreceksin.

Geliyorum, az kaldı. Adımlarım tanıdık. Sen kaybederken her şeyini, ben de oradaydım. Oynadığın mezar taşlarının arkasında saklanırdım. Seni izlerdim. Fark etmezdin. Yalancılık akardı gözlerinden. Mavi duvarlar görürdün yürüdüğün sokaklarda; arkalarını merak ederdin. Dalga dalga yayılırdı nefesim, o duvarların ardından. Hissederdin. Çeker miydi seni? Bilmiyorum ama hep çekip giderdin.

Uyuduğunda, odanı kaplayan bir serinlik olacak. Fark etmeyeceksin. Seni uyandıran üşümen olmayacak. Ama üşüyeceksin.

Rüyalarına sıkıca sarıl! Uyanmak istemeyeceğin şeyler olacak. Nefessiz kalacaksın. Kalbin sıkışacak. Derinin altında parça parça damarlarının tutuştuğunu hissedeceksin. Alnında, saçının bittiği yerde, soğuk ter damlacıkları belirecek. Onlar bile korkup geri gidecek. Bağırmak isteyeceksin; boğazındaki düğüm buna izin vermeyecek. Ama acelemiz yok.

Taş ölünceye dek
Kimse ölmeyecek

Düşlerine giriyorum. Sen yaşamına ara vermişken ben işime başlıyorum. O an bir ağırlık çöküyor üstüne.

Özgürleşiyorsun…

Atları seviyorsun, biliyorum. Sıcaktan uyuyamadığın gecelerde onları düşlüyorsun. Bütün denizlerden uzak; bir yerlerde, bulutların gölgesinde simsiyah bir at düşlüyorsun. O at sırtlayıp seni, dağların en büyüğüne götürüyor. O dağı sahipleniyorsun. Büyüdüğünü sanıyorsun. Kibrin küllenmiş benliğini kirletiyor. Kuşları görüyorsun…

Ve panikliyorsun.

Havada ayak izleri var

Aptal düşlerine dalmış ve uyuyakalmışsın. Yine aynı aptallıkla uyanıveriyorsun. Zavallı… Taşların parçalanmasına az kaldı. Dışarıdaki soğuğu tüketmişsin. Kar yağmaya başlamış. Görüyorsun, seviniyorsun, niye sevindiğini bilmiyorsun. Siyah orkideler düşlüyorsun. Ben düşlerine kan sokuyorum. Nizami yapraklarının içinde, siyah orkidelerden kan dökülüyor. Damlalar ritmik biçimde alnına dokunuyor. İrkiliyorsun.

Ardından bir rahatlık çöküyor üstüne. Uyuduğun yer bir çiçek bahçesine dönüşüyor. Papatyalar ve alaca bir ışık var dört duvar gibi bahçende. Papatyalar ışığı içiyor, içiyor… Kararıyor her yer. Siyah orkideler boğazına dolanıyor. Bir ferahlama değil bu.

Nefessiz kalıyorsun.

Ölüm burada tükeniyor
Kar da tükeniyor

Ölüm başat geliyor sıcaklığına. Sıcaklığın seni yaşama bağlıyor(du). Koparılıyor. 21 gram hafifliyorsun. Teninden renk çekiliyor. Beyaz orkide yaprakları dökülüyor, gözyaşından yoksun omuzlarına. Ölüm kapıyı çarpıp gidiyor. Son kez irkiliyorsun. Ağzının aldığı biçimsiz görünüm, çıkmadan önce dikkatimi celbeden tek şey. Yoluma gidiyorum.

Yolum denizlere düşüyor, hava aydınlık. Denizlerin içine giriyorum. İçlerindeki yolları geziyorum. Denizlerin içinde, denizlerden en uzak yerleri görüyorum. Dolaşırken seni taşıyan ata rastlıyorum. Göz göze geliyoruz. Kafasını çeviriyor. İçtiği suyu terk edip uzaklaşmaya başlıyor. Çok hızlı. Yetişmeye çalışmıyorum. Takipteyim. Sadece gözlüyorum. Dağlara gidiyor yine. Yamaçlarında geziniyor. Seni arıyor. Bulamayacağını bildiği halde arıyor. Arıyor; bulamıyor. Dağa tırmanmaya başlıyor bu sefer.

Bodur bitkilerin arasında nalsız toynaklarıyla sere serpe koşturuyor. Yoluna bir kulübe çıkıyor. Denizi içmiş, tahtaları yosunlanmış, ölü bir kulübe… Bacası kırık ve pencereleri perdeli… Çatısının üstünden atlayıp geçiyor küçük ahşap kulübeyi. Geçtiği yerden itibaren düzlükler başlıyor. Yokuş yukarı düzlükler… Çimlerin hışırtısı tüm dağ boyunca yankılanıyor. Dağ, bu yabanı merak ediyor. Zirvesine kabul ediyor.

At burada duruyor. Yorulmuş ama umrunda değil. Delirmişçesine kendi etrafında dönüyor.

Kırk sefer… Sonra durup dağın zirvesinden gökyüzüne bakıyor. Bulutları göremiyor…

Ve

Sonsuzluğa gidiyor kuşlar

O anda hava kararıyor. Burada gece olmaz diye bilirdim. Sevindim. Rahat bir nefes alıyorum. Gece beni dinlendiriyor. Üstümden sanki büyük bir yük kalkmış ve tutup kendimi denize fırlatmış gibi hissediyorum. Öylesine hafifim ki… Bu bir ferahlık. Denizin dışında, gökyüzüne dikilmiş dolunaya çok şey borçluyum. O elleriyle dalgalara can veriyor ki bir rüzgâr esiyor sanki dudaklarımın arasından. Boynuma dokunuşu ipek gibi… Atı bile umursamıyorum artık. Gözlerime dağın zirvesine bakmalarını emrediyorum. O anda, koştuğum gibi atı oradan yuvarlıyorum. Acıdan hediye çığlıklar kopuyor çelimsiz bacaklarıyla yuvarlanırken attan. Hem de çimenlerde bıraktığı kan izlerini göremeden yuvarlanıyor siyah at. En dipteki kayalıklara çarpıyor. Senin de mezarın orası olsun, diyorum.

Gizemliydi ay ve yeryüzü
Sevideki korkunç bakışma

***

Âşık oluyorum sana. İlk kez bir kurbanıma bu kadar yaklaşıyorum. Ama içim rahat. Biliyorum; ölümü hak etmemişti hiç kimse senin kadar. İlk kez gülümsüyorum…

Sana bakıyorum.

***

Uyanıyorsun.

* Melih Cevdet Anday'ın Sona Erdi Her Şey isimli şiirine Güzellemedir. Koyu renkteki dizeler bu şiiri oluşturmaktadır.

 

Sayı: 30, Yayın tarihi: 24/09/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics