MaviMelek
" (…) yaralı doğar bütün insanlar, anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce…" - Cüce / Leylâ Erbil

[Öykü] "Güneş Yol Sevgilim" | Murat Çelik

Güneş Yol Sevgilim | KaraÇizme

"TEKİLDİM ÇOĞULDUM BENDİM ÖTEKİYDİM OYDUM…"

Sokakta rastladım ona. Geceydi. Tenha kalabalığımla boğuşuyor, aklımın içinde varlığını dahi ispatlayamadığım, resminin sırdan bir mürekkeple çizildiğini sandığım şeytanın kaslı kollarında yavaş yavaş boğuluyordum. Geceydi sokakta rastladım ona.

Yolun sonundaki sokak lambasının ışığında belli belirsiz bir cisimdi önce. Yol bitmesin diye yürümüyordum. Milim milim, santim santim... Yol bitmesin diye... Korkuyordum. Yolun bitmesi korkutuyordu beni, yolun sonu. Güneşin doğacak olması, güneşe giden yol...

Yaklaştım. Yaklaştıkça kısaldı boyu, belirginleşti. Yüzü ak bir kadın, gözleri simsiyah bakacak ampul patlasa... Kucağında bir kundak, kundağın içinde bir canlı; kıpır kıpır. Sesi yok.

Yakınlaştım. Gözleri uzakta, beni görmüyor. Gözleri var, beni görmüyor. Elimi uzattım gözlerine: Tepki yok. Tam çekecekken sarıldı elime. Kundak düştü; ses yok. Öptü elimi; öptü öptü öptü. Parmaklarımın tuzunu emdi, canını. Dudakları, dişleri müptelasıydı sanki elimin. Bırakmadı bir türlü, izin vermedi gitmeme. Ben çektikçe daha da çok öptü, emdi. Birden bıraktı sonra: Diş izleri ve kan... His yok.

Yürümeye başladım hemen. Yol bitmeliydi. Güneşi görmemem daha mühimdi yolun bitmesinden. Bitmeliydi yol. Yürüdüm hızlı yürüdüm hızlı hızlı yürüdüm. Tam yirmi sekiz köşe döndüm, üç bin beş yüz iki adım gittim. Yolun sonunda, oradaydı yine. Yaklaştım. Kundak vardı kucağında yine. Bana bakıyordu bu sefer. Aldırmadım yürüdüm. O da yürümeye başladı benle. Hızlı yürüdüm o da hızlı yürüdü. Çöp tenekelerinin yanında durdum sonra. Yanıma geldi, baktı uzun uzun gözlerime. Çöpe yanaştı ve kundağı içine bıraktı. Ses yok. Hızlı hızlı yürüdük.

Sadece üç köşe dönerek eve varmıştım bu sefer; varmıştık.

Kapıyı açtım, ayakkabılarımı çıkardım. O da çıkardı, ilerledik. Koridoru geçip yataklı odaya girdik. Işığı yaktım, yatağın üzerine oturdum. O da yanıma oturdu. Yerdeki kilimin motiflerine bakıyordum, aylardır oradaydı fakat ilk kez görüyordum. Yeşildi bordoydu yine yeşildi, kare kareydi... Ona baktım sonra; gözü kitaplığın üzerindeki şarap şişesindeydi. Kalktım getirdim. Aylar evvel içilmişti ve su vardı içinde yalnızca. Ne zaman almıştım da bitirip içine su koymuştum? Kilimi aldığım gün mü? Hatırlayamadım.

İçti içti içti. Şişe yarımdı ve hepsi bitmişti. Bana baktı, dudakları kıpkırmızıydı, güldü. Elini boynuma doğru uzattı ve en tepedeki iliği açtı. Yedi ilik çözdü, yedi kere çözdü beni... Sıyırdı üzerimden, ayağa kaldırdı ve pantolonumu çıkardı. Çırılçıplaktım: His yok. Uzandı yatağa, yanına gittim. Gözlerini kapattı ve kollarını havaya doğru kaldırdı. Bluzunu çıkardım, eteğini sonrada. Çırılçıplaktı.

Bütün organlarını görmüş ve ister istemez dokunmuştum da. Ellerim yapmıştı bu işi: İncecik kıvrım kıvrım boynuna önce, gerdanına, omuzlarına; o güzelim kavisli, beyaz ipekten bir mendil gibi yumuşacık olan omuzlarına... Bir bütünün yassı kemiğine eşdeğer biçimde lime lime edilmiş, boylu boyunca uzanan kollarına ve bacaklarına... Karnına sonra; göbeğine, elimi çektiğimde beyaz tenin akacağına ihtimal verdiğim göbek deliğine... Süt kokusuna en çok, sol göğsüne. (Sağ yok. Var-yok. Vardı yok.) Sol göğsünden içeri, yüreğine... Fakat üzerini soymak için yapmıştım bunları; sadece soymak... Aklımın ucunda dikleşen bir hücre yahut kan dolaşımımı hızlandıran herhangi bir etki yoktu. Tekildim çoğuldum bendim ötekiydim oydum... Aklımın yarısı ona aitti, hem oydum hem kendim...

Yan yanaydık. Soluk almıyorduk hiç. Birbirimize bakıyorduk; gözlerimiz vardı yalnızca, gözlerimiz... Gözlerimiz yandı, tutuştu; gözlerimiz sevişti ıslak ve kuru... Ne cinstik ne de tür o an. Yaradılışa isyandı belki bu; belki de sona, varışa, bitişe, ölüme...

Güneş... Yol... Kara kara geceyi kül etti güneş, yolu açtı. Saatteki kumlar bitti ve bitti. Masal anlatmayı bıraktı gece, kör baykuş sustu. Susan o değildi. Susan gözlerimiz de vardı. Suskun.

Gözlerini kapattı birden. Ben de kapattım. Bekledim öylece. Ne kadar kapalı tutmalıydım, aynı anda mı açmalıydık? Yoksa o açmıştı da beni mi izliyordu? Dayanamadım fazla, açtım. YOK. Çığlık gibi keskin bir uğultu parçaladı kulaklarımı: Yok! Kalktım, hızlı hızlı yürüdüm odanın içerisinde. Üçüncü dereceden başlamıştım yürümeye, yavaşladım; hızlı yürüdüm, yürüdüm. Kafamı duvarlara vurmak, parçalamak geliyordu içimden. Dişlerimi sıktım, ellerimi. Yürüdüm hızlı yürüdüm. Kapıyı açtım, odadan çıktım; hızlı hızlı yürüdüm. Koridoru geçtim, yataklı odalarda aradım yataksızlarda. YOK. Mutfak, balkon, tuvalet, banyo... Yok! Bir ses duydum sonra bir kıpırtı. Kıpır kıpır bir ses. Dinledim. Tavana, duvarlara çarpa çarpa geliyordu; gözlerimin içine... Sesi görüyordum. Yürüdüm. Dış kapıyı açtım. Yerde bir kundak vardı; kıpır kıpır bir canlı içinde; canlı olduğu besbelli. Sesi var; sesi kıpır kıpır.

Kucağıma aldım gözlerine baktım ilkin: Ben, öteki, o. Öteki sensin dedim öteki sen. Kulağına fısıldadım. Çocuksun, bebek; bebeğimsin, bebeğimizsin. Sarıldım kokladım. Ağladık beraberce. Güneş... Yol... Sevgilim... Yoksunuz.

~~~
Sayı: 49, Yayın tarihi: 13/12/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics