MaviMelek
Hermes Kitap
"Hayal tünelinin ötesinde gerçeklik yitip gidiyor / Gecenin içindeki gölgeler gibi." Lost For Words / Pink Floyd

["Susamuru" Yazıları]"Evim Evim Güzel Evim…" - Suat Bilgi

Özgürlük Heykeli

"BEYAZ CAM"

Dünya üzerinde, Çirkin Ördek hikâyesinde, kendinden bir şeyler bulmayan, kendisini bu hikâyenin kahramanıyla, özdeşleştirmeyen insan sayısı çok azdır herhalde. 1980'li yıllardaki ev halimiz, ev halimizin tüm fertleri, biraz bu hikâyeye benziyor.

Devasa bir siyasi karmaşanın, tedirginliğin, cinayetlerin tüm sıcaklığını yaşayan Türkiye toplumu ve onun çekirdek ailesinin "biz" bireyleri, ne olduğumuzu anlayamadan kendimizi müthiş bir rehavetin içinde bulmuştuk. Kafası karışık, şaşkın, dünyaya kapılarını kapatıp kendi içine dönen, yalnız, yapayalnız bireyler olmuştuk birden bire. Dünyayı değiştiremeyeceğimizi anlamış, kendimizi değiştirme, dönüştürme, fark edilir, farklı kılma eğilimine dahil olmuştuk. İnsanlık tarihinde, insanın sürüden ayrılma-kalabalıktan sıyrılma adına, kendini Dracula'ya ya da Frankeinstain'a benzetmek istediği patolojik bir dönemdir seksenler. Şu an bizlere komik gelse de, 80'li birey, trajik bir nitelik taşır aslında, onun var oluşu bir yıkıntının, Escape from New Yorkhüzünlü bir temelin üzerinde yapılanmıştır. Herkesin "star" olmayı, "kendi cinnetinin hüküm sürmesini" istediği bir atmosferden bahsediyoruz. Oysa, starlar ve idoller çoktan ölmüştü, "öldürülmüştü". Herkesin yıldız olamayacağını, bazılarımızın marangoz olması gerektiğini ancak 90'ların sonunda anlayabildik ki bu da ayrı bir hikâye'dir aslında.

Dünyanın diğer yerlerinde ve kendi ülkemizdeki karmaşa yerini bir sükunet haline bırakmış, sükunet adeta bir ayine dönüşmüştü. Bu ayinin en önemli gösteri merkezi ise "beyaz cam" oldu.

70'li yılların sokağının yarattığı tedirginlikle "hapsolduğumuz" evlerimizde artık yalnız değildik. Ev ve ailenin kutsallığını yeniden ama bu kez daha güçlü keşfetmiş, "beyaz cam"ın da büyük katkılarıyla birbirimize kenetlenmiştik. Aslında her şey belki de bugünkü PC Oyun dünyasının bir ön haliydi. Güzellik yarışmaları, bilgi yarışmaları, Shogun, Beyaz Gölge, Aşk Gemisi, Dallas, Zengin ve Yoksul… Tek kanallı beyaz cam'ın çok kanallı hale gelmesiyle, kalabalıktan sıyrılma koşullarımız daha da keskinleşmiş, taşlar yerini bulmaya başlamıştı. Seksenlerin hemen başında hepimizin başını döndüren bir hikâye dönmeye başladı. Tanrısal bir sistemi harfiyen uygulayan, ekranda dönmekte olan hikâye, bizlere her şeyin bir karşıtı olduğunu "gösterdi". Bugün BBG evlerinin neredeyse en önemli taşlarının atıldığı Dallas ailesinin kendileriyle ve diğerleriyle yaşamış olduğu ilişkiler gerçek bir hikâye gibi karşımızdaydı. Entrika, aşk, seks, kendi tarihimizde hiç bu kadar masum olmamıştı. Güzel kadınlar ve güzel erkekler, paralı ve parasız İyi, Kötü, Çirkininsanlar, kendine güvenenler ve güvenemeyenler, sevenler ve sevmeyenler, iyiler ve kötüler… Hemen hepsi "beyaz cam"ın sihirli imgeleriydi.

Zamanla nasıl evlerimizdeki TV adetinde bir artma yaşandıysa, 80'lerde de her bireyin bir TV'ye karşılık geldiğine ve her TV'nin de bir evliliğe, bir eve tekabül ettiğini düşünmek herhalde yanlış olmaz. Aşk Gemisi'ni, Cenk Koray'ın "kutu kutu", Erkan Yolaçan'ın "Evet / Hayır"ını, Yılbaşı gecelerinin unutulmaz demirbaşı "dansöz" (ki sonrasında oryantal demeyi ne kadar çabuk öğrendik) anını, birlikte izlemek nasıl önemliyse, Flemingo Yolu, "buz pateni", Zengin ve Yoksul, Dallas gibi dizileri, Pazar Sinemasını, "tek başına" izlemek en önemli özlemimiz haline geldi.

Yeni dönemin genç ailelerinin uzak duramayacağı, Japon yüksek teknolojisinin bu dönemde yaşadığı önemli patlama, evlerimize farklı türden bir başka "beyaz cam"ın girmesine neden oldu. Yeni ve modern çekirdek ailenin iyiden iyiye benimsediği "çocuk odalarının" vazgeçilmezi olan Atari ve Commedor 64'ler, birbiri içinde gelişen iki ayrı jenerasyonun "asgari müşteriği" olarak hayatımızın içindeki yerini aldı. O ana kadar ki dünya, böylesi bir dualizmi hiçbir şekilde Apollo 11yaşamamış, böyle bir sistemin "istilasına" maruz kalmamıştı. Berlin Duvarı yıkılmış, uzaylılar her yeri istila etmişti.

Bütün bu enformasyon saldırısının yarattığı yeni bir ses, yeni bir renk, yeni bir koku vardı artık. Küçük ekrandaki en parlak yıldızın renk olduğunu söyleyebiliriz. Bu sihirli küçük beyaz cam, renk kavramına yepyeni bir anlam kazandırmıştır. Artık dünyayı gökkuşağının tüm renkleriyle görmeye başlamıştık. Hızla gelişen bu renkli ve bir o kadar da sosyal sahnenin göbeğinde ilkler ve sonlar vardı ne de olsa. Bu sadece TV'nin radyoya karşı üstünlüğü değil, aynı zamanda vahşi batıya karşı olan ilgimizin yavaş yavaş yok oluşunun da kendisiydi. Artık, ufkumuz "uzaya doğru" genişlemişti. Uzay Mekiğinin yolculuğuna bir uzay gemisi olarak başlayıp ve ısıya dayanaklı bir planör olarak dünyaya geri dönmesinin, yarattığı hayranlık simgesini gelin de siz, siz olun çirkin ördek hikâyesine benzetmeyin. "Sizi dinlemek zorunda değilim, canım ne isterse onu dinlerim" demenin adı nasıl Walkman olarak dünyalarımıza girdiyse ve bizlere "bağımsızlığımızı" kazandırdıysa, TV de bunun görsel alanını tamamladı; dolayısıyla tam bağımsızlığımızı…

The Den of the VespaTüm yolların Roma'ya çıktığı söylenir. Yalan da değil. Audrey Hepburn, yarım yüzyıl önce "Roma Tatili" filmini çevirirken, şüphesiz dünyanın en havalı başkenti Roma'ydı. Gösterişli İtalyan erkekler, Vespa'larına atlayıp, turlarını atarken, çekici İtalyan kadınları en son moda kıyafetleri ile boy gösteriyordu. Herkes "tatlı hayat"ın tadını çıkarmaktaydı. Bugün fazla değişen bir şey yok! Roma'da eğlenmemek neredeyse imkânsız.

Evimiz ve Beyaz Camın da aslında değişmeyen Roma'dan pek farkı yok. Değişen tek şey artık, Süper Clear Drive teknolojisiyle bir milyarı aşan renk ayrıcalığı. Görüntünün parlaklığı ve derinliğiyle büyüleyici bir teknoloji. Kristal berraklığında eşsiz bir görüntü kalitesi.

Beklentilerinizin ötesinde bir ev eğlencesiyle tanışmaya hazır mısınız?


bilgisuat@hotmail.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics