MaviMelek
Hermes Kitap
"Alışkanlıklar birer halata benzer. Her gün birer lifini öreriz ve sonunda onu kopması mümkün olmayan bir hale getiririz." Horoce Mann

[Gökçeyazın] "Huzursuz Öyküler: Heveskuşu" | Melek Öztürk

Heveskuşu | Abidin Parıltı

"YÜZÜNDE BULUT GEZDİREN KADINLAR"

"…
Özlediğin gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin-

 Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen…"
Oruç Aruoba

Sonu mutlu biten öykülerimiz olsun isteriz her zaman, gökten üç elma düşsün, biri de bizim başımıza… Oysaki mutlu olan her şey başlangıçtır aslında. Mutlu aşk olmadığı gibi toz pembe finaller de filmlerde olur çoğu zaman. Heveskuşu'ndaki öykülerin hiçbiri mutlu sonla bitmiyor. Her bir öyküde beklemenin ve susmanın bilgesi olmuş cümleler içimizde eriyor; kendi uçurumlarından aşağıya yuvarlanıyor, bilmenin ustası ve söylemenin acemisi bükülmüş yürekler dile geliyor ve içimizdeki telleri titretiyor.

Heveskuşu'nda yer alan öykülerinin başarısını, yazma disiplinleri arasında rahatlıkla geçiş yapabilmesine bağlayabiliriz Abidin Parıltı'nın. Deneme, araştırma/inceleme ve tanıtım/eleştiri yazılarının yanı sıra kurguyla olan ilişkisini de salt eğitimini aldığı dramatik yazarlıkla sınırlamıyor çünkü. Bu sayede de öyküye verdiği meyilde bir "Heveskuşu" düşürüyor yüreklere. Yüreğinin en hassas yerinden yakalıyor okuru. Söyleme biçimleri arasında sürekli geçişler yaparken her söyleme biçiminde duyguların kırılmasını çok gerçekçi bir şekilde işliyor, yaşanmışlığın izlerini de dahil ederek sürükleyici bir atmosfere büründürüyor öykülerini.

İthaki Yayınları tarafından geçtiğimiz aylarda kitapçılarda yerini bulan ve çok kısa bir süre içerisinde ikinci baskısına ulaşan Heveskuşu'nda Parıltı, ilk öykü kitabı olmasına rağmen, iyi olgunlaştırdığı çok belli olan konularıyla "sağlam" bir öykücü profili sergiliyor.

Kitaba dair bir söyleşisinde, öykülerini "huzursuz" olarak tarif eden ve sıkışmış olduğu iki dünya arasında geçmişine dair olanlarla bugünün paradokslarına sıkça vurgu yapan Parıltı, "Ne yaparsam yapayım geçmiş peşimi bırakmıyor" diye bitiriyor cümlesini.

Modern hayatın paradoksları şehir insanının en büyük kâbusuyken, öte yandan hepimizin buluştuğu büyük şehirlerde, kopup geldiklerimizle var olmaya çalışırız genellikle. Gerideki hep bir "yara"dır ve kanar içten içe. İki denge arasında sıkışmışlık sıkça görülüyor Abidin Parıltı'nın öykülerinde. Yer yer şehir insanının kendine yabancılaşmasının örneklerini sunarken, bir taraftan da "Göz Yorumcusu" öyküsünde olduğu gibi yaşam içindeki bazı tutkuların psikopatik evrelere yönelişini betimliyor. Bununla da kalmayıp okuru "Zifir Gece" öyküsünde olduğu gibi gerçeğin ta içine de savurabiliyor.

Güneydoğu'daki savaşın yarattığı travmatik ruhsal haller, derin bir izlek olarak çokça yansıyor yazarın öykülerine. Ancak aşk acısının sarsıcılığını da çok iyi örnekliyor "Yara Defteri 'Süveyda'" öyküsünde. Öykünün bitiminde "Sonsöz"de başka bir yazarın öyküye dair açıklaması yer alır. Bir gün rasgele seçilen bir evin kapısının altından sarı bir zarf içinde bir ajanda içeriye atılır, tanıtımı yapılması için gönderilmiş bir kitap sanılır başta. Haftalar sonra açılır, okunur ve Abidin Parıltı'ya da okutulur bu ajanda. O da bu günceyi işler, olgunlaştırır ve Heveskuşu'nda diğer öykülerden çok ayrı bir yeri olur bu yara defterinin. Amaç kimsenin sırrını ifşa etmek değildir, çünkü ajandanın sahibi kendisinin dışında birilerinin yaşadıklarına şahitlik etmesini ister. Belki henüz kapanmamış başka bir yarayı hafifletsin diyedir. En ilginç tarafı öykünün içinde yer alan başka bir öykünün orta yerinde kulakları sağır eden bir silah sesinin duyulmasıdır. Bu sesin kimden ve neden çıktığını "Yara Defteri 'Süveyda'" isimli bu yürek büken öyküyü okuyarak öğrenebilirsiniz.

Kişiler değişir, çünkü her öyküde başka hayatlar anlatılır. Kimi bekler, kendini kaybeder, yitiğe dönüşür; kimi de yanılır pişmanlık duyar. Bazı öykülerden müzik sesinin geldiği bile olur. Bir ağıt gibi yaşamaya mahkûm edilmiş Ömer Amca her içlendiğinde bir köşede kemanını; bazen sevdiğinden yeniden kavuşmak için ayrılmak isteyen Kadir Bey udunu eline alır. Her ikisinin de en derinlere işleyen melodilerinin tekil ürpertileri yakar ruhları.

Sözler anlatabilir kâğıtlara bir kalbin sızısını. Yitirilmekten korkulan her aşk bir gün biter. Yarası olanlar birbirlerini ilk önce yaralarından tanır, öper, sever. Yara almamış olanlarsa yabancılardır. Sonra? Birden perdeler kapanır, "yüzünde bulut gezdiren kadınlar" gider. Geride parçalandıkça, acı çektikçe daha da kendisi olan bir yüz ve ağrı gibi çöken "kalp" kalır. Ansızın sandık kapanır, kelimeler artık gerçeği söyleyemez. Hepimizin bir şekilde kendi gerçeğiyle bir gün yüzleşmek zorunda kalacağını anlatır "Söz Sandığı" isimli öyküsünde Parıltı.

Heveskuşu'nda yer alan birçok öyküde yazar, çok değerli, sevdiğimiz yazarlardan etkilenmiş ve satır aralarında konuk etmiş; Feridüddin-i Atar, Bâki Melayê Cizîrî, Sâdi Cemal Süreya, Yaşar Kemal, Behçet Necatigil, Bilge Karasu, Hüseyin Ferhad, Yılmaz Erdoğan, Murat Uyurkulak, José Saramago, Oruç Aruoba, George Büchner, Shakespeare, Paul Celan, Horoce Mann, Antoine de Saint-Exupéry, Hisarlı Ahmet, Pascal Quignard…

İki bölüm halinde incelenebilir aslında Heveskuşu'ndaki öyküler, fakat bu iki bölümün kronolojik sırayı takip ettiği söylenemez. Belki de yazar, iki biçimi sırayla vermeyerek, iki sancı arasında gelgit yaşamasını da istemiş olabilir okurdan. Gerçekçilikle romantizm arasında seyreden öyküler, dramatik yazarlık eğitimi almış bir yazarın kaleminden çıktıklarını çok belli ediyorlar. Kurgu olarak belki de kendine ait olabilecek şeyi, kendine yabancılaştırarak yazma biçimlerine giriştiği Heveskuşu'nda Parıltı, her anlatım biçiminde sürükleyici bir yol izlemiş. Teknik kuruluğa düşmeden, biçimin ve tekniğin ona sunduklarını yaratıcı bir hamurda yoğurmuş.

Bir tez çalışması olan ilk kitabında Kürt halkının sözlü kültüründe hikâye anlatıcılarına yoğunlaşmış olan yazarın bu çalışması, 2006 yılında yine İthaki Yayınları tarafından Dengbêjler, Sözün Yazgısı adıyla kitaplaştırıldı. Halen Radikal Kitap ekinde tanıtım/eleştiri yazıları da yazan Parıltı, aynı zamanda Virgül, Milliyet Sanat, Kitap-lık, Esmer, Multi Kulti, Nûdem, Kaçak Yayın, Agora, Toplumsal Tarih, Express, Artı Gündem ve Ek Gündem gibi dergilerde yazdı/yazıyor.
Sinemayla da iç içe olan yazarın öykülerindeki süzülmüşlük, kalemine gücünü veren bir güvenle çıkıyor okurun karşısına.

Heveskuşu'nda öyküye meyil veren ve orada kendine anlam bulan öykülerin yeni heveslere kapı aralamasını umuyoruz Parıltı için.

Heveskuşu, Öykü
Abidin Parıltı
İthaki Yayınları, 2008, 95 s.

Sayı: 28, Yayın tarihi: 21/07/2008

melek@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics