MaviMelek
"Ölüme gülünmez, ölüm alaya alınmaz, hele böyle bir ölüm, böyle bir insanın ölümü hiç alaya gelmez." Tahsin Yücel

[Derleme]"Haney Yaşamalı" | Tahsin Yücel*

Odilon Redon

"HANEY HİÇ AKLA GELMEZ Mİ?"

Haney öldü. Ama ben ''Yaşayacak'' diyorum var gücümle, ''Yaşamalı'' diyorum. Bunu söylerken de ölümden sonra diriliş dedikleri, öbür dünya dedikleri kavramlar, cennet, cehennem gibi masallar aklımın ucundan bile geçmiyor. Ben kendimi bildim bileli böyle şeyler üzerinde kafa yormaya yanaşmadım. Bu dünyanın sorunları yeterdi, çözemeyeceğimi önceden bildiğim sorunlar üzerinde kafa patlatmam budalalık olurdu. Bu değil benim demek istediğim. Ben, ''Haney Yaşamalı'', derken, yeryüzünde, insanların arasında olmasa da dilinde, belleğinde, türküler gibi, kitaplar gibi yaşaması gerektiğini belirtmek istiyorum. Haney dilden dile dolaşmaya, övülmeye değer bir kadındır. Haney'in hakkı bu. Haney'e karşı işlediğimiz günahları ödemeliyiz. Biz Haney'in değerini bilemedik.

Ali Rıza o ölmeden kaç yıl önce söylemişti. Unuttunuz mu? Birçoklarınız oradaydınız. Konuşacak bir şeyimiz kalmamıştı. Yoldan gelip geçenlere bakıyorduk. Öbür masalarda tavla ya da pişpirik oynuyorlardı. Uluk Osman da barakanın dibinde demleniyordu hani, bir yandan içiyor, bir yandan kendi kendine sövüp sayıyordu. O sırada Haney kahvenin önünden geçmişti. Dünmüş gibi belleğimde geçişi. Her zamanki geniş, mavi tumanını giymişti, zıbını parça parçaydı, renk renk yamalar altında görünmez olmuştu iyice. Başına da poşu yerine kirli bir çaput sarmıştı. -Öldüğü zaman da bu rezil paçavralar varmış üstünde.- Haney'in durumu Ali Rıza'ya dokunmuştu. Ali Rıza ona benim verdiğim değeri vermese de insan çocuktu, iyi yürekliydi. ''Utanın, arkadaşlar'' demişti, ''Haney'e bakın da insanlığınızdan utanın! Bu kadın böyle mi dolaşmalı şimdi? Hepimize emeği geçti, hepimiz onun elinde büyüdük bir bakıma. Şimdi bunu unutacağız, üstelik gelip geçtikçe acıklı durumuna bakıp güleceğiz, öyle mi?'' Evet, tam böyle söylemişti. ''Çok şükür, hepimiz adam olduk'' demişti sonra, ''bir oyunda iki buçuk kâğıt birden veriyoruz da kılımız kıpırdamıyor. Her birimiz beşer lira versek, Haney bu yoksulluktan kurtulur, hiç değilse son günlerinde biraz rahat eder. Yapalım bunu, arkadaşlar, ilk beşlik benden!'' Cebinden yeşil bir beş liralık çıkarıp atmıştı ortaya. Saçma bir şey yapmış gibi gülmüştünüz hepiniz. Övünmek gibi olmasın, ben gülmemiştim. Bir de Ali Rıza'nın kendisi. Gülünecek bir şey yoktu ortada, Ali Rıza yerden göğe haklıydı: Haney, toprağı bol olsun, iyi kadındı.

Ali Rıza'ya güldüğünüz gibi bana da gülmeyin şimdi, ''İyi olsa orospu mu olurdu?'' demeyin, bırakın bu saçma düşünceleri! İsterseniz, sizin kendi mantığınızla bakalım işe, bakalım da bu meslekten apartman dikenleri, bizim bir yılda kazanamadığımızı bir gecede kaldırıverenleri düşünelim. Sizden, benden çok daha fazla sayıldıklarını da unutmayalım. Haney'in durumu daha mı aykırı? Sonra, bir şey söyleyeyim mi size: Orospular ucuzlaştıkça iyileşir. Haney ucuz olduğu kadar da iyiydi. ''Pahalı olsaydı, hava alırdı'' demeyin, almazdı. Piyasayı on beş kuruştan yirmi beş kuruşa, hatta elliye, yetmiş beşe çıkarabilirdi pekâlâ. Ama bunu yapmamıştı. Her şeyin ateş pahasına ulaştığı günlerde en insaflı zammı o yapmıştı: on kuruştan on beş kuruşa çıkarmıştı yalnızca. Çocukları mağdur etmek istememişti. Bu yüzden, geçinmek için başka işler tutmak zorunda kalmış, evlere su taşımaya başlamıştı. Hepiniz biliyorsunuz, yaşamının sonuna dek sürdürdü bu ikinci işi. Bizim hatırımız için! Evet, böyle, bizim için yaptı bütün bunları. Biz bunların altından kalkamadık, borcumuzu ödemesini bilemedik.

Ölümüne gülenler bile çıktı. Oysa ölüm derler bunun adına, bugün onu bulduysa, yarın seni bulur, bir bakarsın, iki eli yakandadır. Ölüme gülünmez, ölüm alaya alınmaz, hele böyle bir ölüm, böyle bir insanın ölümü hiç alaya gelmez. Geçmiş günleri unutmayın, on iki, on üç, on dört, on beş yaşlarınızı bir anımsayın bakalım! O zamanlar hiçbiriniz ''dağın ayısı'' demezdiniz ona, yaşlılığı, kirliliği, çirkinliği, çopur yüzü mideleri bulandırmazdı. Onun sözü edildi mi bütün gözler büyürdü. Bedenler tatlı tatlı ürpermeye başlar, en çekici oyunlar bile unutulurdu, köşelere çekilip Haney'i anlatırdınız birbirinize. Hem de saatlerce. Söz bir kez Haney'den açıldı mı sonu gelmezdi. Haney baş ereğinizdi o günlerde.
Geceleri düşünsenize, geceleri! Geceleri unuttuk mu? Gecenin ortasında uyanınca Haney'i düşüne düşüne sabahlamaz mıydınız? Ayıptır söylemesi, bizim kasabamızda ana baba, ebe dede, çoluk çocuk hep aynı odada, bir arada, ikişer, üçer yere yapılmış yataklarda yatarlar, her şey bir odada olur ve bizim kasabamızda beş yaşındaki çocuk bile her şeyi bilir, on, on beş yaşındakiler haydi haydiye bilir. Diyeceğim hemen hepinizin doğacak kardeşleriniz ana rahmine düşerken birden uyanıverdiği olmuştur. Böyle zamanlarda Haney'den başkası düşünülebilir miydi? Haney'i düşünerek yataklarınızda bir o yana bir bu yana dönüp durmaz mıydınız?

Ya bayramlar? Bayramları unuttuk mu? Daha horozlar bile ötmeden bütün gözler açılıverirdi. Güneş iple çekilir, ''Sabah bir olsa!'' denirdi, ''Şu gün bir doğsa!'' denirdi. Ufuklar aydınlanmaya başlardı yavaş yavaş, arkasından Türkçe ezan okunur, yorganlar atılıverirdi. Analar abdest aldırtırlardı. Babalarla bayram namazına gidilirdi. Hoca vaazı uzattı mı kızılırdı, hiç bitmeyecekmiş gibi gelirdi sözleri. Ama vaaz da, namaz da her şey gibi biterdi. Koşa koşa evlere dönülürdü. Etli pirinç pilavları mideye indirildikten sonra sokağa koşulur, ev ev dolaşıp el öpülürdü. Eli öpülenler para verdi mi sevinçten uçardınız. Avcunuza sıkıştırılan para azmış, çokmuş, önemi yoktu. Önemli olan toplamın on beş kuruşu bulmasıydı. Kuruşlar ikide bir sayılırdı. Bütün bunlar niçindi, anımsamıyor musunuz? Nasıl anımsamazsınız? Çocukluğumuzun bayram günleri düşünülür de Haney hiç akla gelmez mi?

Evinin, daha doğrusu kümesinin önünde nasıl sürü sürü dolaşırdınız öyle! İçeri girmeye can atardınız. Ama bayram günleri başka günlere benzemezdi, on beşi tamamlayan Haney'in kapısına koştuğundan, tam bir bayram yeri olurdu kapının önü, arı kovanına dönerdi. İçeri girmek başlı başına bir sorundu. Büyükler küçükleri kovarlar, yaşıtlar durmadan dalaşırlardı. Haney de kavgayı hiç sevmezdi, kızardı size, iyice tepesi atınca da, ''Yeter artık, yoruldum, yarın gelin'' diye bağırırdı. Yalvarmaya başlardınız. Kapısından ayrılamazdınız. Bir gün bir ömür gibi görünürdü gözünüze. ''Biz ettik, sen etme, Haney'' derdiniz. En sonunda gönlünü etmenin bir yolunu bulurdunuz. Yalvarmaya başladınız mı yumuşayıverirdi. Paraya düşkün olduğundan değil, yufka yürekliliğinden , sizleri çok sevdiğinden. Bilirsiniz, çocuklardan başkasını almazdı, yeri göğü bir araya da getirseler, büyükler giremezlerdi o karanlık odaya.

Düşlerinizi bu karanlık oda renklendirdi yıllarca. En çok merak ettiğinizi, en çok istediğinizi bu karanlık odada gördünüz.

Haney yumuşacık bir sesle konuşurdu, hep tatlı sözler söylerdi. İçeriye girdiniz mi bir tuhaf olurdunuz gene de, başka bir insan olurdunuz, korkunç başınız dönerdi. Haney sizi rahatlatmak için elinden geleni yapar gibi görünürdü ya aynı korkunç baş dönmesiyle çıkardınız yatağından. Sonra, gün ışığına çıkınca, yeniden doğmuş gibi olurdunuz. Hiç kuşkum yok, Haney'in istediği de buydu, kafaları yapışkan düşüncelerle dolmuş mahalle çocuklarına gözlerinde öylesine büyüttüklerinin hiç de öyle umdukları gibi olmadığını göstermeyi amaç bilmişti. Karanlık odada duyulan bulantıya, karanlık odadan çıkılınca kavuşulan esenliğe karşın, Haney'e yeniden gidenler çoktu, ama düşlediklerinin önemsizliğini anlayanlar da yok değildi.

Haney Yaşamalı | Tahsin YücelHaney'in büyüklüğü burada işte. İşte bunun için ''Haney yaşamalı!'' diyorum. Karanlık ve iğrenç bir odada, katlanılmaz kokusuyla, kirli paçavralarıyla, çopur yüzü, nasırlı elleri, kösele ayaklarıyla, önemlinin önemsizliğini göstermeye çalışmıştı sizlere, sizlere sözleriyle değil, bedeni ve devinileriyle, ''Açın gözlerinizi, aptallar!'' diye haykırmış, bütün yaşamını bu yolda harcamıştı. Bunun için yaşamalı bu kadın. Büyük insan diye adlandırdığımız nice benzerlerinin, örneğin kötü politikacıların durumuna düşmemiş, yaptıklarıyla övünmeye, göğsünü kabarta kabarta kendi önemini anlatmaya kalkmamış, yaptığının önemini kendi bile düşünmeden, peynir ekmek yer gibi yapmış bu kadın yaşamalı. Soğuk bir kış gecesinde, o karanlık odada, yapayalnız ölmesi, şehitler gibi kefensiz gömülmesi yüzümüzü kızartmalı, ona bir kefen bile almadığımız için yerin dibine geçmeliyiz. Geç de olsa borcumuzu ödemeye çalışmalı, adını dilimizden düşürmemeliyiz. Bu ermiş kadının ömrünce anlatmaya çalıştığını herkese anlatmalıyız, yaşatabildiğimiz kadar yaşatmalıyız onu.

Haney yaşamalı.

~~~
*Haney Yaşamalı; Can Yayınları, 2. Basım Ağustos 2008
Tahsin Yücel'in bu öyküsü, Sait Faik Hikâye Armağanı öykü serisi kapsamında dergimizde yer almaktadır. (1956) “Haney Yaşamalı” öyküsü için, Tahsin Yücel'e ve Can Yayınları'na teşekkür ederiz.

Tahsin YücelTahsin Yücel, 17 Şubat 1933 yılında Elbistan'da doğdu. Öykü ve roman yazarı, denemeci, eleştirmen ve çevirmendir.
Kunduracı olan Ahmet Yücel'le Nuriye Münevver Hanım'ın oğludur. İlköğrenimini Elbistan Gazi Paşa İlkokulu'nda tamamladıktan sonra 1945'te İstanbul'a gelmiştir. Burada; 1953'te Galatasaray Lisesi'ni, 1960'da da İÜEF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Fakülteyi bitirdikten sonra, orda kalmayı tercih etti ve 1969'da doktorluk, 1972'de doçentlik, 1978'de de profesörlük unvanlarını aldı. 2000 yılına kadar burda kaldıktan sonra emekliliğe ayrıldı. Şu anda İstanbul'da yaşamaktadır.

Çok çeşitli alanlarda ürünler vererek yazınımıza katkıda bulundu. Yazın araştırmalarına 1969'da yayınladığı L'Imaginaire de Bernanos ile başladı. Bunu 1973 yılında yayınlanan Figures et Messages dans la Comédie Humaine izledi. Ardından 1979'da Anlatı Yerlemleri'ni, 1982'de Dil Devrimi ve Sonuçları ve Yapısalcılık'ı, 2007'de Eleştiri Kuramları'nı yayınladı. Tahsin Yücel'in deneme ve eleştirileri de büyük yankılar uyandırdı. 1976'da Yazın ve Yaşam , 1982'de Yazının Sınırları, 1993'de Tartışmalar, 1995'te Yazın, Gene Yazın, 1997'de Alıntılar, 1998'de Söylemlerin İçinden (1999 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü), 2000'de Salaklık Üstüne Deneme, 2003'te Yüz ve Söz, 2006'da Göstergeler'le, deneme ve eleştirilerini okurla buluşturan Yücel, roman ve öyküleriyle de edebiyatımızda kendine kalıcı bir yer edindi.

Yücel, ilk romanı Mutfak Çıkmazı 'nı 1960 yılında yayınladı. Bunu 1975'te Vatandaş, 1992'de Peygamberin Son Beş Günü (Orhan Kemal Ödülü), 1995'te Bıyık Söylencesi, 2002'de Yalan (2003 Yunus Nadi Roman Ödülü ve 2003 Ömer Asım Aksoy Roman Ödülü), Kumru ile Kumru (2005) ve Gökdelen (2006, Balkanika Ödülü, 2007) izledi.

Öykü kitaplarından, Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanan Haney Yaşamalı 1955 yılında, Düşlerin Ölümü 1958'de (1959 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü), Ben ve Öteki 1983'te, Aykırı Öyküler 1989'da, Komşular 1999'da (Dünya Kitap 1999 Yılın Kitabı Ödülü) ve Golyan Devrimi 2008'de yayınlandı. Pek çok çeviriye imza atan Tahsin Yücel'e 1984'te Azra Erhat Çeviri Yazını Üstün Hizmet Ödülü verildi. Yücel'in 1957 yılında Anadolu Masalları başlıklı bir de masal kitabı vardır.

Öykü:
* Uçan Daireler (1954)
* Haney Yaşamalı (1955)
* Düşlerin Ölümü (1958)
* Yaşadıktan Sonra (1969)
* Ben ve Öteki (1983)
* Aykırı Öyküler (1989)
* Komşular (1999)
* Golyan Devrimi (2008)

Roman:
* Mutfak Çıkmazı (1960)
* Peygamberin Son Beş Günü (1992)
* Bıyık Söylencesi (1995)
* Vatandaş (1996)
* Yalan (2002)
* Kumru ile Kumru (2005)
* Gökdelen (2006)

Masal:
* Anadolu Masalları (1957)

Anlatı:
* Dönüşüm (1975)
* Vatandaş (1975)

Deneme-Eleştiri:
* Yazın ve Yaşam (1976)
* Yazının Sınırları (1982)
* Tartışmalar (1993)
* Yazın, Gene Yazın (1995)
* Alıntılar (1997)
* Söylemlerin İçinden (1998)
* Salaklık Üstüne Deneme (2000)
* Yüz ve Söz (2003)
* Göstergeler (2006)

İnceleme:
* Dil Devrimi (1968)
* L'Imaginaire de Bernanos (1969)
* Figures et Messages dans la Comédie Humaine (1972)
* Anlatı Yerlemleri (1980)
* Dil Devrimi ve Sonuçları (1982)
* Yapısalcılık (1982)
* Eleştirinin Abecesi (1991)
* İnsanlık Güldürüsü'nde Yüzler ve Bildiriler (1997)
* Eleştiri Kuramları (2007)

Derleme:
* Yazı ve Yorum (R. Barthes seçkisi) (1990)

Yurtdışında yayınlanan eserleri:
The Citizen (Vatandaş, 1996) Published in French by Rocher in 2005
The Last Five Days of the Prophet (Peygamberin Son Beş Günü,1992) Published in French by Rocher in 2006
The Tale of the Moustache (Bıyık Söylencesi, 1995) Rights sold: French- Actes Sud

Çeviri:
1954-1960
* Amok (S. Zweig) (1954)
* Arı Maya (W. Bonsels) (1954)
* Tom Amca'nın Kulubesi (E. H. Beecher-Stowe) (1954)
* Usta İşçi (S. Zweig) (1954)
* Malezya Tılsımı (S. W. Maugham) (1954)
* Jane Eyre (C. Bronte) (1954)
* Taraskonlu Tartain (A. Daudet) (1954)
* Yarına Dönüş (U. Sigrid) (1954)
* Bir Numaralı Evde Olanlar (J. Steinback) (1955)
* Geçmiş Günler (F. Carco) (1955)
* Genç Kızlar (H. de Montherlant) (1955)
* Güzel Kadın Meyhanesi (R. Dorgeles) (1955)
* Kadınlara Acıyın (H. de Montherlant) (1955)
* Kedinin Masalları (M. Aymé) (1955)
* İyilik Şeytanı (H. de Montherlant) (1955)
* Kan (C. Malaparte) (1955)
* Kanatlılar (J. Kessel) (1955)
* Kolej Yılları (V. Larbaud) (1955)
* Yeryüzünde Bir Yolcu (J. Green) (1955)
* Katil (G. Simenon) (1956)
* Kül Kedisi (C. Perrault) (1956)
* Taşralı Kız (A. Moravia) (1956)
* Madam Bovary (G. Flaubert) (1956)
* Büyük Sürü (J. Giono) (1956)
* Cüzzamlı Kadınlar (H. de Montherlant) (1956)
* Ya Gerçek Olsaydı (R. Dorgeles) (1956)
* Duvargeçenler (M. Aymé) (1956)
* Tehlikeli Geçit (S. W. Maugham) (1957)
* Colomba (P. Mérimée) (1958)
* Küçük Prenses (F. H. Burnett) (1958)
* Kar Topu (G. de Maupassant) (1958)
* Vatikan Zindanları (A. Gide) (1958)
* Kaçak (G. Simenon) (1959)
* Pamuk Prenses (J. Grimm) (1959)
* Kırmızı Zambak (A. France) (1959)
* Sapho (A. Daudet) (1959)
* Uzaktan (Colette) (1959)
* Kadın ve Kukla (P. Louys) (1959)
* Dünya Nimetleri (A. Gide) (1959)
* Aynı Yol (A. Gide) (1960)
* Kaz Baba (M. Aymé) (1960)
* Diktatörün Kadını (A. Moravia) (1960)
* Bella (J. Giraudoux) (1960)
* Yeni Nimetler (A. Gide) (1960)

1960-1996
* Paris Sıkıntısı (C. Baudelaire) (1961)
* Eugenie Grandet (H. de Balzac) (1961)
* Konuşan Hayvanlar (M. Aymé) (1961)
* Swann'ın Bir Aşkı (M. Proust) (1961)
* Bekârlar (H. de Montherlant) (1962)
* Çoban Prens (H. C. Andersen) (1962)
* Sisifos Efsanesi (A. Camus) (1962)
* Kalpazanlar (A. Gide) (1963)
* Tersi ve Yüzü (A. Camus) (1963)
* Kamelyalı Kadın (A. Dumas) (1963)
* Sinekler (J. P. Sartre) (1963)
* Evlilik (A. Moravia) (1965)
* Altenburg'un Ceviz Ağaçları (A. Malraux) (1966)
* Başkaldıran İnsan (A. Camus) (1967)
* İklimler (E. Herzog) (1967)
* Kadınlar Okulu (A. Gide) (1967)
* Ak Bıldırcın (J. Steinbeck) (1968)
* Cennet Bahçesi (H. C. Andersen) (1969)
* Politika ve Propoganda (J. M. Domenach) (1969)
* Tolstoy'un Hayatı (R. Roland) (1969)
* Kale (A. de Saint-Exupéry) (1970)
* Yeşil Kısrak (M. Aymé) (1970)
* İnsanların Dünyası (A. de Saint-Exupéry) (1970)
* Becket: Tanrının Şerefi (J. Anouilh) (1972)
* Parmak Kız (H. C. Andersen) (1972)
* Goriot Baba (H. de Balzac) (1972)
* Karlar Kraliçesi (H. C. Andersen) (1973)
* Eleştiri Kuramları (J. C. Carloni-C. Filloux) (1975)
* Nuhun Gemisi (M. Aymé) (1979)
* Suluboya Kutuları (M. Aymé) (1981)
* Yağmur Yağdıran Kedi (M. Aymé) (1981)
* Yaban Düşünce (C. Lévi-Strauss) (1984)
* Kral Solomon'un Bunalımı (E. Ajar) (1985)
* Sevgili (M. Duras) (1986)
* Yazının Sıfır Derecesi (R. Barthes) (1989)
* Çağdaş Söylenler (R. Barthes) (1990)
* Duygusal Sürgün (Colette) (1991)
* Hastane Günlüğü (G. Hervé) (1992)
* Kısa Düzyazılar (M. Tournier) (1993)
* Yaz (A. Camus) (1994)
* Sürgün ve Krallık (A. Camus) (1996)
* Göstergeler İmparatorluğu (R. Barthes) (1996)
~~~

Sayı: 41, Yayın tarihi: 09/10/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics