MaviMelek
"Her yazıya başlayışta yazmayı yeniden öğrenmek zorunda olmak… Ne güç!" - Ferit Edgü

[Öykü]"Güzellik" | Serap Kaşıkçı

Canan Berber

"İKİ EVET, İKİ İMZA, BOL ALKIŞ"

“Merhaba Selami, müsait misin? Bir saate çıkmam lazım, hem kesim hem röfle, tamam mı?”
Selami, önündeki koltukta oturan kadının saçlarını boyarken henüz bir ay önce açtığı güzellik salonunun gün geçtikçe artan masraflarını düşünüyor, hafif efemine.
“Tabii Ceylan Hanım, siz isteyin yeter ki,” diye kırıtıyor, sapasağlam ön dişlerini söktürüp, kâğıt beyazı yumrular tıktırdığı ağzını zar zor açarak.
“Müjdat Bey,” diye bağırıyor daha ortaokulu bile bitirmemiş küçücük oğlana. “Ceylan Hanım'ı camın önündeki koltuğa al, hazırla, koş koş.”

Henüz cinsiyet vadisindeki rolünü belirleyememiş çift kulağında çift küpeli Müjdat Bey, saygıyla koltuğu geri çekip Ceylan Hanım'ı oturtuyor, çantasını aynalı berber tezgâhının askısına asıyor, boynuna Salon Pity yazılı mor örtüyü dolayıp omuzlarından aşağı korumaya alıyor.

“Ne alırsınız efendim, neskafe, çay, kahve?”
“Bir orta şekerli kahve alayım.”
Ceylan Hanım'ın gözü aynaya takılıyor, Selami'yi kontrole alıyor. Neyse ki işi az kaldı, çabuk bitecek. Sonra kendi yüzüne ilişiyor gözü. Alnındaki, göz kenarlarındaki çizgiler bayağı derinleşmiş, ama öncelikle ağız kenarındakiler, üst dudaktakiler çok göze batıyor. Saçları yıllardır renk renk boyanmaktan yumuşaklığını, ışığını kaybetmiş. Bakışları da saçları gibi donuk.

“Dur Ceylan, kıpırdayıp durma, az kaldı, şimdi bitiyor.”
Annesi, tarağı içi su dolu bir tasa batırıp batırıp tarıyor simsiyah gümrah saçlarını Ceylan kızın. Tarak fildişi, anneannenin çeyizinden kalma.

Ceylan Hanım, anneannesinden kalan mücevherler için kız kardeşini nasıl harcadığını düşünüyor. Gözleri uzaklara dalıyor. Parmağındaki, ortası firuze taşından pırlantalarla süslü yüzükle oynamaya başlıyor farkında olmadan. 'İşte yüzük de, öteki takılar da bende ama kardeşimi kaybettim.'

Son iki kelimeyi, düşünce boyutundan çıkarıp dile getirdiğini fark ediyor birden. Selami yanı başında, üzgün bakıyor:
“Hayrola Ceylan Hanım, kardeşiniz mi?”
“Yok yok, hayatta çok şeker, sadece uzakta.”
Fazla soru sorulmasını istemediği zamanlardaki maskesini takıyor yüzüne, kahvesine uzanıyor.

“Parkinson başlangıcı olabilir Ceylan Hanım, daha ileri tetkikler isteyeceğim.”
Doktor ayağa kalkıp, ellerini beyaz önlüğünün ceplerine soktuğunda anlıyor sözün bittiği noktada olduğunu. İkinci randevuyu hemen almalı tahliller için.

“Müjdat Bey, bana bir örtü getirir misin, buna kahve döküldü.”
Müjdat Bey, hızla yetişip örtüyü değiştiriyor. Bu defaki açık mavi renkte.

“Şu açık mavi önlüğü giyin bayan. Galoşları da, ameliyathane başlığını da takın. Sadece beş dakika kalabilirsiniz eşinizin yanında, doktorun talimatı böyle, lütfen.”
Eter kokusu. Kocası, kollarında serum şişelerinin hortumları, boylu boyunca yatıyor yatakta. Ceylan Hanım korkarak yaklaşıyor hastaya. Ameliyattan çıkalı henüz bir saat olmuş. Ne gariptir ki önce kalem tutup tutamayacağını düşünüyor. Eli, cebine gizlediği vasiyet kâğıdını yokluyor. Avukat, ne yap et imzalat bunu ona dedi ama kolay mı? Kalemi parmaklarının arasına sıkıştırıverse gerisi gelir, ama yapamıyor bir türlü.
Hemşire telaşla içeri girdiğinde serum şişelerinden birini yerde parçalanmış buluyor, hastanın nefes alışları düzensiz, hırlayıp duruyor.
“Ne yapıyorsunuz siz kuzum, hemen dışarı çıkın, hemen...”

“Pedikür, manikür ister misiniz Ceylan Hanım, bugün kaşlara da bakalım ha, ne dersiniz?”
Ceylan Hanım elini, ayağını, kaşını başka ellere teslim ediyor. Başı zaten Selami'ye emanet. Selami, saçları yol yol ayırıp boya sürüyor, boyalı yolları pırıl pırıl folyo kâğıtlarına sarıp kimyasal değişime terk ediyor. Kimse Ceylan Hanım'ın vücut kimyasında ne değişiklikler olduğunun farkında değil. Manikürcü kız, işini bitirdikten sonra krem sürmeye başlıyor ellerine. Parmakları bir bir çekiştirip eklemleri açıyor. Oya gibi boyanmış ayak parmaklarını kâğıttan Ceyo terliğe yerleştiriyor. Bugün ne yaparlarsa yapsınlar, güzelleştirsinler Ceylan Hanım'ı. Herkes koşuşuyor.
Ceylan Hanım şimdi ağda odasında. Saçlar yeni rengini alıncaya kadar olur biter o iş. Kapı kapanıyor.

Ofisin kapısı kapandığında çok korkmuştu gerçekten. Adamın nefesi ensesindeydi, elleri her yerinde. Maroken koltuğu oturttu onu.
Kasımpaşa'nın fakir mahallesinin Ceylan'ı, ünlü holding patronunun ofisinden Ceylan Hanım olarak çıktı. Altı ay sonra da bir başka maroken koltuğa oturdu. İki evet, iki imza, bol alkış.
“İyi günde kötü günde birliktelik” sözlerini arkada bırakıp beyaz Limuzine binerken patronun eski karısından olma çocuklarına el salladı. Onlar Ceylan Hanım için bir daha hiç var olmadılar. Ceylan Hanım, eskiden olduğu gibi yine hep kendini sevdi, kendini kolladı.

“Selami, bir sanat eseri yarattın vallahi.”
“Güzelliğin sahibi sizsiniz Ceylan Hanımcım, siz. Biz sadece biraz süsledik.”

Ceylan Hanım ojeli elleriyle bir tomar para çıkardı çantasından. Onu bu kadar güzelleştirenler görülmeliydi doğrusu. Bahşişi en bol müşteri o.
Mantosunu saygıyla tutanın da arka cebine parayı sıkıştırırken gözleri duvardaki boy aynasına kaydı. Güzel olmuştu gerçekten. Saçının rengi, değişik fönü, kaşları, makyajı, her şey, her şey çok güzeldi, ama firuze yüzük ve bakışlarındaki buz mavisi yerli yerindeydi.

Kapıdan çıkarken Selami fıkırdayarak ona el salladı, “Avukat Bey'e selam Ceylan Hanım.”

~~~
Sayı: 48, Yayın tarihi: 02/10/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics