MaviMelek
Hermes Kitap
"Benim için aramanın önemi yoktur, önemli olan bulmaktır." Picasso

[Öykü]"İlkyazı Bekleyen Adam" | Safa Fersal

İlkyazı Bekleyen Adam | Picasso

"SENİ SEVMEK ŞÖLENDİR"

"aşktan başka aşk ve bu aşkta görülen olanaktan başka olanak yoktur."
J.-P. Sartre

Sabahları kalktığımda eğer hava güneşliyse ufuk çizgisine bakarım; dünyanın düz olduğunu sansaydım, denizin bittiği yer diyebilirdim bu çizgiye. lodoslu havalarda açıklarda köpüren dalgalar dionysos'un saçlarıdır; ama burada kıbrıs açıkları değil, karadeniz'dir söz konusu olan.
bu sular kaküllerinde şarap taşır balıkçılara.
ayrıca bir sütdenizdir ki, yıldız karayelin duvağını taşır kıyılara… biri kırmızı diğeri yeşil iki çakar göz kırpıp durur birbirlerine. aykız'ın fistanında mavi, kırmızı çiçekler, perdemde solgun yapraklar, duvar köşelerinde örümcek ağları, ağzımda sigara, şarabımda göktaşının bakıra çalan kekre tat…
her mekânın yalnızlığı değişik bir acı veriyor insana; yalnızlığı seviyorum diyenlere bakmayın siz, onların söyleyemedikleri şey aslında, "başkasızlık"tır.
"peki ne mi arıyorum bu köyde?"
"kendimi" desem, sıradan, beylik bir laf olur.
kitap okudum, çok sigara içtim; bırakmam gerek.
ama sigara içmeyecek kadar mutlu değilim. sadece bu kıyıda şimşeklerden kaçıyorum, bir paratonerin altına gizleniyorum: ŞARAP!
fırtınaların beyaz tüllerini örtüyorum kahrıma, gökyüzünde bir kalp çırpıntısı; cephem kuş denizi.
bu köy kendine hazır değil daha, bakir bir trakya prensi gibi ıstrancaların ortasına kurmuş şatosunu.
lafı nereye mi getireceğim? biraz sabredin… öyküye güneşli bir cümleyle başladık; ama ben bunları gece yazıyorum. karayelin eşliğinde kar taneleri camları dövüyor. sessizliğe bu müzik yakışır. fırtına ve karın konçertantı. dengesi bozulmuş bu dünyayı seviyorum. sevgilim kadar, ekmek ve şarap kadar.
denizden döndükleri gibi kahvelerden birine girip batak oynayan balıkçıların ağızlarındaki küfürler, soba başlarında bastonlarına dayayıp çenelerini uyuyakalmış yaşlılardan miras palamut sezonu, hepsinin yüzü gülüyor. recep abi, "koz sinek" diyor. batmaması için 9 el alması lazım. eğer empası tutarsa kız da iş yapacak. bütün dünyası bu. yalnızlığı küçük bir kazanma hırsının yenilgisi olacak koltukaltındaki adam as çıkarırsa.
ya da başka bir yerde, bir ormancı evinde ömer abi kavga etmemişse, eşi gülsüm ablayla anılarını anlatacak rakı kokan ağzıyla; sıkılacak kız; işte aykız'ın yalnızlığı.
gecenin atardamarı kopmuş, yalnızlık alışkanlık olmuş; iklim kan kaybediyor, yanımda yoksun.
nevresimlere sinmiş o yanık kokun ve terin… en çok, göğüslerine başımı koyup uyuduğum yaz akşamlarını özledim. gelsen, karnımdaki tüylere dilinin buğusunu hissettirsen; ve kasıklarıma doğru… ve…
yenildim ve besledim kimsesizliği.
ruhumda o en masum kuş kanat çırpıyor ve kalbimi gagalıyor:
SERÇE!
benim en savunmasız hüznüm.

(ertesi gün)
"ne mi arıyorum bu köyde?"
tabii ki ilkyazı; hatta aramıyorum bekliyorum, picasso'nun şu sözünü unutmadan:
"benim için aramanın önemi yoktur, önemli olan bulmaktır."
anlayacağınız, denizin dibini boylamış susam tanesiyim, beni ancak kır çiçekleri çıkarabilir oradan; bir de vurgun yememiş bir denizkızı.
derken, yoldan bir aralık güneşi geçiyor, ardından bulutlar ve gündoğrusu. karlar eriyor, sobamda meşe odunları çıtırdıyor. kapı çalınıyor, açıyorum. elinde bir çift palamut, naci:
"hoca, balık getirdim sana."
"ikisi bana fazla naci" diyorum.
"beraber yeriz be ya, mangalı yakarım bahçede, sen rakı al gel."
bol limonlu marul salatası, soğan ve turşuyla beraber bir 70'lik rakıyı götürdük, rumeli türküleri söyledik. sonunda üşüdük; laf aramızda bu roman çocuk naci, bizim aykız'a hasta.
"astayım abi ona" diyor on-on beş cümlede bir.
"ama kızın aberinde yok!"
"h"leri yutuyor konuşurken.
"hadi naci üşüdüm, ayaz yaptı hava" diyorum.
aykız'ın şerefine kadeh kaldırıyoruz.
"yarın hava poyrazlayacak" diyor ve kalkıyor masadan.
"rastgele naci."

sokak sessiz. bahçe kapısının önünde tarçın yoldan geçen köpeklere havlıyor. kediler, saçak altında onlara yaptığım derme çatma bir yuvada uyuyor.
yalnızım, seni düşünüyorum; yıldırımlardan gizleniyorum, çünkü deniz sana çekiyor beni şimşeğin tuzuyla…
sevgim gecemin gücü.
bir gün bu evren yutacak dünyamızı. hazırlamalıyız kendimizi öte hayatlara, ama bu kez gerçek aşklarla.
rakının verdiği sarhoşluk yüzünden üstüme bir ağırlık çöktü. tam ayağa kalkıp yukarıda portakal renkli ışıyan venüs'e bir selam çakıp, iyi uykular dileyecektim ki, dışarıda koşuşturan, haykıran, yardım dileyen insanların uğultulu sesleri geldi kulağıma.
ben de fırladım dışarı…
her kafadan bir ses; ama gerçek olan bir şey varsa o da ateşti. yangının kendi evlerine sıçrayabileceği korkusuyla insanlar eşyalarını dışarıya taşıyorlar.
neyse ki anında yetişen itfaiye arabası alevler fazla yükselmeden yangını söndürüyor.
eve döndüğümde iki bardak su içiyorum, ama içimdeki yangın sönmüyor, aksine ateşi besliyorum; yüreğimden bir kıvılcım sıçrasa dünyayı yakacak.

"burada ne mi arıyorum?"
hayır aramaya değil bulmaya karar verdim, ressamın öğüdüne uyarak.
istanbul'un o sperm, aybaşı, kusmuk kokan; loş, kanlı, yüksek sesli barlarında, mekanik ve esrik duygusallığın yarattığı gündelik aşk ilişkilerinde dostoyevski'nin GOLYABNİKOV'u olmuştum. öteki; benimizin zehrini yeterince kusmuştum artık.
gerçek benim burada açığa çıkacak ve onu bulacağım diyorum tarçın'a.
"bihter gelecek, aha şu ormanın altında oturacak, kedilerimi sevecek, senden ürkecek, rakı içip yıldız saymaca oynayacak ve sonra kirden, çiçekleri sararmış nevresimin örtülü olduğu yatakta sevişeceğiz."
tarçın'ın bir şey anlamadığını bile bile attığım tirat işe yaradı. odama girdim, yatağa uzandım, kareli defterimi dizlerimin üstüne koydum ve bihter'e şu şiiri yazdım:

bir daha

bir daha gelirsen sokağın olacağım
diri göğüslerinde fundalık
ya da sırtından aşağı patika

seni sevmeyi seviyorum
çünkü seni sevmek şölendir!..

Sayı: 26, Yayın tarihi: 01/06/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics