MaviMelek Edebiyat
"Düşünmekten başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı bir hapishane hücresinden bile gerçek olanı görebilir insan." Cesare Pavese

["Hayal Pusulası"]"İçimizin Tenhaları…" | Akın Olgun

İçimizin Tenhaları…

"YÜZÜMÜZ KİREÇ TUTMAZ"

İçimizin tenhalarına yaralı anılarımız sinmiş, acılarımız ise kıvrılmış yüreğimizin kuytuluklarına ve kalpten kalbe uzanan sevdaların sessiz selası hiç duyulmamış. Sızılarımız ki, yumruk olup oturmuş kavruk sözlerimize.

Mutluluklarımızı iyi niyetli temennilere emanet edip yol yorgunu duygularımızı kazıyarak duvarların kirli yüzüne, ölesiye ağlamak var. Ağlamak hiç durmadan, eğilmeden, bükülmeden, ezilmeden, utanmadan… Yalan edilmiş, talan edilmiş tüm rüyaları saklamadan, saklanmadan haykırmak var zelzeleli umutlardan. Dökülen her parçayı, dağılan, dağlanan her yarayı sırtlayıp tenin çıplak kokusuna, sarılmak var yeniden ve yeniden… Gecelere emanet edilmiş tüm yalnızlık çilelerini, çıkarıp sabahın aydınlık nefesine, uçurmak var gökyüzünün hüznüne…

Bu kadar kolay olabilseydi keşke.

Yarıp göğsün çeperini, sökülüp atılabilseydi içsel uğultularımızın korkunç ağırlığı. Zaman bir yılan gibi sarılmazdı belki de duygularımızın boğazına. Yüzümüz kireç tutmaz, kan yürüyüp ulumazdı beynimizde. Belalar izimizi sürmez, pusular yuvalanmaz, aşk bu kadar zor, onu kaybetmek bu kadar kolay olmazdı. En sevdiklerimize bu kadar puşt, nefret ettiklerimizle bu kadar dost olmazdık. İyiliğe bu kadar düşman, kötülüğe bu kadar kucak açmazdık…

Ve yahut;
Bedellerimizin pencesinde kıvranan ve eriyip giden saflıklarımız, bir bir intihar etmezdi uçurumların yağlı urgan boşluğunda.

Savrulduk hep.
Herkesten ve her şeyden.

Çıtırdayıp dağılan odun ateşi alevlerinden, düştüğümüz yerlerde külleştik… Sarılamadan vurgun yedi kollarımız.

Kâbuslar üşüştü gecelerimizden kalan uykularımızın üstüne. Bir dirhemlik zaman diliminde çaldırdık tüm izdüşümlerimizi. Cevaplar hep geç kaldı gönül soframıza, sorularımız ise hep illegal…

Hep ertelendik…
Hep erteledik son sözlerimizi…
Ve şimdi;
Geriye kalan kimsesizliğimizi taşıyıp omuzlarımızda,
vurup taştan taşa,
kanatıp düşüncelerimizi,
paramparça olan ellerimizi bırakıp masumiyetin tenine,
sokulup bir sıcak nefesin göğsüne,
koklayıp denizin mavisini,
uzanıp bir çift huzurun dizine,
soluklanıp yakamozlarda,
yaşayıp ânın ânını,
ayıp etmeden durabilmek için hayatın yüzeyinde,
ıslanıp buram buram,
dipnot düşüp sevdanın yoluna,
hayata ağız dolusu
bir sıcak somun ekmeği merhabası bırakma zamanı.
MERHABA hayat…

~~~
Sayı: 37, Yayın tarihi: 06/05/2009

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2009 MaviMelek            website metrics