MaviMelek
"… Gölgesi olmayan ölürdü, bunu anlamıştım ilkin. Sonra hayretle gölgenin bir canı varsa, onun da kendimiz olduğunu fark ettim." Gölgenin Canı / Gürsel Korat

[Gökçeyazın] "Gürsel Korat - Gölgenin Canı" | Mehmet Fidan

Gölgenin Canı | Gürsel Korat

"HİÇ BİTMESİN DEDİRTEN ÖYKÜLER…"

- En sevdiğiniz yazar hangisi?
- Fante.
       - O kim?
       - John F.a.n.t.e. 'Toza Sor', Bandini…
       - Neden seviyorsunuz onu?
       - Tamamen duygu. Cesur bir adam
"…

Bu alıntı Charles Bukowski'nin Kadınlar adlı kitabından… Daha sonra da şunları söylemişti: "Derken bir gün bir kitap çektim, açtım ve kalakaldım. Birkaç paragraf okudum. Sonra çöplükte altın bulmuş gibi kitabı masaya götürdüm. Kitabın adı Toza Sor, yazarı ise John Fante'ydi. Fante'nin yazarlığıma ömür boyu sürecek bir etkisi olacaktı. Evet Fante beni çok etkiledi."

Bir kitapevinin, kelepir kitaplar reyonunda Gürsel Korat'ın Gölgenin Canı isimli kitabıyla karşılaşmam ve bu kitaba 2 YTL'ye* sahip olmam, beni, bu alıntıyı yapmaya zorladı diyebilirim. İlk öyküyü okuduktan sonra çöplükte altın bulmuş gibi sevindim ben de. Öyküyle yeni tanışan ben, Gürsel Korat ismini, elbette, sadece duymuştu. Gürsel Korat, "Kaderiniz genellikle sonradan anlaşılmak olur"(1) demişti, sanırım kendisinin ve kitabın da böyle bir kaderi var.

"Mutlu Öykü mü?"
"Öyküler yaşanırken mutlu değildir ki, onlar yalnızca düşünülürken ve anlatılırken mutluluk verir. (…) Çünkü sonsuz yaşayanların hep erteleyebileceği şeyler var, ancak belli bir süre yaşayacağını bilenlerin ertelediği her şey, ölüme teslim olmaktır. Ey sonsuzluk, neredesin sözlerini söylediğim ânı düşünelim. O an, sonsuz devam etseydi hiçbir değeri olmayacaktı, ama o sözü söylemiş olmak, olayı sonsuz yaşamak kadar etkiliydi. İnsan ölümlü olmasına ölümlü ama, öyle anlaşılıyor ki duyguları ölümsüz." (s.132)

İlk öykü kitabı Çizgili Sarı Defter'in (1996), Zaman Yeli (1994), Ay Şarkısı (1998), Güvercine Ağıt (1999) ve Kalenderiye (2008) romanlarının yazarı 1960, Kayseri doğumlu Gürsel Korat'ın; oldukça akıcı dili, sadeliği ve hayattan oldukça samimi kesitler sunması yönünden kayda değer ikinci öykü kitabı olan Gölgenin Canı'nda yedi öykü var, otuz dört sayfalık "Ruh İklimi" kitabın iki uzun öyküsünden biri.

Özellikle "Ruh İklimi" ve "Bütün Hallerinizle, Efendim" öyküleri ve öykü kahramanları başta olmak üzere kendini ifade edememe ve yarım bırakılmışlık, bitmemişlik, çaresizlikle birlikte bir erdem gibi konuşlanıyor öykülerinin genelinde. Bir şeylerin tamamlanamadan bitmesini ve yarım bırakılmışlığın zihinde güzel bir etki yaratabileceğini de anlatıyor sanki Gürsel Korat. Mutlu bir son istesek de yazar ikili ilişkilerdeki birçok duyguyu ve ikilemi yansıtmak için bu yolu seçmiş diyebiliyoruz. Öykü kahramanları arasında geçen konuşmalar; öykü kahramanlarının karakterleri, duyguları ve duygulanımları kadar saf ve sade yansıtıldığı gibi birçoğumuzun hissettiği fakat dillendiremediği nice ayrıntıyı da bu yolla öykülerine ince ince dokumuş Gürsel Korat.

Gürsel Korat, bu kitabında arka kapakta da belirtildiği üzere: "Başlangıçsız ve bitimsiz zamanın yedi farklı noktasında yedi farklı öykü kuruyor. Ve bu yedi değişik öykünün içinden geçip onları birbirine -belli belirsiz- bağlayan ipi bulmayı okura bırakıyor. Birbirinden bağımsız öyküleriyle düşünce edebiyatında daha önce rastlanmamış örnekler verirken, insanı ve insanlık hallerini, zamanı ve başkalaşımı, aşkı ve ikilemini, değişik bir bakışla kurcalıyor."

Kristal Bahçe isimli deneme kitabında; "Öykü yazarı anlatılacak şeyi bir defada anlatan, tatlı dilli, yaşlı insanlara benzer. Öykü olaydır, olay dolayımından kişiyi irdeler" diyen Gürsel Korat Gölge'nin Canı isimli kitabında, gerek biçim gerekse konu yönünden farklı ve üstünde düşünüldüğü, yazarın biçim ve kurgu arayışına çıktığı öyküler olmasının yanında her öyküsünde farklı olay kurgularıyla insan ilişkilerini ince ayrıntılarla, sezdirerek ustaca veriyor. Doğrusu şu ki; bir yerde durup derin bir nefes çekiyor ve bu ayrıntılar bolluğuna şaşırıyoruz.

"Nazmi o sırada, öğretmenin kızıyla evlenme umudunun bittiğini anladı. Gözlüğü öğretmene geri vermenin değil, bir umudu içinde taşımanın neşesiyle yolları aştığını o anda farketti." (s. 59-60)
Kitabın ikinci öyküsü "Gözlük"ün finalinde yer alan bu alıntı öykünün yazılış nedenini anlatıyor sanki. "Anlatının mükemmel bir yolu olmadığını, haz veren yollarının olduğu"nu dile getiren Gürsel Korat bu öyküsüyle sanki bu cümlesinin altını çiziyor.
Bu öykü: "Uzun bir zamandır bu kadar keyifli ve lezzetli bir kitap okumamıştım" cümlesini okuyucuya fısıldatacak kadar keyifli ve iyi bir öykü.

Genel olarak öykülerin ve öykü kahramanlarının çok sahici ve samimi bir yönü var. "Gözlük"; öykünün kahramanı Nazmi'nin saf hayalleri hasebiyle masalsı bir yöne sahip ki, bu yüzden, sürekli bir kız gülümsemesi geçiyor içinden Nazmi'nin. Yazarın bu tiplemesi ve Nazmi'nin hayallerinde saflığı ve masalsılığı simgelemesi önemli bir ayraç, hiç bitmesini istemediğimiz bu öyküde.

"Ayna" isimli kitabın üçüncü öyküsünde, ilk öykülerde olduğu gibi empati kurmaya devam ediyor, yazar. İlk öyküde kurguyla oynayarak, bunu, kişilerin kendi ağızlarından dillendirse de, diğer öykülerde diyaloglarla bireylerin mimiklerinden, tutum ve davranışlarından taşan izlenimler karakterler tarafından duygu yoğunluklarıyla birlikte belli belirsiz aktarılıyor. Bu, belli belirsiz ifade biçimi ise öykülerin genelinden de anlaşılacağı gibi yazarın bilinçli bir tercihi.

"… Gölgesi olmayan ölürdü, bunu anlamıştım ilkin. Sonra hayretle gölgenin bir canı varsa, onun da kendimiz olduğunu fark ettim." (s. 64)

"Ayna" isimli öyküde geçen bu ibare; Gürsel Korat'ın kendi kişiliğinden, yaşamından, kendi canından izleri öykülere yansıttığını ifade eden belirteçlerden sadece biri. Gölge imgesi ve dolayısıyla yazarın gölgesi ve yine gölgesinin canı, bazı öykülerde bizzat kendisi olarak, bazılarında biraz yoğun, bazılarında ise gerçek bir gölge gibi beliriyor.

Kitabın beşinci öyküsü "Aynı Pencerede Farklı Şeyler"de de olduğu gibi:
"Ankara plakalı arabayı düşündü, arabadaki kadının sabırsız bir sesle 'hadi' deyişi, kulağının belleğinde duruyordu; adama 'Gürsel' diyordu, herhalde bu, o kel kafalının adı olmalıydı.
'Acaba o suratsız herif, beni pencerede gördüğü zaman ne düşünmüş olabilir, beni bu pencerede, bugün, bu duygular içinde gören tek insan, acaba içinden ne geçirmiştir?'"

İtalya'da geçen ilk öyküden sonra, Gürsel Korat, ikinci öyküde Adana ve "Bütün Hallerinizle, Efendim" isimli dördüncü öyküsünde de Kanlıca'da bir Paşa'nın Av Köşkü'nde konaklıyor. Kurgusu, diyalogları, konusu itibariyle dikkat çeken ilk öyküden sonra kitapta bu öykünün üzerine çıkacak bir öykü yok diye düşünebilir fakat yanılabilirsiniz: "Bütün Hallerinizle, Efendim" isimli öyküyü okuduğunuzda.
"Ruh hallerini olduğu gibi anlatmak yoksullara mı yoksa kadınlara mı özgüdür, bilinmez ama Mr. Stone, kadını kışkırtmak istedi:
'Kadınlar bir erkeği çok beğenirlerse onun yaşamını merak ederler.'
Leyla:
'Tanrı hakkı için, sizi düşünmeden duramıyorum.'
Erkek zalimliği böyle durumlarda şahlanır; Mr. Stone Leyla'yı küçümsedi ama, onu ciddiye alıyor gibi baktı.
Leyla:
'Ben doğru konuşmayı bilmem,' dedi. (…) Ne yapalım, ben basit bir kadınım. Özür dilerim, bir beyefendiye bunları söylemek zor ama sanırım biz insanlar yalnızca düşlerken eşit olabiliyoruz…" (s. 76-77)

"Aşkın amacı yalnızca kendisidir. Aşk sorumsuzdur, sorumluluk anımsanınca aşkın sonu gelir. Ama neden gerçeklik, insanı bu kadar derinden incitiyordu?"(s. 86)

Gürsel Korat'ın "Gölgeni Canı"nda yer alan "Ruh İklimi", "Bütün Hallerinizle, Efendim" ve "Aynı Pencerede Farklı Şeyler" isimli öyküleri, öykü kahramanları ve aşk hakkında söylediklerine kulak verelim:
"… aşk bir savaştır, mutlaka insanlar çatışır ve bazı şeyler söylenmeyebilir. Bir de kahramanlar zihinlerindeki imgesel, duyusal ve kavramsal yapıyla önlerindeki şeyi bağdaştıramıyorlar. Daha doğrusu, o anda açıklayamıyorlar. 'Aşk söylenenler kadar söylenemeyenlerde de vardır' anlatmak istediğim belki de böyle bir şeydi. Ama aslında ben aşkın değişik hallerini vurgulamak istedim, aşkın değişik hallerini tartıştım. Senem ve Halil'de daha önce yaşanmış ama yürümemiş bir aşk var. Söylenemeyen artık söylenmesi gerekmeyene dönüşmüş belki de. Mr. Stone ve Leyla'da ise dışsal ve kültürel engeller var. Leyla Müslüman bahçıvanın karısı. Bir Mr. Stone gelip de onu buradan götüremez. Onlar özgür iradeye sahip değiller. Oysa 'Ruh İklimi'nde, Fikret ve Giovanna son derece özgür iki insan. İsteseler bu ilişki gayet güzel olabilir, hiçbir engel de yok. Fakat orada da algı problemleri yaşanıyor. Aşk nedir diye sorduğumuzda onun çeşitli hallerini görürüz. Ben edebiyatın her şeyi konu edinebileceğini göstermeye çalıştım. Bu kitabımda da palet çok geniş.(1)

Kitabın ilginç bir olay örgüsüne sahip beşinci öyküsü, "Huzursuz Heykeller Gecesi." Keyifli ve kısa bu öyküde; firar eden heykeller ve dolayısıyla tarihin küçük izleri var. Aynı zamanda birebir ilişkilere kısa fakat etkili bir bakış var. Bu öyküden sonra gelen "Aynı Pencerede Farklı Şeyler"de yine aşkın değişik bir halini anlatıyor Gürsel Korat.

Kitabın kurgu yönünden en ilginç, üstünde düşünüldüğü en belli olan öyküsü "Başkalaşım." Kitabın son ve aynı zamanda ikinci uzun öyküsü: Yunan tanrıları arasında geçen konuşmalarla örülerek başlıyor. Zeus ile Afrodit arasında geçen konuşmalar da öykünün arterlerinden birini oluşturuyor ve insan olmanın güzelliği, insani duygular imleniyor, zamana göndermeler yapılıyor, zaman sorgulanıyor kimi yerlerde.

"Yaşar Kemal, bana yazarın bir coğrafyası olması gerektirdiğini düşündürten yazardır. Büyük öğretmenimdir"(2) diyen Gürsel Korat Kapadokya'yı son öyküsünde imliyor. Gürsel Korat'ın Kapadokya ve mekan-yazar ilişkisi bağlamında söylediklerini dinleyelim:
"Bazı yazarlar mekânlarla varolur. Ben de yazarlığımın başlangıcından bugüne kadar uzayan süreçte hep bir mekânla tanınmalıyım, mekân duygusu yaratmalıyım diye düşündüm. Bu da yaşadığım bölgeden ve yerelliğimden güç almalıydı fakat yerellik için değil, bir mekân duygusu yaratmak için. Bunu bütün yazarlar yapmalı diye bir iddia öne sürüyor değilim ama bir yazarın bunu yapma imkânı varsa işlemesi gerekli diye düşünüyorum. Ben mekân duygusuyla okurda bir imgelem yaratmayı seçtim. Neden adam Kapadokya'yı diretiyor, bir Kapadokya saplantısı mı var şeklinde düşünülür endişesi de taşıyorum aslında. Ama bunda Kapadokya'nın bilgiselliğine dönük bir şey var. Orada yatan kültürel ve tarihsel geçmiş beni ilgilendiriyor demek ki. Onun dilsel yapısını ve estetik tarihini yeniden şekillemek istiyorum. Yani kişiliğimde Kapadokya'nın yeri duygusal olabilir ama metinlerimde Kapadokya'ya bakışım duygusal değil. Kapadokya'dan her bahsedişimde yeni bir bilgisini göstermek istiyorum."(1)

Hepsi birbirinden güzel, keyifli, ince düşünülmüş, özenli ve yer yer insana dair iç burkan etkili ayrıntılarla mezeli bu öyküleri en kısa zamanda okumanız dileğiyle… Tabii, "Gölgenin Canı" isimli öykü kitabı hariç İletişim ve Everest Yayınlarından kitapları çıkan yazarın bu kitabının ikinci baskısının ne zaman ve hangi yayınevi tarafından yapılacağı hakkında bir bilgimiz maalesef yok ama en kısa zamanda yeni baskısı yapılması temennisiyle, bitiriyorum, burada.

Notlar:
1) 12/03/2004 tarihli Radikal Kitap'ta yayımlanan Gaye Şahin'le söyleşisinden.
2) Kristal Bahçe, Gürsel Korat, Deneme, Can Yayınları, s. 110-111

http://www.gurselkorat.blogspot.com/

* Kitabın yeni baskısı İletişim Yayınları tarafından yapılmıştır. (y.n.)

Gölgenin Canı
Gürsel Korat
İletişim Yayınları, Öykü, 2009, 122 s.

Sayı: 28, Yayın tarihi: 21/06/2008

kuytu@mavimelek.com

Satın al

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics