MaviMelek
"Talihsiz ölümlülere tanrılar şu kaderi dokudu: Yaşayacak insanlar acı içinde. Ama ölümsüzlerin hiçbir kaygısı yok." İlyada / Homeros

[Gökçeyazın]"Homeros İlahileri" | Hüsen Portakal

Homeros İlahileri

"ÖLÜMSÜZ TANRILARIN İŞLERİ"

Yunan mitolojisinin birinci büyük kaynağı, Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı. İkinci kaynağı, Hesiodos'un Tanrıların Doğuşu ile İşler ve Günler'idir.(1) Türkçeye en son kazandırılan ve anonim bir yapıt olan Homeros İlahileri. Bu şiirlerden yalnız otuz üçü günümüze kadar gelebilmiş. Çevirmen Ayşen Eti, bu ilahileri bize şöyle tanıtıyor: "Tanrıya saygı eyleminin tanımı, tanrının niteliklerinin sıralanması, tanrının yaptıklarını övücü bir dille betimleme, kült yerlerini anımsatma, ozanın ya da duacının kişisel coşkusu."(2)

Biz burada sadece iki şiirden söz edeceğiz.
Kitapta ikinci şiir olan ve bizim göreceğimiz birinci şiir, Demeter ile kızı Persephone'in öyküsü.

Demeter, Rhea ile Kronos'un kızı, Zeus'un kız kardeşidir. Zeus bu kız kardeşi ile yatar ve sonuçta Persephone adlı bir kız çocuğu dünyaya gelir. Persephone, yetişkin bir kız olduğunda, bir gün kırda çiçekler arasında, Okeanus'un kızlarıyla dans eder. Gerçekte, Yer-tanrı Gaia, genç kıza bir tuzak kurmak için ve Zeus'un isteği üzerine bu çiçekleri açtırmıştır. Çünkü Zeus'un kardeşi ve yeraltı dünyasının tanrısı Hades, bu genç kızı kaçırmayı tasarlar. Bir ara Persephone çiçek toplarken yer yarılır, Hades yerden çıkar, göz koyduğu yeğenini kaçırır. Genç kız, sesini duyurmak için bağırır.

"Dağların, tepeleri ve denizin derinlikleri çınlayıp yankılandı
Ölümsüz sesiyle ve sonunda tanrıça annesi duydu kızının sesini."

Yunan tanrıları arasında kız kaçırmak olağandır. Zeus de Fenike kralı Agenor'un kızı Europa'yı kaçırır.
Tanrıça Demeter kızının sesini duyar ama, nerede olduğunu bilmez. Kimse ona söylemez; çünkü Zeus böyle buyurmuştur. Bu arada yalnız Hekate ona yardımcı olmak ister; birlikte tanrı-güneş Helios'a giderler. Helios, gerçeği ona söyler; çünkü o hem bulunduğu yerden her olup biteni görür, hem Olympos tanrıları arasında yer almaz.

Haberi alan Demeter umutsuzluğa düşer, Zeus'a karşı bir şey yapamayacağını anlar ve tanrılar evi Olympos'tan ayrılır, yeryüzünde bir ülkeye -insanlar arasına gider. Gittiği yer, kral Keleos'un ülkesidir. Orada bir kuyu başına yakın yerde ve yaşlı bir kadın görünümüne bürünerek oturur. Kuyudan su almaya gelen kralın kızları onu görür ve yaşlı kadına kim olduğunu sorarlar.

Demeter, Girit adasında yaşadığını, orada korsanların kendisini kaçırdığını, sonra da onların ellerinden kurtulunca buraya geldiğini anlatır.
Sonuçta, Demeter kralın sarayına dadı olarak alınır; görevi kralın küçük çocuğunu yetiştirmektir.
Çocuğun eğitiminin içinde onu büyüden, büyülü bitkilerden korumak da vardır. İlk çağlarda büyü, diğer tanrısal inançların bir parçasıdır.

Tanrıça Demeter, çocuğu diğer insan yavruları gibi değil, bir tanrı çocuğu gibi büyütür; çocuk yiyip içmez, tanrıların yiyeceği olan ambrosia ile beslenir; hızla büyür, gelişir; anne-baba bunun nedenini anlamaz.
Tanrıça Demeter, çocuğun ateşe karşı bağışıklık kazanması ve ölümsüz olması için onu kendi eliyle ateşte tutmak ister, ama çocuğuna yapılanları gözleyen kraliçe, ne olup bittiğini anlamaz, telaşlanır, korkuya kapılır, dövünmeye başlar:
"Demophoon! Yavrum! Bu yabancı kadın, seni har har yanan bir ateşin içine gömüyor, ben yas tutayım ve korkunç kederlere düşeyim diye."(3)

Anlaşılmadığını anlayan Demeter, o an çocuğu ateşin üzerinden çeker ve yere fırlatır; artık kendini gizlemez, kim olduğunu söyler.
Tanrıça burada çocuğa ölümsüzlük kazandırmaya çalışırken, bir büyücü gibi davranır; onun yazgısı değiştirmeye çalışır. Ama bu girişimi başarısız olur, çünkü görüldüğü an, tılsım bozulmuştur. Bunu kendisine karşı yapılmış bir saygısızlık sayar ve orada anısına bir tapınak kurulmasını buyurur.
Karşısında sıradan bir insan değil de, bir tanrıça olduğunu anlayan kraliçenin "O anda dizlerinin bağı çözüldü, dili tutuldu uzun zaman, çocuğunu da unuttu yerden kaldırmayı…"
Sabah olduğunda olayı krala anlatırlar; kral hemen tanrıça Demeter için bir tapınakla, bir sunak yaptırır.
Sunak yaptırmak ve tanrılara, tanrıçalara kurban kesmek, eski çağlarda genel bir inançtır. Bu inanç, çoktanrılı dinlerde olduğu kadar,Yahudilerde de geçerlidir, daha sonra Müslümanlar da aynı inancı almıştır.

Tanrıça Demeter bundan sonraki günlerini kızının özlemiyle geçirir. Kardeşi Zeus ile Hades'e bir şey yapamazken, ekili toprakları susuz bırakır, yeryüzünde kıtlık başlar. Böylece tanrıların işlediği bir suçu, insanlara çektirmeye başlar. Yunan tanrı ve tanrıçaları yeri geldikçe adildir; istedikleri zaman da insanlara çektirmesini bilirler.

Yeryüzünde olup bitenleri duyan baş tanrı Zeus, kız kardeşi Demeter'i Olympos'a çağırır, ama tanrıça diretir, kızının yüzünü görmeden oraya gitmeyeceğini bildirir. Bunun üzerine Persephone'yi yer yüzüne, annesinin yanına göndermesi için Zeus baba Hades'e haber salar. Hades sevgilisini bırakmadan önce ona bir nar tanesi yedirir. Böylece Perserphone'in yeniden yanına dönmesinin yolunu açar.

Burada bir kez daha, tanrıların işi büyücülüğe benzer. Tanrılar nasıl doğanın yasalarını ve insanın yazgısını değiştirirse, büyücüler de benzer işleri yaparlar. Büyücüler tanrıların yetki alanına el atıyor, onların işlerine karışıyor diye, kimi dinler büyücülüğü yasaklar. Oysa dünyada en eski ve en uzun süren inanç, büyüye olan inanç olduğu gibi, dinlere de kaynaklık etmiştir.

Zeus'un araya girmesiyle Persephone, Olympos'ta annesinin yanına döner, başından geçenleri ona anlatır. Hades'in kendisine bir nar tanesi yedirdiğini söyler. Sonuçta olay tatlıya bağlanır; Tanrıça'nın kızı yılın üçte birini yer altında, Hades'in yanında, zamanın geri kalanını ise, annesinin ve diğer tanrıların, tanrıçaların yanında geçirecektir.

Bu uzlaşmadan sonra Tanrıça Demeter'in kızgınlığı geçer. Rhea'nın araya girmesiyle yeniden dünyada bereketi geri getirir; topraklar yeşermeye başlar.

***

Persephone, Yunanlıların cehennem tanrıçası diye bilinir. Bu gün bizim için masal olanlar, kendi zamanında gerçek bir inançtı. Thales de, Platon da bu masallara inanıyordu.

Dün inanç ya da masal olanlar, bugün bizim için edebiyat değeri olan, hümanist kültürünün ürünü, insanlığın ortak değeridir.

Hermes'in Öyküsü

Homeros İlahileri'nde dördüncü şiir Hermes'in nasıl doğduğunu anlatmakla başlıyor:
"Ey Musalar! Zeus ile Maia'nın oğlu Hermes'in şarkısına başlıyorum,
Kyllene'nin ve sürüleri bol Arkadia'nın efendisinin,
ölümsüzlerin kılavuzu tanrının şarkısına; güzel örgülü, utangaç nympha
Maia doğurdu Zeus ile aşkla sevişmesinden onu."(4)

Demek ki Hermes, Zeus'un çapkınlığı sonucu dünyaya geliyor. Baş tanrı kiminle yattığını, eşi ve kız kardeşi Hera'dan gizlemek için, çocuk doğduktan sonra, anneyi bir yıldıza dönüştürür, gökyüzüne gönderir.
Hermes bir tanrı olmakla birlikte, insanlara yakın bir kimliğe sahiptir:
"Öyle bir oğlan doğurdu ki Maia, her işe eli yatkın, kurnaz,
hırsız, sığırtmaç, rüya taşıyıcısı,
gecenin casusu, kapıların bekçisi; Hemen
çıkarır açığa ölümsüz tanrıların işlerini."

Annesi Maia da onu şöyle tanımlar:
"Baban seni büyük bir bela olsun diye verdi
Zaten ölümlü insanlara, ve ölümsüz tanrılara"

Acaba tanrıların ve tanrıçaların da insanlar gibi bir yazgısı var mıdır? Bu yazgıyı kim saptar? Maia'nın bu sözlerinden, tanrıların da bir yazgısının olduğunu, bunu baş tanrı Zeus'un saptadığını anlıyoruz.
Tanrı Hermes'in ilk işlerinden birisi, liri icat etmesidir.(5) Bununla birlikte, tanrılar Olympos'ta eğlenirken, nedense Hermes değil, Apollon lir çalar.
Hermes'in yine ilk işlerinden birisi, hırsızlıktır. Canı et yemek isteyince, gider kendisinden daha güçlü olan Apollon'un sığırlarını çalar. Bu tasarısını çok kurnazca uygular ve başarılı olur:
"Burada (Pieria'da) kutsal sığırların ahırları vardı mutlu tanrıların
Ve sürüler iştahla otluyorlardı biçilmemiş yemyeşil çayırlarda.
Maia'nın oğlu keskin gözlü Argeiphontes
kutsal sürüden ayırdı böğüren elli sığırı.
Sürdü sığırları rastgele kumlu topraklar boyunca
toynak izlerini tersine çevirerek."

Hırsız aklı, ne diyelim? Toynak izlerini tersine çevirince sürüye yeni sığırlar katılmış gibi olur, sürüdeki sığır sayısının artması gerekir.
Bir de şunu soralım; Hermes yeni doğmuş, henüz beşikte bir bebektir. Canı et yemek isteyince, neden annesine söylemez, hırsızlık yapmak nereden aklına gelir?
Dinsel inançlarda ve mitolojilerde elbette bir mantık aramak yanlış olur; bununla birlikte, ona hırsızlık yeteneğini baş tanrı Zeus'tan başkası vermiş olamaz. İnsanlar arasında neden hırsızlık yapıldığı ancak böyle açıklanabilir. Her olayın kaynağı tanrılardır.

***

Hermes sığırları gece karanlığında çalıp kendi ahırına getirdikten sonra, ikisini keser. Kebap yapar.
"Önce bir defne dalı alarak soydu kabuğunu bıçakla,
sonra, elinin ayasına alarak sıkıca tuttu ve o anda canlanıp gürüldedi ateşin nefesi.
İlk olarak Hermes vermiş oldu böylelikle insanoğluna çırayı ve ateşi."

Bununla birlikte, ateş tanrısı Hermes değil, üvey kardeşi Hephaistos'tur. Ateşi hep bu tanrı kullanır.
Hırsız tanrı iki sığırı pişirirken, diğer tanrıların payını da ayırır.
Hermes gece geç vakit evine döndüğü için annesi onu tersler:
"Seni gidi kurnaz, seni gidi düzenbaz seni! Gecenin bu vaktinde
Gelmeye utanmıyor musun eve, edepsiz?"

Bir tanrıçanın çok daha düzgün bir dille konuşması beklenirdi; yoksa bizim dönemin insanları gibi değil. Daha önce Athena da, Aphrodite de buna benzer bir dille konuşur. Çünkü tanrıçalar da genelde insan niteliğindedir.
Öte yandan Apollon, sığırlarının çalındığını anlar, hırsızın peşine düşer. Yolda giderken, daha önce Hermes'in rastladığı adama o da rastlar. Adam ona istediği bilgiyi verir:
"Henüz konuşmayan bu çocuk sopa elinde tutmuş koşturup duruyordu dört bir yana.
Sürüyordu sığırları tersine, başları kendisine gelecek şekilde.
Böyle konuştu yaşlı adam. Bu sözleri duyan Apollon hemen çıktı yola.
Geniş kanatlı kehanet kuşunun uçuşuna bakar bakmaz da hemen anladı
hırsızın Kronosoğlu Zeus'un çocuğu olduğunu."

İyi bilinen kehanet kuşu, Zeus'un kuşu olan Kartal'dır. Apollon'un kuşu ise karga. Burada kuş için "geniş kanatlı" dendiğine göre, bu hırsızlığı ihbar eden Zeus'un kendisi olmalı.

Apollon yolda giderken, "çirişotlu" çayırdan geçer. Eski çağda bu ot, ebegümeci ile birlikte yenmesi iyi sayılıyor, ilaç bile yapılıyor… (Son yıllarda arada bir İstanbul'da da bu ota rastlıyorum; Doğu Anadolu'dan getiriliyormuş.)
Çok geçmeden okçu tanrı, Maia'nın evine gelir; uyur gibi görünen Hermes'e seslenir:
"Ey beşiğinde uzanmış yatan çocuk! Sığırlarıma ne yaptın çabuk söyle! Yoksa biz, kavga edeceğiz yakışık almaz biçimde.
Çünkü seni alacağım ve fırlatıp atacağım kara dumanlı Tartaros'a, sisli karanlıklar ülkesine."

Apollon'un, kendisi gibi bir tanrı olan Hermes'i öldürmeye, Hades'in de altındaki karanlık cehenneme gönderme gücü var mı? Zeus buna izin verir mi? Tanrıların bir adı da "ölümsüz" olduğuna göre, burada Apollon kuru sıkı atıyor demektir.
Hermes verdiği yanıtta sığırları görmediğini, bu hırsızlıktan haberi olmadığını söyler.
İnsan sormadan edemiyor: Hırsızlık suç sayılıyor da, yalan söylemek neden suç sayılmıyor?
Neyse, yalan söylemeden hırsızlık yapılmaz.

Hermes, sığırları çalmakla kalmamış, daha sonra üvey kardeşinin evine girerek orayı da boşaltmıştır. Çünkü annesine dediği gibi, içinde oturdukları mağaradan kurtulmak, eşyalarıyla birlikte daha iyi bir eve taşınmak ister. Hırsızlığın arkasında açgözlülük vardır. Bunu iyi anlayan Yunan filozofları, daha sonra Stoacı yaşam biçimini geliştirirler.

Bakınız Hermes, sözlerini nasıl bitiriyor:
"Yok, eğer inanmazsan bana, Kronosoğlu Zeus'a gidelim. O versin doğru ve adil kararı."

Sonra birlikte Olympos'a gider, Zeus'un huzuruna çıkarlar. Apollon tüm olup bitenleri anlatır.
Sonra Hermes sözü alır ve; "Yalan söylemeyi bilmem ben." der ve ekler:
"Helios ve diğer kutsal tanrılar huzurunda saygıyla eğiliyorum."

Her çağda, her yerde görülen evrensel bir hırsız gibi konuşur Hermes, yaptığı işi örtbas etmek için hep dindarlık ve dürüstlük taslar.
Zeus, "her şeyi gören, bilen" bir tanrıdır. Küçük Hermes'in sözlerine güler, çalınan sığırların araştırılmasını buyurur. (Gerçekte o sığırların nerde olduğunu biliyordur. Ortada tam bir komedi oynanır.)

Olay Tatlıya Bağlanıyor

Sığırlar bulunduktan sonra, artık hırsızlığı saptanan Hermes'in ellerini, söğüt dallarından yapılan iplerle bağlamak ister Apollon. Ama ipler yere düşer, birbirine sarılır, çoğalır, yeniden söğüt ağaçlarına dönüşürler. Böylece Apollon, küçük kardeşinin tanrısal gücünü kabul eder. Sonra Hermes, lirini çıkarır ve çalmaya başlar. Apollon duyduğu müziğe hayran olur. Daha önce hiç bu kadar güzel bir müzik dinlemediğini söyler. Dinlediği müzikte üç nitelik vardır: "Aşk, neşe ve uyku".

Aralarında anlaşırlar, dost olurlar; zaten kardeşlerin, hele hele tanrıların kendi aralarında dost olmasından daha olağan bir şey olamaz. Hermes lirini Apollon'a verir. Karşılığında, kardeşinin elinde taşıdığı parlak değneği alır, çoban başı olur. Ama yine müziksiz kalmaz, bu kez bir kaval icat eder. Daha sonra hep birlikte güzel doğanın içinde, neşe ve bolluk içinde, ancak tanrılara nasip olabilecek bir yaşam sürmeye başlarlar.

***

Elbette biz burada masalımızı çok özetleyerek anlattık. Olay aslında bir şiirle, şiirsel dille anlatılıyor. Homeros İlahileri bize Yunan Edebiyatının güzel örneklerinden birini sunuyor.

Tabii ki böyle şiirleri özgün dilinden bugünkü bizim dilimize aktarmak özel bir yetenek, özel bir çalışma istiyor. Her ne kadar günümüzde biz eski çağların büyücülüğüne ve inançlarına pek inanmasak da, ben yine de Yunanca'dan ve Latince'den yapıların çevirilerin bir yerde büyücülükle bağlantılı olabileceğini ya da Musaların yardımıyla yapılabileceğini düşünüyorum.

Gönül ister ki, Antik dünyanın o güzel yapıtları kendi dilimize bütün olarak ve sistemli bir şekilde çevrilsin. Rönesans'a kaynaklık eden bu kültür, bizim de kültürümüzün bir parçası olsun; yabancılıktan kurtulsun.
Önce Avrupa, oradan bütün Amerika bu kültürü artık kendinden sayıyor.Yunan ve Latin kültürünü, sonra Rönesans'ı kendimize mal etmeden, özümlemeden, kendi kültür tarihimizin içine almadan, okullarda derslerimiz arasında görmeden Avrupa Birliği ile nasıl bütünleşebiliriz acaba?
Tartışılması ve uygulaması geç kalmış bir konu.

(1) bak., Homeros İlahileri, Türkçesi: Ayşen Eti Sina, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2008
(2) Ayşen Eti Sina, Giriş.
(3) Alıntılar, adı geçen kitaptan.
(4) Maia, Atlas'ın kızıdır; Kyllene ise,Yunanistan'da Arkadia bölgesinde bir dağ.
(5) Bunun tartışması yapıldı; bu çalgı eski Mısır'da çok daha önceleri biliniyordu.
~~~

Homeros İlahileri
Türkçesi: Ayşen Eti Sina
Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2009, 110 s.

Sayı: 36, Yayın tarihi: 27/03/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics