MaviMelek
"Ey gönlüm, her güneşi senin üstüne boşalttım, her geceyi ve her sessizliği ve her özlemi: - derken büyüdün asma gibi sen." Nietzsche

[Öykü] "Tütüncü Mehmet Efendi’yle Kahraman İnsan’ın Hikâyesi" | Asım Demirağ

Tütüncü Mehmet Efendi’yle Kahraman İnsan’ın Hikâyesi | KaraÇizme

"BÜYÜK PİPİYLE CANAVAR KOVMA İSTEĞİ"

Sizlere, şimdi, Kahraman İnsan ile Tütüncü Mehmet Efendi'nin hikâyesini anlatmaktayım. Bu hikâyenin başı, yaradılışın başıyla başlar. O kadar eskilere dayanır ki, o zamanlar ne kahraman vardır ne insan, ne tütün, ne de Mehmet. Bir tek efendi vardı. Ama o da tek olduğu için efendiliğinin anlamı yoktu. Tabii önce efendi geldi, sonra da efendinin anlamı. Ben ise hikâyeyi anlatmaya hem efendi, hem insan, hem kahraman, hem tütün hem de Mehmet'in anlamını bulduğu dönemlerden, üç beş dönem sonrasından başlayacağım. Ne var ki, hikâyeyi anlatmaya çoktan başladığım için aslında o dönemlerden değil, şimdi dediğimdeki şimdiden başlayacağım. Böylece başlıyorum.
Bir varmış, iki yokmuş, üç varmış. Toplamları dört edermiş. Bunu, işte, Mehmet Efendi pek iyi bilirmiş de Kahraman İnsan bir türlü hatırlamazmış.

Kahraman İnsan, uzun boylu, ince kemikli, köse ve kel bir bedene sahipti. Gözleri hareket eden, dakikada birkaç kere kapanıp açılan, dudakları bazen büzülen, bazen gerilen, bazen de olduğu gibi kalan (ara durumlar keşfedilmemişti), sesini ses telleri vasıtasıyla çıkarmakla birlikte ses telinin ne olduğunu bilmeyen, el parmakları kadar ayak parmaklarının olduğunu fark etmesi tam 21 yıl almış bir gençti. Pipisi küçük olduğu için pek sallanmazdı (o zamanlar koyunların ne işe yarayabilecekleri konusunda ciddi tartışmalar dönse de, bir karara varamamışlardı, bu yüzden herkes çıplaktı) ilk kez büyüdüğünde korkudan bayılmıştı. 30 yaşındaydı.

İkinci kez büyüdüğünde, duruma alışmıştı ve bu fenomenin nedenini araştırmaya koyuldu. Onun gibi pipisi dışarıda olan insanlar gezegene yeni gönderilmişti ve bu konuda atalarından miras aldığı bir bilgi yoktu. Babası da zaten annesini döllerken tam iki ay geçmişti. Çünkü kadın zevkten her bağırışında adam yanlış bir şey yaptığını sanıp çekiliyordu. Kadın da bunun, işin bir parçası olduğunu düşünerek “devam et” demiyordu. Hadiseyi de insanlık yeni keşfettiği için kimse birbirine bir şey söylemiyor ya deneysel çalışmalarının sessizlik içinde sürmesi gerektiğine inandıkları için ya da insan bedeninin en çabuk gelişmiş tarafı olan egonun emriyle bilgi paylaşmamak için konuşmuyorlardı. Bunun nedenini bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: O zamanlar elli altmış kelime vardı. Bunların yirmi tanesi aslında “ben” anlamına geliyordu, ama onlar kendilerini duruma göre değişen varlıklar olarak bellemişlerdi, mesela yağmurun altında ıslanan ben için başka bir kelime, uyandıktan sonra afyonu patlayana kadar geçen zamandaki halleri için başka bir kelime vardı. Yanlış anlaşılmasın ki, onlar bu “ben” anlamına gelen kelimeleri, “sen” ve “o” anlamında da kullanırlardı. Ama biz, siz, onlar yoktu. Daha “çoğul” da keşfedilmemişti. Neyse döllenme hadisesine dönersek, sevişirken Adam da zevk almadığı için devam etmesi gerektiğini fark edememişti. Tabii önce kadınlar bu işten zevk alındığını fark etti ve adamlara onlar öğretti. Zaten hâlâ sırf bu yüzden kadınların daha çok zevk aldığı düşünülür.

Kahraman İnsan'a dönelim. Kahraman, büyüyen pipiyle, küçükken etrafı ıslatabilen pipinin aynı pipi olduğunu hemen anladı. Bu duruma tüm evren şaşırdı; çünkü bu Kahraman İnsan'ın ilk defa bir şeyi hemen anlamasıydı. Pek hemen değil gerçi, ama ilkinde bayıldığı için saymadılar. Bu anlama hızı, bu arada, o yılın rekorlar kitabına da girdi. Bunu anlar anlamaz, büyüyen pipinin de etrafı ıslatabileceğini düşündü. Ve birden şimşekler çaktı. O küçük haldeyken bile yerde gezen bazı varlıkları birkaç desimetre uzağa sürükleyebiliyordu. Evet! Pipisinin bu haliyle o zaman etrafta kardeşlerini yiyen canavarları uzaklaştırabilirdi! Bunu gerçekten istedi ve hayatında ilk deneyine başladı. O zamanlar bir gencin adam olması için içten gelen bir hisle bir deneye başlaması gerekmekteydi, deneye başlayınca da insana bir isim verilirdi. (Kahraman ismi buradan gelir ve dünya tarihindeki tüm kahramanlar da aslında İnsan'ın bu isteğini duyanlardır –büyük pipiyle canavar kovma isteği).

Deneyleri çok bir sonuç vermiyordu. Evet bir ıslaklık çıkarabiliyordu, ama bu ıslaklık canavarı sadece daha çok kızdırabilirdi. Onu kovamazdı. Daha çok çalışmalıydı, fakat günde çok fazla deneyemiyordu. Çünkü her deney nedense pek yorgunluk veriyordu işin sonunda.

İşte tüm bu olan bitenin farkında olan Tütüncü Mehmet Efendi –ki o yaklaşık sekiz yüz yaşındaydı ama eski tip bir adamdı. Yani tek cins döneminde vardı; kendi kendini dölleyip doğururdu– Yeterli bir bilgeliğe ama yetersiz bir bilince sahip olduğu için, dünyada birçok şeyi yapabiliyor ama yaptıklarının doğruluğunu tartamıyordu. Hâlâ içgüdüleriyle yaşıyordu.
Gezegene iki cinse bölünmüş yeni insanlar gönderilince, kendisine daha az benzeyenlerden birini kaçırmış, onu iyice ve kendi yöntemleriyle incelemiş, sonra da ondan bir tane doğurmanın yolunu başarmıştı. Ama bu sadece bir deney olduğu için doğurduğu ilk kızını öldürmüştü. Kaçırdığı kadını da bu olayı başkalarına anlatmaması için öldürmüştü. Zaten öldürmesi iyi oldu; çünkü kadın, buraya küçük insanı kendisinin doğuracağı içgüdüsüyle gelmiş fakat bir başka insanın ters taraftan bir çocuk çıkardığını görmüş ve de bu yüzden kendini kandırılmış hissetmişti. Bu his de onu kısır yapmıştı, yaşam enerjisi gitmişti. Yani zaten ölmüştü.

Bu şekilde kadın doğurmayı öğrenen Mehmet Efendi, bir gün bir ara lazım olur diye bir kadın doğurmuş ve onu atalarının tasarımı olan tütünle besleyip, tam bir robot haline getirmişti. Mehmet Efendi ne derse yapıyordu. Ama işte, Mehmet Efendi de tam anlamıyla bir bilge değildi, bir keresinde çünkü “kakam geldi, yap” demişti. Kadın da Mehmet Efendi'nin kakasını yapmaya çalışırken, Efendi'nin canını acıtmıştı. Cezayı tabii ki çekti ve bir bütün tütün tarlasını yemek zorunda kaldı. Tütüncü Mehmet Efendi, atalarından gelen bu bilgiyi çok iyi kullanmıştı: Tütün koşullandıran bir cezadır. O zamanlar ödül ile koşullandırma bilinmiyordu.

Mehmet Efendi, Kahraman İnsanın deneyini duyunca “işte vakti geldi” dedi. Artık atalarından gelen planı yürürlüğe koyabileceğini biliyordu ve ne yapması gerektiğini kızına söyledi.
Kahraman İnsan, bir ağacın altında bağdaş kurmuş ve derin düşüncelerdeydi. Ne yaptığını bilseydi yapmak istediğini de yapardı, ama o zamanlar bir ağacın altında bağdaş kurup derin derin düşünürsen istediğin olur inancı vardı; Buda da bunu yaptı ama o bu durumun tüm detaylarını keşfettiği için bu inancı bilgiye çevirip insanlara aktardı.
Nedenini bilemediği bir şekilde Kahraman kafasını kaldırdı ve karşıdan bir kadının geldiğini gördü. Ayağa kalktı. Ve onun yaklaşmasını izledi. İzlerken ve kadın her yaklaştığında, küçük pipi hareket etmeye başladı ve kadın Kahraman'ın karşısına gelince pipi kocaman oldu. Hiç bu kadar büyümemişti, diye düşündü Kahraman. Ve hemen anladı ki, bu kadın aslında bir canavardı ve kadın kılığına girmişti. Zaten kalp atışları da arttığına göre bu doğruydu, korkması gerekiyordu ve korktu Kahraman. Korkunca pipisi küçüldü ama bunu önemsemedi; çünkü zaten onunla canavarları kovmayı başaramamıştı.
“Kahraman mıyım?” dedi kız.
“Evet Kahraman'ım ben kimim, canavar mıyım,” diye yanıtladı.
“Hayır hayır. Ben Kız'ım ve beni kovmamın yolunu bulmama yardım etmek için geldim.”
“Kız ne demem ki?”
“Bilmiyorum babam bana böyle diyorum.”
“Ne istiyorum?” diye sordu Kahraman, ama kızın doğru anladığı gibi “ne istiyorsun” demek istiyordu.
“Tütün istiyormuşum,” dedi kız.
“Tütün, neyim?”
“Tütün, bir tekerleğim,” dedi kız. O zamanlar tüm bitkilere tekerlek denirdi.
“Neden tütün istiyormuşum?”
“Çünkü tütün büyük pipimin gücünü arttırırmışım.”
“O zaman istiyorum evet.”
“O zaman veriyorum.”
“Verdim mi?”
“Verdim, aldım mı?
“Aldım.”

Elden ele bir şey verirlerken genelde bu diyalog geçerdi; çünkü emin olamıyorlardı alıp verdiklerine, bu durumu izleyen tanrılar daha sonra “aldım verdim ben seni yendim” ifadesini yaratıp postalamışlardır.
Tütünü alan Kahraman İnsan onu hemen yemeğe başladı. İyice çiğnedi, çiğnedi. Büyük pipinin gücünü arttıracağına inandığı için tadını da çok sevmişti. Bir sefer o kadar çok yedi ki, bir süre sonra yemediği zaman pipisini büyütememeye başlamıştı. Bu duruma bir anlam veremiyordu, ama sorun etmedi; çünkü anlam verememek onun çok alışık olduğu doğal bir durumdu ve başka bir inanç gelene kadar var olan inancı sürdürme içgüdüsünü uyguluyordu.
O inanç geldi. Gelmek zorundaydı, yoksa Kahraman İnsan tüm insanları öldürebilirdi. Çünkü tütün büyük pipiyi zar zor büyür bir hale getirdiği gibi, büyük pipiden çıkan cılız ıslaklığınsa küçük pipiden çıkan ıslaklığa dönüşmesine neden olurdu. O zaman Kahraman İnsan başardığını sanarak bir canavarı yenmeye çalışırdı ki başarırdı. Çünkü canavarlar üzerlerine işenmesinden çok korkarlardı ve bu korkuları her tarafa korku salmak için işemelerinin de nedeniydi. İnsan bu yüzden yapmazdı çişini, o sadece çişi geldiği için yapardı ve zamanla da bu ıslaklığı yöneterek oyun oynamaya, eğlenmeye başlamıştı. Kahraman İnsan canavarı yenince, bir süre bekledikten sonra (bir süre tek kahraman olmak için) bu becerisini ve sırrını tüm insanlarla paylaşırdı, bu da insanların soyunu tüketirdi.

O inanç bir rüya ile geldi. Yeni insanın gördüğü ilk rüya. İlk müdahale. Rüyanın detaylarını hatırlamıyorum, çünkü ben görmedim. Ama Kahraman İnsan bu rüyadan bir kâbus gibi uyandı. Korkuyordu; çünkü rüyada ona sırrının çalışmayacağı söylenmişti. Oysa çalışacaktı. Hemen ağzına birkaç tütün attı, ve bir süre sonra tükürmek zorunda kaldı. Rüya, ilk rüya olduğu için, o kadar gerçekti ki hemen inanmıştı ve tütünün tadını sevmemeye başlamıştı. Bir süre şapşal şapşal dolaştı. Sonra, şapşallığı arttı ama bu şapşallık, başında artıyordu: Başı şapşallaşıyordu.
Bir insanla karşılaştı. İnsan ona “Merhaba Kahraman nasılım?” dedi çok sevecen bir şekilde, fakat Kahraman buna çok sinirlendi ve adamı öldürdü ve yoluna devam etti. Karşısına bir kadın çıktı. Kadın Kahraman'ın durumunu anladı ve uzaklaşmaya başladı. Fakat Kahraman kadını görünce pipisinin büyümediğini fark etti ve sinirlendi, kadının peşinden koşmaya başladı. Kadın sadece kadınların çıkabildiği bir tür ağacı bulup tırmanana kadar gerçekten çok korktu. Ama Kahraman'ın siniri geçmemişti. Ve etrafında bulduğu taşları Kadın'a fırlatmaya başladı. Taşlar kadına çarpmıyordu; çünkü Kadın, daldan dala sürekli kaçıyordu. Ve bir mucize gerçekleşti! Kadın bir dalın üstüne sıçradı, dal kırıldı ve kadın yere düştü.

Bu sahne Kahraman İnsan'ın ve tüm insanlığın kaderini değiştirmiştir. Kahraman İnsan ne olduğunu fark etti: Taş attı ve kadın bir dala çıktı ve dal kadını taşımayı reddetti. Bu ilk defa olmuştu. Durumu hemen anlamaya girişti ve bir kez daha hemen anladı. Bu anlama Kahraman'a deneyini hatırlattı. Deneyini hatırlayan Kahraman'ın kafasındaki şaşkınlık hemen gitti. Çünkü artık canavarı korkutmanın yolunu bulmuştu: Taş! Sonuç canavarı kovmak değil miydi? Bunu büyüyen pipiden çıkan ıslaklıkla yapmak zorunda olmadığı fark etti. Ama tabii taşın yetmeyeceğini de fark etti, canavarı bir yolla ağaca çekmenin ve bir dalın onu taşımasını reddetmesi gerektiğini de düşündü.
Bu durumu fark eden Tütüncü Mehmet Efendi çok sinirlendi ve ceza olarak kızına çeyrek tütün tarlası yedirtti. Yeni bir plan yapması gerekiyordu. Mesele Kahraman'ı öldürmek olsaydı durum çok kolaydı. Mesele yeni gelen insanı tümüyle yok etmekti ve elinde bunu yapabileceğini bildiği silahı vardı: Tütün. Ama nasıl?
Kız, babasının bu durumunu fark edince iyi niyetle şöyle dedi:
“Baba neden tütün yemiyorum böylece planımı bulabilirim?”
“Olmaz!” dedi Efendi.
“Neden?”
“Mehmet tütün yemem.”
“Neden?”
“Mehmet tütün yersem Mehmetzikir olurum.”
Kız anlamamıştı, aslında Efendi de anlamamıştı. Çünkü Mehmet yerine Mehmetzikir olsaydı, yeni insanı tütün kullanmadan yok edebilir. Bazen anlamamak iyidir.

Günlerce düşündü Mehmet Efendi, diğer tarafta da Kahraman düşünüyordu. İkisi de o kadar yoğun düşünüyordu ki, ilahi taktir neye karar vermesi gerektiği konusunda emin olamıyordu. Sonuçta kararını verdi, ve ikisine de sordukları soruların yanıtlarını gönderdi. Evet, o zamanlar ilahi taktir yanıt gönderme konusunda bir yargıya sahipti.
Yanıtı alan Tütüncü Mehmet Efendi, kızına ne yapması gerektiğini söyledi.
Yanıtı alan Kahraman İnsan ise planını yaptı ve ertesi gün uygulamak için uyumaya başladı, sonra uyandı.
Plan basitti: Önce bir ağaç seçecekti, sonra o ağaca yakın bir yere toplayabildiği kadar taşı koyacaktı. Ağaca tırmanıp bir dala canavarı reddetmesi için ricada bulunacaktı. (O zamanlar tekerleklerin çoğu ricaları kabul ederdi). Sonra canavarı kızdırıp kaçacak ve ağaca tırmanacaktı. Canavar peşinden geldiği sırada ağaçtan inip taşların yanına gidecek ve canavara taş atmaya çalışacaktı. Taşları önce canavarın ağaçtan inmesini engelleyecek şekilde daha sonra da ricasını kabul eden dala doğru yönlendirilecek şekilde atacaktı. Ve dal üzerine düşeni yapıp canavarı düşürecekti.
Ama kız geldi.
“Gitmemi istiyorum hemen” dedi Kahraman.
“Gidemem” dedi kız.
“Beni kandırdım.”
“Neden bahsediyorum.”
“Gördüğüm gerçekten bahsediyorum.”
“Gerçektim ama.”
“Evet ama benden daha mı gerçektim.”
Kahraman durdu ve düşündü. Gördüğü rüyanın aslında gerçek olmadığını ve anlayamadığı bir şekilde ona gerçek geldiği kanısına vardı. Kız bunu kolayca yapabilmişti; çünkü tütünün izleri Kahraman'da hâlâ mevcuttu.
“Doğru söylüyorum” dedi Kahraman.
“Evet doğru söylüyorum.”
“Doğru söylüyorum ama bunun bir önemi yok, ben planımı yaptım ve canavarı kovmamım yolunu buldum.”
“Planım ne ki?” dedi kız.
Kahraman planını anlattı.
“Ama” dedi kız “tekerleğim beni dinleyeceğimi nerden biliyorum?”
“Dinleyeceğim!”
“Emin değilim ama, ve ben kesinlikle dinleyeceğim bir tekerlek biliyorum.”
“Gerçekten mi?”
“Tabii ki gerçekten, tütün verdiğim tekerlek kesinlikle dinlerim beni.”
Kahraman bir süre düşündü. Emin değildi ama kıza inanmayı, rüyasına ve planına inanmaya nedense tercih etti. O neden hâlâ meçhul.
“Peki” dedi, “olmamsa kendim seçtiğim tekerlekle yaparım bu işi.”
“Tabii öyle yaparım.”
Tütün veren ağacın yanına gittiklerinde tam bir hayal kırıklığıydı Kahraman için. Çünkü ağaç çok küçüktü ve canavar o ağacı bir göğüs darbesiyle indirebilirdi. Kız, belli ki, hiç canavar görmemişti.
“Hiç canavar gördüm mü?” diye sordu Kahraman.
“Hayır.”
“Bu tekerlek uygun değilim.”
“Neden?” dedi kız.
“Canavar çok büyüğüm.”
Kız üzülmüştü; çünkü babasının sözü işe yaramamıştı. Bu nasıl olmuştu ki? Babası ona tam ne demişti? Yediği tütünlerden dolayı bunu tam hatırlamıyordu, ama evet Kahraman'ı tütün ağacının yanına getirmesi yeterli olacaktı.
“Üzüldüm.”
“Önemli değil, kendi planıma dönüyorum.”

Kız gerçekten çok üzüldü. O kadar çok üzüldü ki, neden üzüldüğünü unuttu ve sadece üzüntü oldu. Gözyaşları çıkıyordu, ama kahverengiydi, tütün rengindeydi. Bu durumu kimse fark etmedi. Kahraman biraz uzaklaştıktan sonra. Kız ardından bağırdı: “Kahraman bekle!” ve ona doğru koşmaya başladı. Babasına geri dönemezdi; çünkü gene başarısız olmuştu ve tütün yemek zorunda kalacaktı. Tütün yemezse başının ağrıyacağını da bilmiyordu; çünkü hiç o kadar tütün yemeden durmamıştı ve her tütün yiyişinde –ki bu en az çeyrek tarla kadardı– kendisini çok kötü hissediyordu. İsim verebilseydi, bu hisse “paramparçalık” derdi. Şimdi ise, koşarken, üzüntüsü geçmişti ve yerini çok büyük bir kararlılık almıştı.
“Ne istiyorum?” dedi Kahraman.
“Benimle geliyorum.”
“Kesinlikle olmam.”
“Neden?”
“Çünkü planımı değiştirmem zorunda kalırım.”
“Ama zaten benim planım işlemeyecektim.”
“Neden ki?”
“Bunu bana söylemedim; çünkü beni başka bir plan için kandırıyordum.”
Bütün bildiklerini anlattı kız. Kahraman sürekli “neden” diye soruyordu, ama yanıt alamıyordu; çünkü kız da nedenini bilmiyordu. Kahraman kıza merhamet göstermedi, kendisini kandırmaya çalışmasına takılmıştı. Ve ayağa kalkıp çekip gitmek istedi. Ama kız o kadar çok ağlamaya başlamıştı ki, gözünden çıkan gözyaşlarının kahverengiliği fark edilir olmuştu. Kahraman, yerde oturarak ağlayan kıza eğildi, parmağıyla bir gözyaşı damlası aldı. İlk defa bu renkte bir gözyaşı görüyordu. Tadına baktı! Ve tüm bedeni, rüyadan sonra tütün yediğindeki gibi tiksintiyle doldu. Bu tiksinti sayesinde, bugün hâlâ varız!
“Peki” dedi Kahraman, “gel.”
Kız o kadar saftı ki sanki ağlayan kendisi değilmiş gibi sıçradı ayağa ve Kahraman'dan bile hızlı bir şekilde yürümeye koyuldu.

Yol boyunca planı bir kişilikten iki kişiliğe taşımışlardı. Yeni plan şöyleydi: Canavarın ağaca çıkmasını beklemeyeceklerdi, hatta çıkamayacağı bir ağaç seçeceklerdi. Ağaca Kahraman çıkacaktı ve kız canavara görünmeden Kahraman'a taş atacaktı. Canavar anlaştıkları dalın altına gelince, Kahraman o dala sıçrayacaktı ve dal (bu sefer anlaşma Kahraman içindi) onu reddedecek, böylece Kahraman canavarın üstüne düşecekti. Canavar da korkup kaçacaktı.
Fakat plan böyle işlemedi.

Kız ilk taşı atana kadar her şey mükemmeldi. Ama kız daha önce hiç taş atmamıştı ve bunu denemeyi aklına bile getirmemişti. Nasıl yapıldığını Kahraman da göstermiş, “hadi bir deneyelim” dememişti. Ve taş Kahraman'a ulaşmak yerine canavara gelmiş, canavar kızı fark etmişti. Kahraman ile ilgilenmeyi bırakıp kıza doğru ilerlemeye koyulduğunda, kız korkmuştu; ama Kahraman daha çok korkmuştu. O kadar korkmuştu ki, tüm yoğun anlarda olduğu gibi evren ona tüm gerçeğini anlık bir his içinde vermişti.

Kız yüzüne yediği bir pençeyle yere yığıldı, ama canavar ikinci hareketini gerçekleştiremedi. Çünkü Kahraman canavarın üstüne düşmek için dala gereksinmesi olmadığını fark etti ve atladı. Kahraman İnsan, ağaçtan atlayan ilk insandır. Bunu korkarak yaptı ve zaten canavarın üzerine düşemedi; çünkü ne kadar ileriye atlayacağını bilemiyordu. Ama küçük pipisini korkudan ıslaklığı canavara değecek kadar dışarıya çıkardı. Canavar bu ıslaklığı fark eder etmez çok korktu ve kaçmaya başladı. Kahraman İnsan gerçekten de Kahraman olmuştu.
Ama kız kanıyordu. Yüzü kan içindeydi ve kan kaybetmekteydi. Kendini toplayan Kahraman kızın yanına geçtiğinde bir şok daha yaşadı. Kızın kanı da kahverengiydi. Ne yapacağını bilemiyordu. İçgüdüsel olarak kanın tadına bakmak istediyse de korkusu buna engel oldu. Onu ağzına sürmemeliydi. İkinci içgüdü devreye girdi ve kanı koklamak istedi. Bunun için yüzünü yüzüne yaklaştırıyordu. Bir yandan da göğsü göğsüne yaklaşıyordu.
Kızın bacaklarının arasına yaklaşan küçük pipi büyümeye başladı. Kahraman insan tüm vücudunda bir titreme bir heyecan duyuyordu. Kanı koklamayı unutmuştu. Büyüyen pipisine bakınca, pipinin yakınlarında kızın üzerinde daha önce fark etmediği bir deliği gördü. Kahraman insanı Kahraman yapan deneyse, büyüyen pipiyi o deliğe sokma deneyidir.
Sürekli kahverengi akan kan, büyük pipinin delikte gezintisiyle önce allaştı sonra aklaştı sonra tekrar allaştı. Bu olay boyunca kız sürekli bağırıyor ama bağırışındaki artış acının değil zevkin artışıydı ve Kahraman kanın renginin değişimi bitine kadar, korkusunu bastırdı ve babasının yaptığı gibi çekilmedi.

Bir süre sonra, kız artık bağırmıyordu, kanı kırmızıydı. Yüzü gülüyordu, pençe yarasındaki pıhtı, kanamayı durdurmuştu ve Kahraman'dan çekilmesini istedi. Kız, bir daha asla babasına dönmeyeceğini ve ebediyen Kahraman'ıyla kalacağını söylediğinde, Kahraman bunun nedenini, tabii ki anlamamıştı.
Bunun nedenini anlayıp da anlatabilmek tam 3600 yıldan fazla zaman aldı. Bu süre boyunca Kahraman İnsan ve Kız soyundan gelenler ise şu ikilemle uğraşıp durdular: Genlerindeki bir bilgi, tütünün tiksinti verdiğini söylüyordu. Bir başka bilgi ise bu tiksintiyle yaşanabildiğini ve hatta mutlu durumlar oluşturabildiğini.

Bu anlattığım hikâyeyi bana atalarım anlattı. Onlar işte, benim gibi, Kahraman İnsan ile Tütüncü Mehmet Efendi'nin soyundan gelmektedir. Bu hikâye sayesinde aslında, itiraf etmeliyim ki, ben ikilemden kurtuldum, umarım size de biraz olsun ışık tutmuştur.

~~~
Sayı: 41, Yayın tarihi: 08/10/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics