MaviMelek
"Yazdıklarında bir sonuç olmamalı. Sadece hayatın çeşitliliğini göstermelisin. Sonuç çıkarmamalısın." - Kanal Kentlerinde / Demir Özlü

[Deneme] "Uzak Kentlerde Sessiz Bir Ziyaretçi - Demir Özlü’ye Dair" | Hülya Soyşekerci

Demir Özlü

"YALNIZ KALMAK DERİNLEŞMEKTİR. YANILSAMALARLA DOLU OLSA DA."

1970'lerdeki o hareketli ve sancılı gençlik çağımıza toplumcu düşüncenin yanı sıra varoluşçuluğun da damgasını vurduğunu anımsıyorum. Bu felsefeyi yapıtlarının her satırına dokumuş yerli ve yabancı yazarların çoğu ilgi odağımızda yer alıyordu o yıllarda. Derinden yaşadığımız gençlik bunaltılarıyla paralellik kurarak okuduğumuz bir yazardı Demir Özlü. 1958'de yayımladığı ilk kitabı Bunaltı'nın etkileri sürüyordu. Bunaltı'nın ülkemizde varoluşçuluk düşüncesini işleyen ilk yazınsal yapıtlardan oluşu da ona ayrı bir değer ve önem kazandırıyordu. Öykü ve romanlarıyla, varoluşçu anlatılarıyla, doğup büyüdüğü ülkeden uzakta, sürgün yaşamında devam ettirdiği onurlu yazma serüveniyle dikkatimi yoğunlaştırdığım yazarlar arasında yer aldı uzun yıllar boyunca. Bu ilgi ve dikkatimin kaynakları arasında, yapıtlarına hayranlık duyduğum Tezer Özlü'den kalan yazılar ve anıları okurlarla buluşturmasındaki vefa, içtenlik ve sorumluluk duygusunu takdirle karşılamamın da payı var kuşkusuz. Her zaman için adı kız kardeşi Tezer Özlü ile birlikte anılacak olsa da, Demir Özlü 1950 Kuşağı içinde yer alan bir öykücü ve romancı olarak kendine ait bir anlatı dünyası kurmuş özgün ve yaratıcı bir yazardır.

Demir Özlü 12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında uzun süre İsveç'te sürgünde yaşamak zorunda kaldı ve aradan bir süre geçtikten sonra da vatandaşlıktan çıkarıldı. Bunun üzerine, gönüllü bir sürgünlüğe dönüştü İsveç'teki yaşamı. Türkiye'ye kendi isteğiyle yeniden adım atması, on yıl sonra; 1989'da gerçekleşti. O zamandan beri Stockholm ve İstanbul arasında yaşıyor Demir Özlü; iç dünyasında Stockholm ile İstanbul arasında görünmez, derin kanallar açarak.

“Kopulan yer, bağlanılandır aslında”

Zor yıllarında sürgünde yaşayan pek çok yazar gibi dile sığındı; yaşadığı kentlerin mekânlarını ve insanlarını canlı, duygulu ve etkili bir anlatımla kaleme aldı, İstanbul sevgisi ve özlemini satırlar arasında bir yürek atışı gibi duyumsattı Demir Özlü. Kanal Kentlerinde - Demir Özlü2002'de Berlin'de yaşadığı günlerden birinde (1 Ekim 2002) günlüğüne şöyle yazdığına tanık oluruz: “Yirmi üç yıldır başkalarının olan ülkelerde yaşıyorum. İsveç'te, Almanya'da, bir süre kalmaya gittiğim her ülkede bir 'ziyaretçi'yim. Kendim de böyle hissediyorum. Bir 'misafir' değil, bir 'ziyaretçi'. Sessiz bir ziyaretçi. Başka bir şey değil. Kendi ülkeme gittiğim zaman neyim? Orada da bir 'ziyaretçi' değil miyim?” (Kanal Kentlerinde, s. 17)

Feridun Andaç, Sürgünlüğün Bin Yüzü: Sürgünde Edebiyatçılar(1) adlı incelemesinde sürgünlük kavramıyla ilgili olarak şu saptamalarda bulunuyor: “Günü, anı aşan bir boyutta yaşar sürgün. Hem zamanın içinde, hem de dışındadır. Kaçış ve yalnızlıkla örtülüdür dünyası. Yaşadığı yer değil, yaşattıkları/onda yaşayanlar önemlidir. Kopulan yer, bağlanılandır aslında (…) Vardığı yerde sürekli geçmiştedir; onu yaşar, onu sorgular ve yaşatır. Köksüzlüğü sindiremez. Kimliğini yitirmiştir. Bir yenisini arayışını, cebelleşmesini yaşar (…) Geçmişini canlı tutan öğeler yaşamında yer etse de, yeni kimliğinin adını arar yeryüzü haritalarında. Oysa boşunadır. Çünkü yüzünün aylasında ışıyan yalnızlığına resmedilmiş, künyesine kazınmıştır adı: sürgün, gezgin, göçebe.”

“Önemli olan bizim iç yaşamamızdır, bu sürüp duran acıdır”

Demir Özlü'nün yapıtlarında bu derin yalnızlık ve hüzün duygusu yer yer iç sızısına dönüşerek okurun yüreğinde çoğalır. Özellikle güncelerinde 'yalnız ve yazan' bir adamla karşı karşıya kalırız. Bundan birkaç yıl önce sürgündeki edebiyatçıları konu alan bir günceme şöyle yazmıştım: “Gerçekten de 'mekânsızlığın coğrafyası'nda, yalnızlığa, içinde daimi bir iç sızısına, özleme, yurtsamaya, yaşadıklarına, geçmişine mahkûmdur sürgün. Onun can damarı anadilidir. O dili bir şekilde içinde yaşatmaya; dışında yaşamaya; dilin seslerini, özel büyüsünü arayıp bulmaya çalışır. Özlediği sesler zihninin derinliklerinde dolaşır ve bir gün o seslerin yazıların içinden bütün gücüyle yükseldiğini duyar, duyumsar. Sürgündeki edebiyatçı işte o noktada, bir ırmak gibi çağıldar yapıtlarında. Sürgünlüğün pek çok yazara esin veren gizemli bir güç olması bundandır aslında. Birçok yazar, en verimli dönemini sürgünde yaşar. Bu dönemin yalnızlığı ve yurtsama duygusu, onu yazmaya kışkırtır adeta.”(2) Demir Özlü'nün yazı dünyası da asıl olarak sürgünde şekillenir ve var olur. Sürgündeyken, içinde yaşadığı/yaşattığı, bulvarlarını adımladığı ve kafelerinde oturduğu, parklarında ve kanallarında gezindiği kentleri anı ve güncelerinde okurken, yanı sıra yazarın yazma süreçlerine ve yazma sancılarına tanık olmanın heyecanını da duyumsarız içimizde.

Demir Özlü'nün kurmaca yapıtlarına ve anlatılarına da yansır bu uzak iklimler. Özellikle 1989 Sait Faik Öykü Armağanı'nı alan Stockholm Öyküleri kitabına damgasını vurur. Demir Özlü, dile getirdiği insanlık durumlarını sürgünlük olarak adlandırmaz; “ayrı düşme, parçalanma, yitirilmişliğin sızısı, bitmeyen yolculuklar, mutsuz doyum anlarıdır” onlar. Bu durum Bunaltı | Demir Özlüaynı zamanda varoluşsal bir kopmanın da ifadesi olarak dikkat çeker. Öykülerinde farklı bir tarz ve biçemi önceleyen Demir Özlü bu konudaki ipuçlarını ilk kitabı Bunaltı'da şöyle verir: “Hikâyeye nasıl başlayacağımı bilemiyorum, hikâye yazmak, bütün olup biteni anlatmakla hiçbir şeyi söylemiş olmam ki. Hem elimden gelmez bu. Çok başka çeşit anlatmalıyım, yaşamaya sabırsızlıkla atıldığım zamanla, her şeyi yitirip, bıktığım zaman arasındaki büyük farkı. Olayları birer birer sıralamak sıkıntı veriyor bana, hem olay da nedir ki? Önemli olan bizim iç yaşamamızdır, bu sürüp duran acıdır. Varlığımın, kopmuş, aşırılığa sürüklenmiş varlığımın bu çoktan ölü töreler arasındaki serüveni bu, kendim için ayrı bir yaşama kurmaya çalışmıştım, hepsi o kadar.(3) Kronolojik zaman algısıyla yazmak istemez Demir Özlü; çünkü o, insan gerçekliğinin derinliklerine bilinç akışı içinde ulaşılabileceğini düşünen yazarlardandır. Bilinç akışında zamanlar kırılıp parçalanır, birbiri içinde akar. Aynı anda tüm zamanlara uzanır insan zihni.

Büyük kentlerin keşfine çıkmış bir 'flaneur'

Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü'nde onun için “Hikâyelerinin yapısını varoluşçu ve gerçeküstücü öğelerle oluşturdu, entelektüel ve esrarlı havasıyla yalın gerçekçilerin karşıtı bir yazar oldu.” der. Ne kadar doğru bir tespittir bu. Varoluşçu ve gerçeküstücü öğeler yazdıklarında gizemli bir atmosferi solumamızı sağlar. Stockholm Öyküleri sonrasında giderek toplumcu imgeler ve sezdirmeler de bu atmosferin içinde yer alarak, yazarın öykü dünyasına yepyeni boyutlar katar. Avrupa'dan izler ve imgeler düşer satırlarına; yolculuklar, kentler, dış dünyadan içe, iç dünyadan dışa doğru geçiş yapan anlatı süreçleri…

Yalnızlığına, yazmaya, yollara, anılara ve ardında bıraktıklarına sığınır yazar. Yolunun üzerindeki yaşamlar ve kentler de onu bekler tüm gizemiyle. Demir Özlü, büyük kentlerin keşfine çıkmış bir 'flaneur'dür aynı zamanda. Özellikle Berlin Güncesi, Paris Güncesi gibi yapıtlarında tüm gerçekliğiyle öne çıkan bir durumdur bu. Yazarın 2010 sonunda yayımlanan kitabı da bir günce; adı Kanal Kentlerinde olan bu kitabın ilk bölümünde, Amerika 1954 romanını Berlin'de yazma sürecinden birkaç ayı (25 Eylül-25 Kasım 2002) tüm içtenliğiyle anlatıyor; yazma yalnızlığında kendi iç sesiyle, yarattığı kahramanlarla arkadaş oluyor. Satırlar, sayfalar çoğalıp roman ilerledikçe bambaşka bir mutluluk sarıyor yazarın yüreğini. Yazarak, yaratarak varoluş sorununu aşmaya çabalıyor. Bunun yanı sıra kentle, kentsel mekânlarla da candan bir dostluk kuruyor. Çocukluk, gençlik anılarıyla günlüklerini geçmiş zamanlara açıyor. Pek çok düşünce kaynaşıyor satırlarda. Özellikle öykü yazanların örnek alacağı, üzerinde düşüneceği cümleler: “…roman, anlatı, öykü yazan biri olarak aklıma gelen şu (sanki ilkeleşmesi gereken bir şey): Yazdıklarında bir sonuç olmamalı. Sadece hayatın çeşitliliğini göstermelisin. Sonuç çıkarmamalısın. Yansıttığın (gösterdiğin) hayat sahneleri içinde, sence (ya da sahnenin kendince) varolan sonuç çok saklı olmalı.” (K.K., s. 63) Bu düşüncelerin modernist öykü anlayışıyla uyumlu olduğunu da belirtmek gerek. Demir Özlü | Foto: Renate-von-MangoldtBerlin'deyken kaldırımda otobüs bekleyen Kristin'e rastladığını yazar 24 Kasım tarihli güncesine. Kristin, Berlin'de Sanrı adlı anlatısının kahramanı genç kadın yazardır. Demir Özlü aynı günceye şöyle devam eder: “Gerçekte başka bir yaşamda mıydı bu? Çünkü ona duygularla dolu olarak tam on sekiz yıl önce rastlamıştım. Kaldırımda dolaşıyordu. İnanmak olanaksız.” (K.K., s. 72) Düşle gerçek birbiri içinde sürer bu satırlarda.

Sanki bir düş evreni içindeydik

Demir Özlü'nün kanalları, parkları ve dingin güzellikleriyle sanatçıların yüzyıllar boyunca ilgisini çeken Berlin'in yanı sıra Amsterdam'da geçirdiği günleri de Kanal Kentlerinde kitabında anlattığına tanık oluyoruz ayrıca 1985 kışında Amsterdam'da yalnız geçen günlerinin Kanallar adlı anlatısında derin izleri olduğunu dile getiriyor yazar. Bu kentteki yalnız gezintilerinden sonsuz zevk aldığını, bir yandan da anlatının ilk imgelerinin zihninde doğduğunu belirtiyor. “Beni etkileyen bu yolcululukta -çünkü üzerimde Zürich'teki hasta kardeşimin yükünü de taşıyordum- anlatının yazılması arasında çok uzun bir zaman geçti.” (K.K., s. 81) diye sürdürüyor satırlarını. İlerleyen sayfalarda yazarın kent kütüphanelerinde varoluşçu filozoflara, özellikle Kierkegaard'a dair okuduğu kitaplardan aldığı notlar ve onlara yazdığı yorumlar yer alıyor. Okudukça, Demir Özlü'nün aynı zamanda kendi iç dünyasına açılan kanalların keşfine çıkmış olduğunu da fark ediyoruz. Yazar, sızı veren anılar gibi içinde taşıyor kentlerin kanallarını. Gerçek anlamının yanı sıra mecaz olarak da yorumlanabilir yazarın anlattığı kanallar. Yazmakla varolmak, dış yolculukla iç yolculuk, sıla ile gurbet, imgelerle duygular, düşlerle gerçekler bir arada akıyor bu derin ve görünmez kanallarda. Kanallar metaforu hem buluşmayı ve birlikteliği, hem de ayrı düşme ve parçalanmayı temsil ediyor kendi içinde.

Geçen yıl Kitap Fuarı sırasında iki yazar arkadaşımla birlikte İzmir'den İstanbul'a geldiğimiz günleri anımsıyorum. 6 Kasım 2010'da tüm öykülerini hayranlıkla okuduğumuz ve hakkında incelemeler yazdığımız sevgili Leylâ Erbil'i ziyaretimiz sırasında bizi bir sürpriz bekliyordu; Demir Özlü de oradaydı. Güzel bir tanışma, buluşma ve sohbet ortamında bu iki usta yazarımızla konuşurken zamanın nasıl akıp geçtiğini anlayamadık. Demir Özlü'nün çocukluk anılarında Ege'nin ve İzmir'in de önemli bir yeri oluşunu daha iyi anladık. O gün sanki bir düş evreni içindeydik; Leylâ Erbil, Demir Özlü ve duvardaki tabloda sık sık bizlerle göz göze gelen Sait Faik'le birlikte 1950 Kuşağı'nın ruhunu duyumsuyorduk içimizde. Kitaplardan konuştuk; yazıdan, yazma süreçlerinden, uzak iklimlerden, yabancı kentlerden ve İstanbul'dan…

İzmir'e döndükten bir süre sonra Kanal Kentlerinde'nin yayımlandığı haberini alır almaz bir kez daha Demir Özlü anlatılarının, güncelerinin dünyasına gömüldüm. Yeniden, yalnızlığın, ıssızlığın içinde dilin seslerine tutunup yazarak varoluş sancılarını yazınsal yapıtlara dönüştüren Demir Özlü ile buluştum bu son kitabının içinde. “Yalnız kalmak derinleşmektir. Yanılsamalarla dolu olsa da.” (K.K., s. 58) sözlerinin altını birkaç kez çizdim. Uzak kentlerdeki büyük yalnızlığını derin anlatılar, kurmacalar ve güncelere dönüştürerek, dünyaya yaratıcı dilin imgelerinden ve düşlerin içinden bakan Demir Özlü hakkında Onat Kutlar'ın birkaç sözü ile noktalıyorum satırlarımı: “…tıpkı bu güzel eylül gününün gülümseyen hüznü gibi, bir 'melankolinin' peşinde. Kalabalık içinde, dostlar arasında bile çok yalnız, çok güzel ve çok öznel bir yazarın bitmeyen iç yolculuğu…”
~~~

Dipnotlar:
(1) Feridun Andaç, Sürgünlüğün Bin Yüzü: Sürgünde Edebiyatçılar, Can Yayınları, İstanbul, 2004, 300 s.
(2) Hülya Soyşekerci, Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar, Kanguru Yayınları, Ankara, Mart 2008, s. 151-152.
(3) Demir Özlü, Bunaltı, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2009, s. 68.

~~~
Sayı: 50, Yayın tarihi: 19/03/2011
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics