MaviMelek
"Bellek ölüleri yer. Akbaba da. Ve tıpkı bellek gibi akbaba da uçar." Yürüyen Kelimeler / Eduardo Galeano

[Öykü]"İki Dost: A ve B" - Ruhşen Doğan Nar

İki Dost: A ve B

"NEDEN YALNIZIZ BURADA?"

Ayağa kalktı hızla. Kafası sert taşlarla dolu toprağa çarptı ve kıç üstü yerine oturdu. Bağırmaya başladı:
"Aklından çıkar at artık şu saçma düşünceyi! İyilik diye bir şey yoktur. Bir yazarın da dediği gibi: Sanıyordu ki, iyilik yapmakla iyilik elde edilir. Oysa böyle bir şey varsa bile, olsa olsa rastlantıdır… "

Karşısındaki onu dinlemiyordu. Bir yerlere dalıp gitmişti. Tek yaptığı elindeki bira şişesine bakmaktı.

A, tükürükler saçarak konuşmadan önce ekşi şarabından bir yudum daha aldı, sinirli yüzü buruştu:
"Sadece kötülük vardır bu dünyada. Senin iyilik olarak tanımladığın her şey sadece kötülük seviyesi düşük kötülüklerdir. Yani onlar da kötülüktür sonunda."

B'nin gözleri hâlâ bira şişesindeydi. Elindeki bira şişesini karıştırdıkça biranın içindeki gözleri şişenin dibinde bir sağa bir sola yuvarlanıyordu. Sarı bira şişesinin içinde sapsarı gözüküyordu iki küçük gözü.

A, B'nin onu dinlemediğini anladığında elindeki şarap şişesinden son bir yudum daha aldı ve şişeyi ona doğru fırlattı. Küfürler savurdu:
"Ağzına sıçtığım beni dinlesene. Burada duvarla mı konuşuyoruz! Yine daldın gittin."

B kafasına çarpan şarap şişesiyle hayallerinden sıyrıldı ve bira şişesindeki gözlerini alıp boş duran göz yuvalarına yerleştirdi. Ve isteksiz bir şekilde konuştu:
"Artık düşünmek istemiyorum A. Anlamıyor musun, artık bıktım. Burada da mı zamanımızı aptal aptal düşünerek geçireceğiz? Boş ver iyiliği, kötülüğü… Hepsinin köküne kibrit suyu!"

A, biraz önce arkadaşının kafasına attığı şişeyi yerden aldı ve içinde kalan son damlaları yaladı. Dili ekşi şarap tadıyla uyuşmuştu. Genzinde iğrenç bir posa tadı vardı. Şaraptan dolayı peltek peltek konuşuyordu:
"Neden düşünmeyelim ki? Yaşamıyoruz diye düşünmememiz mi lazım? Sen yaşarken de hep böyle koftiydin. Aval aval gezerdin sokaklarda. Gözün kimseyi görmezdi. Sanki büyülenmiş gibi saf saf dolaşırdın insanların arasında. Etrafındaki mis gibi kızlara dönüp şöyle bir bakmazdın bile."

B, arkadaşının söylediklerinden dolayı kırılmıştı. Ama biraz düşündükten sonra arkadaşına hak verdi. Ömrü boyunca hiçbir işe yaramadan, amaçsızca yaşamıştı. Kendini bildiğinden beri canı sıkkındı ve mutsuzdu. Daha doğarken yaşamaktan bıkmıştı belki de. İnsanların arasında bir hayalet gibiydi. Hep canı sıkılırdı ve hayaller kurardı. Ve burada da canı sıkılıyordu.

Leş kokan mezarında biraz doğruldu ve konuştu:
"Ya sen nasıldın? Çok mu akıllıydın? Aptal gibi kızların peşinde koşardın ve salak salak fikirler üretirdin. Ne boka yaradı onlar? Ne boka yaradı düzdüğün kızlar ve saçma düşüncelerin? Seni ölümden kurtardı mı? Hayır. Bak sen de benim gibi mezarın altındasın ve çürüyorsun. Sonuçta ikimiz de aynı yere geldik. Bütün gün çürümüş yumurta kokan bu iğrenç yere…"

A bir yandan kalan bir iki tutam etini kemiren kurtlardan kurtulmaya çalışırken bir yandan da can kulağıyla arkadaşını dinliyordu. Kurtları tek tek tırnaklarıyla etinden söküyordu. B konuşmayı bıraktığında, konuşmaya başladı bağırarak:
"En azından günümü gün ettim lan. Senin gibi odama kapanmadım sabahtan akşama. Odanda bütün gün ne yaptığını Allah bilir. Daha milli olamadan öldün. Salak herif. O keyfi tatmadan çürüdün gittin burada. Hem senin yüzünden buradayız, unuttun herhalde. Arabayı adam gibi kullansaydın yine öyle dalıp gitmeseydin, uçuruma yuvarlanıp ölmeyecektik ve burada kurtlar götümüzü kemirmiyor olacaktı."

B, başını yere eğdi. O sırada yine gözleri yuvalarından çıkıp yere düştü ve eğimli arazide yuvarlanmaya başladı. İki küçük top gibi seke seke ilerliyordu gözler. Oradan geçen bir fare hemen koşup onları kaptı ve afiyetle midesine indirdi. B göz yuvalarından kurtlar fışkırırken konuşmaya çalıştı:
"Özür dilerim A. Benim yüzümden buralardasın. Toprağın altı kat derinliğinde çile çekiyorsun boşu boşuna. Çok üzgünüm."

A sinirden köpürdü ve yerden aldığı ölü bir yılanı kamçı gibi kullanıp B'nin sırtına vurdu:
"Kes lan, olan olmuş artık, ne desen boş. Üzülme enayi gibi. Asıl neden bizden başka kimse yok buralarda onu söyle. Bizden başka ölülerin de burada olması gerekir. Şu dünyada ölen tek insanlar biz değiliz herhalde. Neden yalnızız burada? Şöyle iki tane fıstık gibi iki ölü gelse de eğlensek, günümüzü gün etsek."

B korkmuştu. Aç kurtlar tarafından tertemiz edilmiş beyaz kemikleri titriyordu. Ya Tanrı yoksa ya kıyamete kadar yerin altında çürürsem diye düşünüyordu:
"Ya Tanrı bizi unuttuysa burada? Cennet ve cehennem diye bir şey olmalıydı. Şu anda orada olmalıydık. Ya cennet ve cehennem yoksa? Sonsuza kadar yerin altında çürüyemeyiz. Buna dayanamam."

A sıkılmıştı yeraltının pis ve boğuk havasından; kurtlar, solucanlar ve fareler tarafından rahatsız edilmekten gına gelmişti. B'nin muhabbeti de gittikçe sıkmaya başlamıştı:
"Takma kafaya kanka. Beni unutanı, asıl ben defterimden silerim. Boş ver! Burada da faaliyetler yaparız. Boş boş durmayız herhalde. Parti falan yapar eğleniriz. Sen meraklanma. Burayı kendi cennetimiz yaparız gerekirse. Hadi gel yeryüzüne çıkıp biraz hava alalım. Sıkıldım buradan."

İki dost yeryüzüne çıktılar ve mezarlığın ağaçlarla dolu yolunda dolaşmaya ve muhabbet etmeye başladılar…

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics