MaviMelek
"Geçmişin uğultulu kapıları döne döne vurmaya başladı, bir saatin saymayı unuttuğu, işlemeyi durdurduğu zaman dilimi canlanıp kımıldadı." - Leylâ Erbil

[Öykü]"Hissedebilmek" | Oya Özdemir

Hissedebilmek | Dani Dreyer

"DİLE GELSEN,
NELER ANLATIRSIN, KİM BİLİR?"

Gecelerin esiriyim, uzun zamandır... Aynı saatlerde çekip alıveriyor tatlı uykumdan... Direnmem boşuna... Sessizce terk ediyorum yatağımı. Kadim dostlarım gazetelere, okuduğum kitaplara ve bilgisayarımdan; birine, bazen her birine kısa ziyaretlerde bulunuyorum, uykunun yeniden göz kapaklarıma dokunuşunu beklerken...

Son kez bir gün önce gitmiştim, ziyaretine... “Ağzına damla bir şey koymuyor, tepki de vermiyor...” dediler. Kimi yeri buz gibi olan elini tuttum, hafifçe hareket etti “Geleceğinden emindim...” dercesine... Anılarla baş başa, kara gözlüklerimin ardına gizlediğim nemli gözlerle yürürken, bir el kolumu kavradı.
“Hayrola, seslenip, durdum. Bu ne hâl? Nereye gidiyorsun?”
“Eve gidiyorum. Kusura bakma, biraz dalgınım.”
“Biraz mı?.. Eve mi?.. Yoksa, buralara bir yere taşındınız da, haberim mi yok!”
Etrafıma şöyle bir göz gezdirdim, nerede olduğumu hemen kavrayamadım, ekmek fırınını görünce, “Haklısın, biraz dalgınım... Yooo, aynı yerde oturuyoruz. Şu fırının ekmeği güzel oluyormuş, onun için geldim, buralara...” dedim.
İnanmadığından eminim, ama üstelemedi.
“Ben de torunu okuldan almaya gidiyorum. Vaktim olsaydı, biraz laflardık.”
“İyiyim, merak etme, hadi gecikme. İyi günler...”
Eve döndüğümde, eşimin “Telefonunu uzun uzun çaldırdım, merak ettim, nerede kaldın?” sorusunu, “Biraz yürüdüm.” diye yanıtladım.
Hafif de olsa oynattığı eliyle kurduğu iletişimi “özel bir sır” addedip, kimseye bahsetmedim.

Erkenden çekildim odama o akşam... Esaretime inat, geliş saatini geçirene dek, okudum, düşündüm, durdum. “Bu kez başka kapıya,” dedim içimden, uykuya teslim olurken... İki saat geçmeden, “Ben, istersem gelirim,” dedi yine. Çaresiz, kalktım. Derken, aniden dayanılmaz bir sıkıntı peyda oluverdi. Burnumdan derin nefes alıp, salonda bir aşağı bir yukarı dolanarak dağıtmaya çalıştım, ama boşuna... Epey sonra, uzaktan bir köpek havladı. Gergin bedenim, aniden yere yığılıverdi, öylece kalakaldım.

Çalan cep telefonuna uyanan eşimin, “Yaaa, hemen geliyorum” cümlesiyle nasıl doğrulduğumu hatırlamıyorum. Yatak odasının kapısında karşılaştığımızda, “Annem... ölmüş...” dedi. Başımı eğip hızla giyinmeye koyuldum.
“Eşime bir şeyler söylemeliyim” düşüncesi yaşadıklarıma takıldı. Ağzımdan dökülemeyen sözcüklere, kaçamak bakışlarımın yardımcı olduğunu, “Zorlama kendini, biliyorum, sen de üzgünsün,” cümlesinden anlayınca, biraz rahatladım.

Sıkıntı, köpeğin ulur gibi havlaması, kayınvalidemin ölümünün habercisiymiş, meğerse. Bu bağlantı öylesine huzursuz etti ki, son vazifemi detaylı ve eksiksiz yapma çabam bile, üstesinden gelmeme yardımcı olamadı. “Birkaç kişiye anlatabilseydin etkisi azalırdı,” dedi, aylar sonra görüştüğüm bir uzman arkadaşım.

Kapılarını kolay açanlardan değildi, ama açtığında masal tadında anlatımıyla çevresini büyülerdi. Baskın karakterinde aldığı eğitimin rolü büyüktü. Yaşıtlarının pek çoğu gibi, o da şehit çocuğuydu. Beş yaşında yatılı gittiği Sivas'taki anaokulunda aldığı eğitim, inanılır gibi değildi... Anlatırken, yüzü aydınlanır, o anları her defasında yeniden yaşardı. Normal eğitime ilaveten Fransızca, piyano, dans dersleri almış olmasını herkes gibi hayranlık ve şaşkınlıkla dinlerdim.
Kadim dostlarımı ihmal etmekteyim, epeydir. Esareti, adeta bekler oldum... Uyanır uyanmaz mekân değiştiren sevdiklerimle yaşanmışlıkların deryasında buluveriyorum kendimi... “Geceler, bu yolla sevimli olmaya çalışıyor galiba...”
Ben; gönüllü “Dostluk Anlaşması” imzalamış gibiyim... Bir an çocukluğum geliveriyor aklıma... Oysa nasıl da korkardım, gecelerden... Gün içinde yarattığım düşler, kâbusum oluverirdi... Hava kararana değin dünyalara sığmayan ben, akşamları oturduğumuz odadan adım atamazdım. Babam, ısrarla benden bir şeyler getirmemi istediğinde, anneannem yetişiverirdi, imdadıma. Gençliğe geçerken de farklı değildim aslında.

İdealleri, ailesi dahil her şeyden önce gelen menfaat sözcüğüne yaşamı boyunca yer vermemiş cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kuşağın temsilcilerinden biriydi kayınvalidem... İstanbul'da doğup büyümesine rağmen, bin dokuz yüz otuz iki yılında öğretmen olduğunda annesi ve kız kardeşiyle birlikte Anadolu'nun o ücra köşesine tereddütsüz gitmesine şaşmamak mümkün değil... Hele, başında şapkası, vücudunu saran tayyörüyle, daracık sokaklarda dolaşırken irili ufaklı taşların arasına takılan uzun ince topuklarını seyre koyulan yerli halkın “Tangolar geçiyor” sözlerine aldırmadan, kısa sürede kendini kabul ettirmesi...
Aynı okulda öğretmenlik yapan herkesin peşinden koştuğu kalburüstü ailenin yegâne genç yakışıklı oğluyla aşkları... Yirmili yaşlara ulaşmamış şehirde yetişmiş babasız bir kızın, yörenin söz sahibi ailesine gelin gitmesi...

O yıllara tanık kişilerin, Nâzım Hikmet'in “O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ” şiirinde, yaşamışlıklarına atfettikleri bir şeyler olduğunu, yüzlerine yayılan bulutlanmadan hissederim hep... Kim bilir, belki de öyle anlamlandırırım. Kayınpederim de tıpkı Nâzım gibi upuzun boyu, mavi yerine, elâ gözleriyle, esmer, bilgili, mücadeleci, mini minnacık genç öğretmene tutuluvermiş.
O genç kız ki, okulda, çevrede ve gelin gittiği kalabalık ailede, itirazlara karşı sevimli çıkışlarıyla değişim ve dönüşümün önderi olup, herkesi peşi sıra sürüklemeyi başarmış. Öylesine benimsemiş ki yöreyi ve insanlarını... Yıllar sonra dört çocuğunun eğitimleri için geldiği İstanbul'da, anne-babasının kentiyle değil, çocuk sayılacak yaşta gittiği o ücra yerden “doğup, büyüdüğü” yer olarak, bahseder olmuş.

Ölümünün haftasında, kendisinden öğrendiğim su böreğini yapmaya karar verdim. Kayınvalidesinin işgal yıllarında içine yüzüklerini dizip düşmandan kaçırdığı, yüz yıllık oklavaya uzun uzun bakıp, “Çok şeye tanıksın, dile gelsen, neler anlatırsın, kim bilir? Ya beraberliğimiz!” deyip, yirmi dört yufkayı açmaya koyuldum.
~~~

Sayı: 49, Yayın tarihi: 17/12/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics