MaviMelek
"Sağlam bir zırh yapacağım kendime, sözlerden, / Kişiliklerden, güzel davranışlardan bir zırh" - Konstantinos Kavafis

[Derleme]"İpe Çekilecek Herif"* | Mehmet Seyda

Kerry Ann

"İBRET-İ ÂLEM İÇİN İPE ÇEKECEKSİN, DOĞRUCA İPE!"

Bu hep böyle olurdu sabahları: Çımacı halat bağlayıp iskele verdiğinde vapurdan iki kişi ya çıkar ya çıkmaz; “Elimdesiniz!” gibisine sırıtarak kapıları açmağa geldiği zaman öyle mi ya? Bütün halk hurrya, itiş kakış dalar, doluşurdu 7.40 vapuruna. Köyün o ağırdan alan, kasım kasım kasılan oturaklı memur tabakası, öğrencileri, iş-güç sahipleri, İstanbul'a erken inip erken dönmek istiyenleri.

Vapurun kıyısında oturanlardan biri tanıdı, “Eyvah” dediydi, “Bekir Bey buraya geliyor!”

Sittin senenin Bekir Bey'i, köye yeni taşınan bir genç adamı yedeğine almış, “Destur, meraba, pardon!” diyerek geliyordu gerçekten. Meraba'larına karşılık veren de oldu, veremiyen de oldu ama, bütün ayaklar çarçabuk indirildi. Düzleşen yolda, açılıveren yolda hızla ilerledi Bekir Bey. Sağına soluna, “Hele azıcık öteye bayım –baayan!” yollu hırladıktan sonra, boşaltılan yere “avı”yla birlikte çöktü. Çöktü çökmedi, “dünyadan habersiz kiracı”ya, vapura daha yeni yeni girenleri tanıtmaya koyuldu. Söze, acımsı bir gülüşle:
— Bunların hepsi bizim ahbap, diye girişmişti.
— E siz yerlisisiniz tabii, dedi yanındaki, biz daha tanışamadık.
— Alayının ıcığını cıcığını bilirim yani… -Bir çeşit övünç vardı Bekir Bey'in sesinde ve bu övüncü saklamıyordu.- Severler diyemem ama, hepsi sayarlar beni. Ödleri kopar benden, üç buçuk atarlar. -Dirsekledi genç adamı.- Neden diyeceksin, neden demelisin. Haa, bak, nedeni var bunun. Bütün kirli çamaşırlarını didiklemişimdir çünkü, avcumun içi gibi bilirim.

Şu önden binen kadana gibi karıyı alalım söz temsili. Burada, köye karşı namuslunun namuslusu geçinir, bir de bana sor. Kimse inanmaz; Beyoğlu'nda, adı defterde yazılı bir evde çalışıyor, sabah sabah oraya. Memur dairesine, bu karı randevu evine. Adresi, eksik olmasın bir polis arkadaş var, o verdi, ondan aldım. Geçende yapılan baskında paçasını zor kurtarmış…
Adı geçen kadın eski Alaman artistlerinden Zarah Leander'i andırmaktaydı bir parça; onunki gibi iri kara gözler, boy bos.

— Ya şu beygir suratlı, sıçan gibi sarışına ne dersin, ha, ne dersin?
Yeniden dürteledi ve bayağı heyecanlanmıştı Bekir Bey:
— Kırdığı cevizin bini bir para, dedi. Köyde sana bana yüz vermez kaltak, yapacağını dışarda yapar.
İlgilendi öbürü, beğenmişti kızı:
— N'apar?
Elini bir sallayış salladı Bekir Bey, sorulur mu, sarışının da “künyesi” anlaşıldı artık.
— Arkadan gelen kahve rengiliyi gördün mü? Bak canım, şu kurula kurula, küçük dağları ben yarattım dercesine yürüyeni? İşte onun, ha işte onun, uzağa gitme, iki yıl önce açlıktan nefesi kokardı.
— Sahi mi?
— Sahimisi var mı paşam? diye soludu Bekir Bey. -Hırslanmış.- Dünya demişler, halinden belli değil mi yani? Allah birisine “Yürü ya kulum” demesin; yoktan parti icad eder de gene yürütür. Dört nallı eşeği adam yapar. Seninki parti kanalından buldu torpilini, 35 lira gündelik, Sular İdaresi'nde çalışıyor şimdi.

“Vah vah vah…” diye yandı ve dövündü Bekir Bey. Ekledi:
— Sen ben avcumuzu yalıyalım, ortaokulu bile zor bitirdi ha, yanlış anlama. Mektep medrese pek görmemiştir. Gözü ötekinin berikinin karısında, haylazın, serserinin daniskasıydı. Böylesini n'apıcaksın?

Öteki bilmiyordu ne yapacağını, Bekir Bey öğretti:
— İbret-i âlem için tefe koyup çalacaksın!
Giren girmiş, vapur iskeleden ayrılıyordu. Yaza küsük, ağlamış suratlı bir hava. Islaksı tanecikler, yel savurduğu zaman, yüze iğne uçları saplanıyordu. Mevsim gelecek, bir türlü gelmiyor.
— Yağmur mu yağacak nedir?

Eğildi, tentenin altından yukarıya baktı Bekir Bey. Doğrulurken:
— Hayır, dedi, öğleye doğru açar. Kesme sözümü komşucuğum, kesme. Sana ne dedim? Beni sever görünürler ama sevmezler dedim. Niçin ama? Çekindiklerinden. Sorarım: İçinde Yahudi pazarlığı olmıyan, gizlisi kapaklısı olmıyan kimse, dolaplar çevirmeyen, fırıldaklar döndürmiyeni niçin çekinsin? Dii mi Allasen, neden çekinsin, ne varmış bende çekinecek? Pekiy ben neden çekinmiyorum hiçbirinden?
Haa, demek oluyor ki mesele burada. Şunca zamandır, köye taşınalı beri senle canciğer ahbabız, dostuz. Aleyhinde ufacık bir dedikodu duymadım. Yalnız, dur bakayım, geçen gece Kenan'ın kahvesinde konuşuluyordu galiba. Öyle ya, orada. Sözde sen yıllarca hapis yatmışsın. Suç da büyük yani, Karabük Fabrikalarını havaya uçurmak, onun gibi bir şey işte. -Yanındaki belli belirsiz irkildi.- Karabük Fabrikaları dedim de…
— Hâlâ yerli yerinde durur, diye atıldı kiracı…

Bekir Bey duymamış gibiydi bunu:
— Gene sözde sen, dedi, bezikte kaybettin mi, gider parayı karından alırmışsın. Verdi verdi, vermedi, zorla, gırtlağına basarak alırmışsın. Yıllarca o bakmış sana, o beslemiş seni. Hiçbirine inanmadım, üzülme. Böyledir bu vicdansızlar, bu namussuzlar. Geleni gideni çekiştirsinler sade. Bakalım daha başka neler yumurtlıyacaklar diye kulak kabarttım, görünce sustular. Meramları şu, ben duymıyacağım. Hepsinin ağzının payını vermişim eskiden, konuşmuyorlar. “Ulan!” dedim kalktım ayağa, “gelse de parasını sızdırsak, beleş kahvesini içsek diye bekleşenler sizler değil misiniz?” Bi güzel zılgıt. Sindiler. Sabahattin'i, Selâhattin'i, Binbaşısı, hepsi…

Elini yanındakinin dizine atıp sarsaladı, bir yandan başını sallıyordu:
— Kimsenin kimseyle arasını açmak istemem, Allah bana o günleri göstermesin… Kasap dükkânlarındaki çengellere bak, her koyun kendi bacağından asılmış. Böylelerini n'apıcaksın? Ya ibret-i âlem için parmağını ağızlarına sokup cart diye yırtacak, ya da ağızlarına asma kilit takacaksın. Eğer dillerine kenet vurmaz, bildiklerini sen de ortaya döküp saçmazsan çekeceğin var, hapı yuttuğunun resmidir. Efendim, ya gerçekten namussuz olduğun için, ya da korktuğun için sustuğun zannedilir. Hoşt oradan! Bu zamanda kim kimden korkarmış... Beş yaşındaki oğlan, sırası gelir, bana sulandı diye seni sürüm sürüm süründürür mahkeme kapılarında. At suratına iki tokat, sustur, susturamazsın. Şimdiki zaman böyle bir zaman.

Umarsız, sıkışık durumdaydı Bekir Bey. Ellerini iki yana açarak dert yanıyordu:
— Küçük, kapalı yerler, köy yerleri böyledir işte, böyle. Başımı dinliyeceğim der, avuç dolusu para harcar, taşınırsın. Taşındığına taşınacağına bin kere pişman ederler adamı. Kadını erkeği, hiçbiri açıp da gazete okumaz. Sen kaçına rasladın? Allah hepsine bir çene vermiş, çan çan da çan çan. Oradan oraya bol bol lâf taşısın, lâkırdı götürsün, dedikodu yapsınlar. Ayaklı gazete mübarekler!

Vapur Küçüksu'ya geçmiş, Kandilli'ye yanaşıyordu bu sıra. Yeni taşınan kiracı büzüldükçe büzülmüş, âdeta katılmış, yan yan, bir adam ötede oturan genç kadını süzüyordu. Kadın da kendisi gibi bezgin ve katı, kaşının teki kalkık, bir kulağını Bekir Bey'e vermişti çünkü. Güleyim diyor gülemiyor, çatınayım diyor çatınamıyor; öyle. Bekir Bey'le onun arasında oturan adama gelince sağır mıdır nedir, hiç oralı değil, yalnız, hafifçe, kadına doğru yaslamış gövdesini.

— Gene de baş dinlemek için Anadolu yakasında en sakin, en sessiz yer bizim köydür, diye köyünü övdü Bekir Bey. Bunu bilir, bunu söylerim.
(Oh!) Başını geriye döndürdü. Açık pencereden salondakilere baktı. Ne gördüyse, “Hay anasını…” diye homurdandı. Pek öfkelenmişe benziyordu:
— Sürtük, bu sefer de Hisarlı bir delikanlıyla kaynatıyor.

Kaşları çatıldı, yumrukları sıkıldı, dişleri gıcırdadı. Bıraksan kalkacak, o kızı da -her kimse- delikanlıyı da adamakıllı benzetecek. Donatacak, ıslatacak, uzun sözün kısası, bir şeyler yapacak. Birini olsun yapmadı; giderek koyulaşıp kararan maviş gözlerle, Kandilli'den binenleri süzmeğe koyuldu:
— Adam görmek ister misin, adam? -derken gözleri yeniden parlamıştı. Boncuk boncuk mavi. Bir dirsek daha atıp,- Saçlarını kız gibi ensede uzatmış delikanlıya bak öyleyse! dedi. -İçten gelme bir saygıya kapılmışçasına, ağzını kiracının kulağına yapıştırmıştır.- Bizim köyün çocukları zil kaldılar mı, bir sandalla yalıya sokulup ıslık çalarlar buna.

Kulağının içi gıdıklanan kiracı, serçe parmağı ile kulağını kaşıdı:
— Çalsınlar, n'olacak?

Geri çekilirken:
— Büsbütün cahilmiş gibi konuşma oğlum, diye onu haşladı Bekir Bey. Islık boşuna çalınmıyor. Böylelerini n'apıcaksın? İbret-i âlem için yağlı kazığa oturtacaksın. Yağa da yazık.

Birden, sözü içerdeki kıza getirdi:
— Demin, Hisarlı çocukla kaynattığını söylediğim o kız var ya? Yeniköy'de, babası yerinde bir herifle gazinoda yakalamaz mıyım? Beni görür görmez ne oldu, ama ne oldu, anlatamam sana. -Kıs kıs güldü.- Ha şu demirin kırmızı boyası, ha onun suratı. Pancar. O gün bugündür nerede karşılaşsak, bakışlarıyla yalvarıp yakarır. “Bekir Bey amca, beni sakın ele verme!” Vermem kızım, vermem. Hiç verir miyim? Bir gün, punduna getirip sus payımı istiyeceem, onu bekliyorum. -Gene tepesi attı.- Sürtüğü rezil etsem daha iyi değil mi? Tanırım anasını babasını. Babası tüccar, Yağiskelesi'nde. Telefonla bir haber uçursam yeter. Karısını nasılsa okşuyor, azıcık da kızını okşasın.

Dönüp yeniden baktı içeriye. Bakınca:
— Tuh Allah senin belânı versin! -deyip denize bir tükürük attı Bekir Bey. Uçan tükrüğün birazını, solunda oturan bayan çorapsız ayağına giydi.- Affedersiniz efendim. Hişt, hanım, affedersiniz dedik! -Mendilini çıkartıp atıldı ve sildi.- Kibar olalım. -Konuyu unutmamıştı.- Bunlar kız mı be! Sözüm buradan dışarı, vesikalısından beter. Bu zamanda kızın kısrağın olmıyacak zaten. Kızın mı var, derdin var. Allah bağışlarsa bende bir tane, göz açtırmıyorum.

Kiracı şaştı buna. Bekir Bey'in kızı olduğunu hiç duymamış, olacağını hiç ummamıştı. Usundan, “Şunu bir ele geçirsek…” geçirirken:
— Üzülmeyin'i bastırdı, sizin gibi adamın kızı da sizin gibi dürüst olur.
— Hele olmasın, dedi öteki, lâmı cimi yok, gebertirim vallahi. Boğarım! Hele yan gözle birisine baksın, gözlerini oyarım onun.

Eline -düşsel- bir bıçak geçirmiş, patlıcan oyarcasına oyuyordu kızının gözlerini. Oyduktan sonra çıkartıp yere atıyordu.
Kiracı ise, gazete almış, elinde, ne zamandır okumak istiyor, fırsat kolluyordu. Bekir Bey göz oyarken davranıp açtı en sonunda. İlk sayfaya göz gezdirdi.

Adam boynunu uzatıp, o da gezdirdi:
— Partiler arası hava pek gerginmiş. Hımm, bak hele! Birbirlerine ver yansın edip duruyorlar ama sakın sen kanma ha. Şimdi tatildeler. Bir gün yüz yüze gelmezler mi bunlar, Ankara Palas'ta, Meclis'te karşılaşmazlar mı? N'olacak o zaman, tabanca kılıç mı çekecekler karşılıklı? Boş versene sen ona… -Kiracı bir dirsek daha yedi.- Demokrasi ne demek? Olgunluk demek, ermişlik demek. Olgun adam, ermiş adam n'apar? Hasmının bile tutar boynuna sarılır. İşte bu!

Kiracı ses çıkarmadan ikinci sayfayı açtı, araladı. Birlikte okudular. Daha doğrusu o içinden okuyordu, Bekir Bey'se dışından:
— Açık hava gazinoları bu yıl iş yapamıyormuş. Yapamaz! Salı günü Tarabya'da bir yere gittik, bak ama dinle bunu: Üç kişi. Ben, arkadaş, arkadaşın zırıltısı. Birer şişe bira, bir dilimcik peynir, kavun. Arkadaş beni durdurup ne verdi dersin? Efendi gözünü aç, tastamam on sekiz papel. Müşteri gelmeyince, geleni kazıklamak bize verdi. Nerede, bu şehrin Belediyesi nerede?

Boynunu uzatıp sağına soluna bakındı Bekir Bey. Aradığını bulamadığı içindir ki, hışımla:
— Yok… dedi. N'apıcaksın? Başkanından çöpçüsüne, kamyonları dolduracak, Ahırkapı fenerinin oradan yallah denize, hepsini boca edeceksin!

Nedir ki, ellerini çırparak ortalığı temizlediği bir sırada, baltayı taşa vurduğunu da anlamıştı. Kiracı Belediyede çalışıyor. Bir süre susuldu. Kararsız, titrek bakışlarından kara bir kuştur havalandı Bekir Bey'in:
— İstediğine var git sor, diye konuştu, benim için kimseden en küçük bir dedikodu işitemezsin. Niçin? Bak onu söyliyeyim; herkesi yıldırmış, sindirmişimdir çünkü. İleri geri konuşanın, bana dil uzatanın kendisi zararlı çıkar çünkü.

Gülümsedi peşinden. Öbürü de gülsün diye dürteledi:
— Biz şaka ettik yahu, sen ciddiye aldın. Böyle şeyler ciddiye alınmaz, dinleyip geçeceksin.
Vapur Köprü'ye yanaşmak üzereyken ayaklandılar. Yanındakinin koluna girmiş, salıvermiyordu Bekir Bey.
— Bırak çıksınlar, tabakhaneye bilmem ne yetiştirecek hepsi, biz sonra çıkarız… dedi.
— İşim var.
— Paşam biz boşta değiliz. Gümrükte bizim de işimiz var.

Bekir Bey sevmişti komşusunu, benimsemişti. Bu anlaşılıyordu. Nitekim, ayrılmadan önce, hemen önlerinde, iki kadının ortasında yürüyen kamburca birini daha gösterdi ona:
— Haline bakma, para babasıdır. Seni beni satın alır. Eski yalısını beğenmedi, yıktı, yenisini yaptı. -Dişlerini gıcırdatıyordu.- Ulan, fakir fukaraya acısana biraz… Böylelerini n'apıcaksın?

Epeyce gerilemişlerdi. Öyleyken, duyulmasın diye sakıncalı, kulağına fısıldadı:
— İbret-i âlem için ipe çekeceksin, doğruca ipe!

Kiracı:
— Doğru, dedi.

Silkelendi:
— Hadi eyvallah!

Bekir Bey sesleniyordu:
— Akşama vapurda ayakta kalmıyasın komşu. Benim yanımda her zaman boş yer vardır!

Üsküdar, 1955.

~~~
* Mehmet Seyda'nın bu öyküsü, Sait Faik Hikâye Armağanı öykü serisi kapsamında dergimizde yer almaktadır. (1964)
Kaynak: Başgöz Etme Zamanı, Yeditepe Yayınları, 1963, İstanbul.
~~~

Mehmet SeydaMehmet Seyda, (İstanbul, 15 Ağustos 1919 – İstanbul, 13 Temmuz 1986) Öykücü, romancı.
Tam adı Mehmet Seyda ÇELİKER. James Sullivan, Necdet Ası, Ömer Sakıp, Mim-Sin, Özcan Çeliker, S. Toprak, Toprak imzalarıyla mizah ve magazin öyküleri, polisiye romanlar ve politik yazılar yayımladı. Remziye (Ruhsar) Hanım ile eczacı-kimyager Mahmut Kâmil Bey'in oğlu. Antalya İlkokulu'nda (1932) ve Kırıkkale Askeri Sanat Lisesi'nde okudu. Pertevniyal Lisesi'ndeki öğrenimini yarıda bırakarak (1935) Zonguldak Kömür İşletmeleri'nde, Divriği, Devrek ve Merzifon madenlerinde memur olarak çalıştı (1937-46). İstanbul'a dönerek 1951-60 arasında Belediye Eğlence Yerleri kontrol memurluğu görevinde bulundu, bir süre Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü'nde çalıştıktan sonra buradan emekli oldu.

İlk şiir ve öykülerini 1933'te yayımlamaya başladı; psikolojik çözümlemelerin öne çıktığı bir anlatımla öykü romana yöneldi. Tolstoy'dan esinlenerek yazdığı “Mum” adlı öyküsü Yücel'de S. Toprak imzasıyla çıktı (1936). Kendi adıyla yayımlanan ilk öyküsü (“Alınyazısı”) 1937'de Yeni Adam 'da çıktı. Klasik Batı romanının etkisinde, bireyin iç dünyasını derinlemesine ele alırken bireyin duygu dünyasını cinselliğiyle birlikte işledi. Ses, Tan, Yeni Adam, Yedigün ve Yeni Edebiyat dergilerinde yayımladığı öykülerinden sonra uzun bir süre edebiyat çevrelerinden uzak kalan Seyda, geçim zorluğu nedeniyle, takma adlarla Gece Postası, Akşam ve Zafer gazetelerinde otuz kadar tefrika roman yazdı. Ne Ekersen adlı romanının 1958'de Yunus Nadi Roman Armağanı'nda üçüncülük almasından sonra yeniden edebiyat çevrelerinde görünmeye başladı ve 1958'den 1980'e kadar ara vermeksizin Yelken, Yeditepe, Dost, Yeni Dergi, Yeni Ufuklar, Güney, Varlık ve Türk Dili gibi dergilerde yazdı.

1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda “başarı ödülü” alan romanı Yanartaş ile ünlendi. Yer yer belgesel özellikler taşıyan iki ciltlik bu büyük çalışmasıyla Zonguldak ve çevresindeki “kömür ocağı” gerçeğine ışık tuttu. Bu roman, Uzun Mehmet'in taşkömürünü bulması rivayetiyle, 1829'dan 1940'lı yıllara kadar Zonguldak Kömür İşletmeleri'nin belgelere dayanan tarihi niteliğindedir. Bu tarih çerçevesinde Yanartaş , kömür madeni işçilerinin yaşamı ve çalışma koşullarına tanıklık eden, belgesel nitelikte bir roman olma özelliğiyle Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir konum edinmiştir.

Ödülleri:
Ne Ekersen ile 1958 Yunus Nadi Roman Armağanı (üçüncülük); Başgöz Etme Zamanı ile 1964 Sait Faik Hikâye Armağanı; Bir Gün Büyüyeceksin ile 1964 Doğan Kardeş Çocuk Romanı Armağanı (birincilik); Yanartaş ve Şehzadenin Başıdır ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda iki başarı ödülü; İhtiyar Gençlik ile 1971 May Yayınevi Edebiyat Ödülü; İçe Dönük ve Atak ile 1974 TDK Roman Ödülü; üç oyunuyla 1968 Milliyet Gazetesi “Günümüz Dili ve Hayatına Uygun Karagöz Oyunları” konulu 6. Karacan Armağanı (ikincilik ödülü).

Yapıtları / Öykü:
Beyaz Duvar, İzmir: Kovan, 1962.
Zonguldak Hikâyeleri, İst.: Yeditepe, 1962.
Başgöz Etme Zamanı, İst.: Yeditepe, 1963.
Oyuncakçı Dükkânı, İst.: Yeditepe, 1964.
Garnizonda Bir Olay, İst.: Set, 1968.
Anahtarcı Salih, İst.: Yeditepe, 1969.
Kör Şeytan, 1974.
Bana Karşı Ben, (mizah öyküleri) İst.: Okar, 1976.
Kapatma, İst.: Altın Kitaplar, 1980.

Roman:
Ne Ekersen, Ank.: Dost, 1958.
Yaş Ağaç, İst.: Varlık, 1958.
Cinsel Oyun, İst.: Ağaoğlu, 1966.
Sultan Döşeği, (tarihi roman) İst.: Atlas, 1969.
Köroğlu, (destan roman) İst.: Altın Kitaplar, 1969.
Nemrut Mustafa, (tarihi roman) İst.: Atlas, 1969.
Süeda Hanım'ın Ortanca Kızı, İst.: Atlas, 1969.
Yanartaş, 2c., İst.: Ararat, 1970.
İhtiyar Gençlik, İst.: May, 1971.
İçe Dönük ve Atak, İst.: Tel, 1973.
Gerçek Dışı, İst.: Sander, 1976.

Deneme:
Bir Açıdan, İst.: Ataç, 1963.

İnceleme:
Türk Romanı, (Kemal Tahir'in Devlet Ana adlı romanı üzerine açık oturum tutanakları) İst.: Tekin, 1969.

Biyografi-Anı:
Edebiyat Dostları, (24 yazarla röportaj ve biyografiler) İst.: Kitapçılık Ticaret Limited Şirketi, 1970.
Çocukluk Yılları, (çeşitli yazarlardan çocukluk anıları) Ank.: TDK, 1980.

Kaynak: Tanzimat'tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, (Cilt: II) İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2001.

~~~

Sayı: 46, Yayın tarihi: 08/05/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics