MaviMelek Edebiyat
"Zaten kaldırımlarda yazılı dişi notaların üzerinde sekerek yürüyen kim olsa iyi bir fiyata satar gözlerindeki senfoniyi." Travesti Pinokyo / Sibel Torunoğlu

[Öykü]"İhtiyar Adam" | Gözde Oğuz

İhtiyar Adam

"ÖLÜSÜ GÜZELDİR İHTİYARIN, KADININ…"

Uzun uzun soluklandıktan sonra kalp atışlarının normale dönmesini bekledi bir kaç saniye. Neydi bu kadar alel acele yanıma koşmasını gerektiren merak ediyordum. "Nasılsın?" diye hal hatır bile sormadan köşeli hatlara sahip yüzünü, konuşmaya hazır olduğunu gösteren mimikleri ile buruşturarak anlatmaya başladı. O kadar hızlı konuşuyor, kelimeleri o kadar acele ile yuvarlayıp yutuyordu ki bir kaç kelime dışında hiçbir şeyi anlayamıyordum. Bir süre sonra da sivri biten çenesine dalıp gitmiştim. Ne anlattığını duymuyordum artık. Sadece yukarı-aşağı oynayan çenesi bana Haydarpaşa'dan Adapazarı'na giderken bindiğim trenin vagonlarını anımsatmıştı.
"Tren yolculukları güzeldir, hele ki yağmur yağacaksa az sonra…"

Biraz daha soluklanarak daha yavaş ve anlaşılır bir ses tonuyla, "Yani kazanmışız at yarışından parayı! Sabahtan akşama kadar bir gazinoda sırf bizim masamızda göbek atıp, sırf bizi eğlendirecek dansöz bile tutabiliriz!" sevinci gözlerinden okunuyor, eli ayağı durmuyor, heyecanı esmer teninin gözeneklerinden akıyordu. Çenesine dalan gözlerimi bir türlü çekmek istemiyordum, yeni tıraş olmuş ve her zamanki gibi kesmişti sol yanağının çenesi ile birleşen kısmını.

"Sevinmedin mi! Para diyorum oğlum! Kazandık diyorum! Ebleh ebleh ne bakıyorsun?!" Bazen böyle olurdu işte. Sevinmem gereken bir yerde aklıma geçmişten kesitler gelir ve ben hiçbir tepki vermeden olanlara, dalıp giderim.
"Sevindim tabii. Ne güzel olmuş. Tabii oynatırız dansöz. Faturaları ödedikten sonra olur."

Sırıtan yüzünü bu cümlemden sonra aniden asmıştı. Gerçekleri hiç sevmezdi, her zaman hayal dünyası, bol paradan ve kadından bahsetmeliydim onun yanında.Yapılması gerekenler söylendiğinde ergenlik dönemine yeni girmiş bir çocuk asiliği ile küfredip bulunduğu yeri terk etmek huyu olmuştu artık. Belki de gitsin istiyordum. Sırf bunun için faturalardan bahsetmiştim belki, bilmiyorum.
"Siktiğim faturalarını falan ödemeyeceğiz! Devlete borcum falan yok benim! Yıllardır işsizim, iş vermiyorlar ve sen de oturmuş saçma sapan bir şeyler karalıyorsun, üç beş kuruşa anca geçiniyoruz! Kırk yılda bir keyif yapacağız! Hatırlatmasan olmaz değil mi?! Ben dansöz oynatacağım, sabaha kadar içeceğim, nasılsa paranın yarısı benim. Sen de faturaları öde ve bu kokuşmuş oda da yazı yaz tamam mı?!"

Cevap vermek için ağzımı açma gereği bile duymamıştım, nasılsa cümleleri biter bitmez kapıyı çarpıp çıkacağından emindim. Öyle de yaptı. İlginç bir adamdı. Hiçbir zaman gelecekten ya da geçmişten konuşmazdı. Yaşı altmışa merdiven dayamasına rağmen çevik ve ruhu küçük bir çocuk gibiydi. Hiç evlenmemişti ve hiç sevdiği bir kadının adını sayıklamamıştı. Varsa yoksa sütun bacaklar, iri göğüsler… Aşktan bahsetmek gereksizdi onun için.
"Aşk yaşamadım ve yaşamadığım için de pişmanlık duymuyorum, kadın seks için vardır sevilmek için değil" derdi. Onunla münakaşaya girmeyi hiç sevmezdim, en fazla iki dakika sonra sıkılır küfreder, kalkar gider ya da şarkı mırıldanırdı ben konuşurken. Ona garip bir sevgi besliyor bir yandan da çok sıkılıyordum. Bu yaştan sonra ihtiyar bir çocukla uğraşmak işime gelmiyordu yani. Kazandığımız parayı yaklaşık üç dört saat sonra getirip ikiye böldü.
"Al bu senin payın, bu da benim. Gece gelmem. Muhtemelen bir fıstıkla aşk yapıyor olacağım." Üzerine mühim bulduğu günlerde giymek için ayırdığı ve şimdiye dek iki kez giyebildiği pardösüsünü aldı.
"Çapkın ihtiyar geliyor kızlar!" Bir kaç saat evvel söyledikleri kendisini rahatsız ediyordu, hissediyordum. Kaşlarını umursamaz bir eda ile büküp "Geliyor musun?" dedi. Gelmeyeceğimi bildiği için cevabımı beklemedi.
"Gelmiyorsun tabii. Kadınlar öcü değil mi? Kırık mısın nesin sen de anlamadım."
Tam çıkacakken ani bir atak ile "Dur, geliyorum ben de!" diyebildim. Üstelik hiç gitmek istemiyordum. Söylediği beni kızdırmıştı muhtemelen. Gülmeye başladı.
"Ne oldu, gururuna mı dokundu kırık demem erkek müsveddesi! Hadi bakalım, dibini görmeden gelmiyoruz ona göre!"

Keyfi yerindeydi artık. Kadınlara gidiyorduk ve içmeye. Bundan daha güzel bir şey olabilir miydi ki? Girdiğimiz bir gazinonun en ön masasına kuruldu hemen peşinden beni de sürükleyerek.
"Garson! Donat masayı. Hem yemekle hem dansözle!"
Neşesi beni de sevindiriyordu elbette ama her zaman yaptığı gibi ucunu kaçırmaya başlamıştı daha en baştan. Keyfini kaçırmamak için bir şey söylemedim. Gazino da coşmuştu onunla birlikte. Dansözler, içkiler, yemekler… Az sonra ben de her şeyi unutmuştum.
-Rakı güzeldir, unutturuyorsa hatırlaman gerekenleri-

Bir kaç kadehten sonra, "Sek iç sek… Karı gibi su dolduruyorsun yarısına zaten" Belli ki ihtiyar cinsiyetime takmıştı. Bir şey demedim, keyfi kaçmasın diye içimden, "Sakin… Sakin ol…" diyerek geçiştirdim. Eh artık sek içmek farz olmuştu tabii. Yanıma oturan yarı çıplak kadının elinde tuttuğu ince uzun sigaraya baktım bitirene kadar. Kadın ile ihtiyar heyecanlı bir şeyler konuşuyordu ama duymuyordum sadece kulağımı delen kahkahaları… Orospu gibi… Kadınlara zaafım yoktu. Aşık olurdum ama kadına değil sanki, aşık oluşuma olurdum. Rakı iyice başımı döndürmüş, midemi bulandırmıştı. Sigara dumanıyla dolan gazinonun yüksek sesli müziği, göbekli bıyıklı adamlarının kahkahaları ve gazinonun boyaları dökülmüş duvarları üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Hiçbir şey demeden masadan bir hışım ile kalkıp yalpalaya yalpalaya dışarıya attım kendimi. Arkamdan ihtiyarın, "Nereye gidiyorsun! Parayı ver bari!" diyen bağrışını duymuştum. Gazinonun solundaki parka tüm midemi boşalttım.
Eve gidip hemen uyumalıydım.Yavaş adımlarla evin yolunu tuttum, içimden bağıra bağıra şarkılar söyleyesim ve küfredesim vardı. Kustuğumdan olmalı ki biraz daha kendime gelmiş içimden, "Saçmalama oğlum!' diyebiliyordum. Evin kapısına geldiğimde anahtar deliğini aradım bir süre. Buz gibi evin bile o gazinodan çok daha iyi olduğu kanısına varıp üç gündür toplamadığım yatağın üstüne yığıldım. Artık şarkı söyleyebilirdim. Bağırabilir, küfredebilirdim… Tüm isteklerim silinmişti ama onun yerine birkaç cümle fısıldadım loş ışıklı odama melankolik bir şarkının fon müziği eşliğinde rakı kokan ağzım ile, "Beyazı güzeldir rakının… Ölüsü güzeldir ihtiyarın, kadının…"

Böyle bir şarkı yoktu biliyorum. Ama olsaydı fena olmazdı. Gerçi ilk kez bir şair yahut sanatçıya, "Bunu senden önce ben yazmalıydım!" diyerek küfretmemiş oldum…

~~~
Sayı: 35, Yayın tarihi: 03/03/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics