MaviMelek
Hermes Kitap
"Yararsız ışık ortaya çıkaracak günün sancılanan yüzünü. Susacak anlar ve varlıklar konuşacak uysalca." Cesare Pavese

[Retorik]"Hades İkliminde Dersimiz: Ölüm" - Hasan Polat*

Hades İkliminde Dersimiz: Ölüm

"İNSANLAR MUMDANDI"

“Önce söz vardı" diyen tüm kadim kitapları inkar ediyorum şimdi. Masallar "evvel zaman içinde" değil artık. Bir yazgının yazılmamış noktasında notasız bir şarkı kadar uyumsuz geçip giderken sokakların kalabalığından, duymadığımız o kaldırımların çığlığı yorgun akıp suskunlaşıyor ve ölmek ve öldürmek babadan kalma bir kehribar tespih gibi çekiliyor, ve kan ve acı yineleniyor dillerini anlamadığımız ölüm elçilerinin ağızlarından...
"Önce kan vardı..." Habil ile Kabil'i doğuran Havva, kanla yıkamıştı çocuk bedenlerini. Kan kanıksanmıştı. İlk cinayet. Kardeş, kardeşi vurmuştu. Kabil, Habil'i. Eski zamandır, süre gelir o günden bugüne.
Ölümün artık çok basit kılındığı bu günlerde, hangi yaşama sığınacağımızı kestirmek çok zor. Gün gün körelen umut, küstürülen barış, an an tıkanan demokrasi. Okunmaz oldu
"Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar" şiiri.
Dersimiz: Ölüm
Herkes belirlenmiş müfredata uygun bir şekilde ölmelidir. Yaşamak, müfredatımıza uygun bulunmamıştır. Tüm sözcükler acıyla yıkanmış, ağıt sesleriyle kurumaya bırakılmıştır. Barış, sabıkalıdır ve umut yarına yardım yataklıktan suçlu bulunup asılmıştır. Yaşam faili belli meçhul bir cinayettir artık.
Dersimiz: Ölüm
Herkes müfredata uygun bir üniformayla derse girmek zorundadır.

Suç işliyorum, sana sığınıyorum ben Anne. Al beni uğruma döktüğün gözlerinin ışığına.
Çocukluğumuzun ıslak damlı evine yerleştir. Anlattığın masalların en çocuk yerine ve söyle onlara anne. Yaşamın saçmalıklarını anlat. Onlar da bilsinler; ölümün artık bir sonuç olmadığını, ölümün artık ve sadece bir gerekçe olduğunu.
Bak ve söyle, bu kan temizlenir mi yüreklerden, cehennemin kokusunu taşıyan ellerden?
Tüm kutsal kitaplar özür dilesin senden, tüm savaş çığırtkanları...
Bir uçurumun rengine gömülen bir ermişin vesikalık silueti, mezardan çıkarılan yağmur yüzlü genç kızın ölü düşleri. Üzerinde yağ lekeleri taşıyan o çocuk ben miyim Anne? Toprak niye artık sadık yari değil kimsenin, niye sadece ölülerin? Hepimizin Adem'den gelme adamlar olduğu iyi düşünülmüş bir yalan mı sadece?
'İnsanlar mumdandı' diye bağırıp duruyorduk ya oynadığımız o oyunda; doğruymuş. İnsanlar mumdanmış, eriyor eritiyorduk.
Gecenin dehlizlerinde girdiğim bir çıkmaz sokak bu, ne gidebildiğim ne kalabildiğim bir kördüğüm hali. Anlattığın hiçbir söylence kurtaramıyor beni bu kan lekeleri taşıyan kaldırımlardan. Gördüklerim ve göreceklerim. Dikilen tüm savaş anıtları midemi bulandırıyor, yaşamın üzerine ölümü kusuyorum, kirleniyor hayat. Balgamlanmış ömürler, bir doğmamışın ölü taklidi. Şarapnel yaralarıyla yüzsüzleşen melekler kör ve sağır artık. Tanrı görmüyor, tanrı duymuyor. Karanlığın 'her yer' demek olduğunu öğrendiğim yeni baskı sözlükleri yakarken suçüstü yakalanıyorum. Sokaklar gebe olduğu faşist çocuğu elime doğuracaktı, kaçarken arkamdan vuruldum, dönemezsem beni arama... Beni yeniden doğurma Anne...

Yeniden dirilen Lazarus kadar şanssızız artık, bir korkunun eşiğinden her yere doğru Barabbas'lar geliyor. Çünkü burası, Hades... Çünkü zaman, ölüm saatine kurulu.
Söyle Anne; adları bilinmeyen onca ölünün ağıdı nasıl yakılır, nasıl tutulur yasları suretleri anımsanamayan onca ölünün?
Bu hayatın kaçıncı katında kiracısın ki sen Anne?
Hades'in kaçıncı merdiveninde...

* Gaziantep Üniversitesi / Türk Dili ve Edebiyatı

Başa dön

Diğer Retorikler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics