MaviMelek
"Araya giren zamanı sadece yazı değiştirebilir." İstanbul'da Bir Merhamet Haftası / Murat Gülsoy

[Gökçeyazın] "İstanbul'da Bir Merhamet Haftası" | Aylin Parakos

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası | Murat Gülsoy

"BİR 21. YY MİMESİSİ"


"Bir alıntı elbette, bir tiyatro, bir oyun değil bu hayat. O halde dekorları yemeyiniz. Lütfen kendinizden utanmayınız. Unutmayınız."

Her hayat, kendi gerçeği ve de kendi yanılsamasıyla yol alır. Görünen ya da görüldüğü sanılan, duyulan, hissedilen her bir olgu, her bir nesne, her bir insan, yaşanmışlıklarla ve de bu yaşanmışlıklar sonucunda kişiye yadigâr kalan gözlerle değerlendirilmez mi? Yani, herkesin üzerinde taşıdığı bir aynaya akseden görüntülerdir aslında tüm söylenenler, tüm yazılanlar… Bu durumda, daha net bir ifadeyle, dünyaya baktığımız pencere; sadece psikolojideki insan çözümlemelerinde değil, edebiyat metinlerindeki karakterlerin, olay örgüsündeki yerini ve söylemini de belirleyen bir özellik haline geliyor.

Sadece edebiyatta mı? Hemen hemen tüm sanat dallarında, özellikle resim sanatında algılamanın sınırlarını zorlayan bu durum, gerçeküstücü akımın temel malzemesi haline de gelmiş durumda. Bilinçdışı çağrışımlar üzerine kurulu bir bellek, sanatçının yaratma sürecinde, beyniyle kalbi arasındaki bağlantıyı gerçekliğin dışında değerlendirmeye alarak, ortaya bambaşka bir dünya çıkarıyor. Üstelik gerçeğin üzerine çıkan bu İstanbul'da Bir Merhamet Haftası | Marx Ernstbileşim, yer yer gerçeği hatırlatma adına en iyi malzeme haline gelebiliyor.
Tıpkı, Murat Gülsoy'un gerçeküstücü Alman ressam Marx Ernst'ün resimlerinden yola çıkarak yazdığı son romanı İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda olduğu gibi. Bakış açısının, bilinçdışı etkilerin, çevresel faktörlerin algılamadaki süreci nasıl etkilediğini bir film tadında anlatan bu roman, bir resme bakmanın ötesinde, onu zihinsel süreçte anlam parçalarına bölmenin ve yazıya dökmenin zorluğunu, dramasını ve komedisini de gözler önüne seriyor.

Yedi farklı resim, daha doğrusu yedi tane Marx Ernst kolajı… Yedi tepeli bir şehir… Yedi ayrı gün ve yedi bambaşka karakter… Yedi sayısının burada nasıl bir etkiye sahip olduğu da ayrı bir yorum konusu. Ama her şey burada başlıyor. Marx Ernst'ün yazısız, sadece kolajlarından oluşan Merhamet Haftası adlı romanını uzun süre başucundan eksik etmeyen yazar Murat Gülsoy, bu resimlerden yola çıkıp, alışıldığı üzere yine kurgunun sınırlarını alt üst ederek, yazarının kitap için tek bir cümle yazmadığı, karakterlerin birbirleriyle hiçbir bağlantısının olmadığı bir roman çıkarıyor karşımıza. Romanın en ironik taraflarından biri de, bu yedi kişinin kendilerine gönderilen Ernst kolajlarını birbirinden habersiz yorumlayıp yazıya dökmeleri; bilmeden bir kitabın gerçek yazarları olmaları. "Projeci yazar" yedi işçisine bu durumu çok sonradan haber veriyor çünkü.
Aslında İstanbul'da Bir Merhamet Haftası tam anlamıyla bir 21. yy mimesisi. Tabii buradaki mimesis sözcüğü klasik taklit anlamından ziyade edebiyatta, dil aracılığıyla, gerek başkasının ve gerekse de karakterin kendi ağzından olup biteni anlatarak, bütün kişileri eylem halinde göstermek; var olanı taklit etmekten ibaret . Hatta Murat Gülsoy zaman zaman görünenin fazlasını sunarak, edebiyatçının gerçeği gösterme konusundaki sorumluluğunu da yerine getiriyor.
Ali, Yağmur, Halil, Deniz, Ayşe, Akın ve Erol… İşte İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nın birbiriyle alakasız, birbirinden habersiz yedi kahramanı…
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası | Marx ErnstAli "Boş Adam" diyerek kitabın ilk başlığını koyar. Nasıl olduğunu anlayamadığı bir biçimde, günün birinde eski bir arkadaşı ona posta yoluyla gün gün göndereceği yedi resmi yorumlayıp yazmasını ister. O da kırmaz tabii.

"Tanrı Nerede?" diye sorarak resme bakan Yağmur, o anda kendisini pencerenin ardında bir böcek gibi gizlenmiş hissini yaşattıran ilk resim hakkında yazmaya başlayan ikinci isimdir. Yağmur, aynı zamanda yazara akraba olan tek kişi, bir kuzendir.

"Savaş Zamanı Tiyatrosu"nun baş aktörü Halil, oğlunun arkadaşının teklifini geri çevirmez ve de kendi imgeleminde ilk resme o da yazıp çizer. Her ne kadar zaman zaman bu işi anlamsız bulsa da yine de tamamına erdirir.

Deniz ise "Burası bir Şehir" diyerek, gönderilen ilk resmi yaşadığı şehrin özellikleriyle birleştirip kadın, erkek, çocuk üçlemesinde bir uyku şehri yaratır. Üstelik Deniz, şekil itibariyle tıpkı Oğuz Atay'ın Tutunamayanları'ndaki noktasız, virgülsüz, büyük harflerin olmadığı 15. Bölümdeki gibi karalar sözlerini.

Ayşe, bir akademisyen olmasına karşılık, eski öğrencisinin bu resim yorumlama teklifini geri çevirmez. "Yırtıcının İktidarı" Ayşe'nin ilk başlığı olur. En bilimsel yorumlar da bu kadından gelecektir.

Şehrin yitik ve kaybeden, en acısı da bir kadına saplantısı olanı Akın, "Bir Gölgenin Yumruğu Ne İşe yarar?" sorusuyla girişir bu resim yorumlama işine. Ancak resimler hakkında, şiirsel cümlelerle en hüzünbaz, kırılgan yorumlar da bu delikanlınındır. Hüzünlü olduğu kadar da İstanbul'da Bir Merhamet Haftası | Marx Ernstvurucudur Akın'ın sözleri…

Zamanında çok iyi bir okur olan, fakat nedense yazıdan elini eteğini çeken Erol, "Keşke Hatırladığın Kişi Olsaydım" diyecektir resimleri gönderen projeci yazara. Eski yoldaştırlar çünkü.
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, bu yedi karakterin yedi resim hakkındaki yorumlarıyla, okuyucuyu bakmakla görmek arasındaki farkı anlamaya davet eden başlıklarla devam ediyor. İşin tuhaf tarafı, karakterlerinden bu durumu talep eden yazara ait tek bir başlığın, tek bir yorumun olmayışı. Bu durumda Murat Gülsoy, belki de hiç denenmeyen bir yazım tekniğiyle, kendi üslubunun gücünü bir kez daha kanıtlamış oluyor. Eserini, karakterlerinin sadece kendilerini yaşadığı, kendi bildiklerini söylediği, hayattan alıntı bir roman haline getiriyor.
Kitap hakkında yazılacak çok söz var, ancak gerisini okuyucuya bırakmak en iyisi… Kitabın arka kapağında yer alan yazının başlangıcı da yine kitaptan alınmış bir bölümle başlıyor:
"Ben olmamış bir kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden.
Hayatın akışına aldırmıyorum.
Çünkü ben suskunluk ve unutuşun sivil ifadesiyim.
Aslında Promete'nin ciğerini söken kartal olmalıymışım.
Promete olamadıktan sonra…"

Murat Gülsoy Kimdir?
Murat Gülsoy, Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesi. 1992- 2002 yılları arasında arkadaşlarıyla Hayalet Gemi 'yi yayınladı. 2001 Sait Faik Öykü Ödülü Bu Kitabı Çalın adlı kitabına, 2004 Yunus Nadi Roman Ödülü Bu Filmin Kötü Adamı Benim adlı romanına verildi.
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Murat Gülsoy, ayrıcı yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarını Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği'nde sürdürüyor.

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası / Roman
Murat Gülsoy
Can Yayınları, 2007, 257 sayfa

Sayı: 24, Yayın tarihi: 17/04/2008

aylin@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics