MaviMelek
"Bizler, görünmez'in arılarıyız. Çılgın gibi topluyoruz görünür'ün balını. Görünmez'in büyük altın kovanında biriktirip saklamak için." - Rilke

[Hezeyan] "İtler İstedi Diye Atlar Ölmez" | Merve Tuncer

Hannah Höch

"MUTSUZLUK İÇİP MELANKOLİ KUSUYORUZ"

Zamanın eskimeyen sularında veriyoruz savaşımızı. Okunmuş yaşanmışlıklar kolluyor arkamızı. Kusursuz olmanın dingin rahatlığı var üzerimizde. Çetin savaşlar verdik, ağır miğferlerimiz hâlâ başımızda. Derin maviler yükseliyor bedenimizden.

Rutinler basmış hayatımızı, muamma failleri arıyoruz. Şuh kahkahalarla beziyoruz davetkâr bakışlarımızı. Seyyah duyguların esareti tutuyor, aşağılara çekiyor bizi. Sonu gelmez, meçhul yapbozun değişmez sıradanlıkları bir kez daha bozmaya çabalıyor kanlı eğlencelerimizi…

Küçücük, ufacık yalanlarımız, masum entrikalarımız, kelimebaz pişmanlıklarımız yükseliyor suyun derinliklerinden. İçimizin gözükmesinden ürküyoruz. Ufak akıllarımızla gizlediğimizi sanıyoruz paslanmış acılarımızı. Deneyimsiz, aç sokak kedileri gibiyiz, ağacın tepesindeyiz ve orada kalakalıyoruz. İnemiyoruz. Değişiyoruz.

Silik ruhlarımız ritmik çığlıklar atıyor. Savrulmuş kişiliklerimiz her “akla zarar”ın karşısında selam duruyor. Üzeri tozlanmış mantığımız savaşımıza engel oluyor. Mekanikleşmenin ideal sıcaklığında aynı donma noktasında donuyor göğüslerimiz.

Yıkılmış bedenlerimizi diriltmek için en güçlü afrodizyak, 'gurur' diyoruz. Ekşi ezikliklerimiz her defasında yüzümüzü buruşturuyor. Dumanı dumanla boğmaya kalkıyoruz. Aynı hazin sonla biten çatışmalarımıza hâlâ ayakta olduğumuzu haber ediyoruz. Son nefesimizle haykırıyoruz, “İtler istedi diye atlar ölmez.” Yitik cesaretimizle beynimizin en derinlerine itiyoruz gururumuzu. Yorgunuz. Sedefli yalnızlığımıza geri çekilip, bizden öncekilerin kaderini yaşamaya devam ediyoruz.

Artık saçlarımızın siyahı soldu, dudaklarımızın kırmızısı gitti, gözlerimizden taşmıyor artık illüzyonist ışıklar. Buruk, kekremsi tatlar kaldı damağımızda. Fütursuzca sildik lekelerimizi kâğıt mendillere. Can yoldaşlarımıza sürtündük pisliklerimizle. İhanetin unutulmaz kokusunu çektik ciğerlerimize. Perdelenmiş gökten inen ışık huzmelerinin altında küçük baş hayvan kafalarıyla yaptık biz maçımızı.

Sürgülü kapıların ardında kanlı cinayetler işliyor, onursuzluğa satıyoruz bedenlerimizi. Orospu düşler dolanıyor kafalarımızda. Gözlerimizden, kulaklarımızdan akıyor tanrıtanımaz bekâretimiz.

En mahrem gizlerimize tecavüz edilirken, biz en sağlam duvarların ardında güvende hissediyoruz bacaklarımızı. Brutal zevklerin altında eziliyor ruhumuz, ekstrem ihtiyaçlarını karşılıyoruz hayatımızın.

Kalabalık kırgınlıklara sarıyoruz yaralarımızı. Kaçtığımız sığlarda, yaşasın derinsizlik nidalarıyla en sevimli ayrıntılara vuruyoruz sarhoşluğumuzu. Keskin serinlik canımızı yaksa da, harmanlayıp seriyoruz en uygunsuz düşlerimizi tanrıların önüne… bakımsız, çatlak ellerimizle avuçluyorlar kalplerimizi.

Çift sarmallı kesintisizlik, sihirli görkemiyle, darmadağın yerküreye indirirken yüce balkırları, biz hazırolda bekliyoruz en saygılı selamımızla…

Komşu diyarlara sürüyoruz izdüşümlerimizi, çıtkırıldımların ülkesine mahkum ediyoruz zevklerimizi. Yetmiyor, hiçbir zaman yetmeyeceği gibi. Yetmiyor. Zorlama bilgilerle dolduruyoruz tuz dolu beyinlerimizi.

Derinlere inme tekliflerini reddediyoruz bir bir. Korkuyoruz. Sabah ezanından korktuğumuz gibi.

Sömürülmüş suçlularız biz. Mutsuzluk içip melankoli kusuyoruz. Buruk ve kopuk tatları, şarabı seviyoruz biz. Soru havuzlarımıza yapılan her katkıda daha da demleniyoruz.

Şimdi ahlak abidelerinden kaçış planlarımızı hazırlıyoruz. Manifestomuza zımbaladığımız korku ütopyalarımızı dağıtıyoruz insancıklara. Vakit, firar vakti…

Zamanın eskimeyen sularında veriyoruz savaşımızı…

~~~
Sayı: 41, Yayın tarihi: 10/10/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics