MaviMelek Edebiyat
Hermes Kitap
"Suç şehvetin temel taşıdır. Suçla yan yana yürümeyen zevk, zevk midir yani? Bizi asıl uyaran, karşımızdaki zevk nesnesi değil, kötülük fikridir." Marquis de Sade

[Deneme]"Geri Dönüş Yok Ya da Kapitalizmin Felaketleri" | Barış Çoban

Pompeii Dead Sodom ve Gomorenin Son Günü

"SUÇLA YANYANA YÜRÜMEYEN ZEVK,
ZEVK MİDİR YANİ?"

Sade hâlâ yaşıyor… Marquis de Sade… Karanlıkta, yeraltında… Kentlerin Sodom'unda… Sade hâlâ…
Her kent Sodom kentini taşır bilinçaltında, kutsal kitapların sözlerine inat yaşamaktadır Sodom; tüm felaketlerden sonra bile. Sapkınlığın başkentidir tüm kentlerin pis kokan, loş, karanlık yerleri. En mahrem, dile getirilmekten en çok korkulan… Her yol Sodom'a çıkar. Herkese yer var… Lut Peygamber kurtulmuştu Sodom denen "anal" cehennemden, bir de iki kızı. Ama onlar da "ensest" denen cehennemde yitirmişlerdi masumluklarını… Tarih cinsel suçların kaydedildiği, kaybedildiği bir bataklıktı belki de…

Sade, insanların düşlemeye korkacakları her şeyi onların bilinçdışından alarak yüzeye çıkardı, dile dönüştürdü. Yaşadıkları ve düşündükleri ile toplumun rahatsızlık veren, karanlık yüzü oldu. Gizli kalması gereken şeyin üzerindeki örtüyü kaldırdı ve çıplak bıraktı. Tarihin kırılma noktalarında ortaya çıkan, etkisini yüzyıllar boyu sürdüren düşünürler ve düşünceler tam da Fransız Devrimi'dir Sade'ı yaratan. Eski dünyanın, "ancient regime"in yıkılmasına alkış tutarken, onun tüm ilişkilerinin ve kalıntılarının parçalanmasını ister Sade, "Acıyı tercih etmek gerekir." der. "… önemli olan tek şey, mümkün olan en şiddetli şokla sinir kütlemizi sarsmaktır; acının zevkten daha canlı olarak etkide bulunduğuna Georges Batailleda kuşku yoktur"(1) derken de sözü eyleme geçirmekten kaçınmaz. Bu etkiyi yaratabilmek için zevki suçla, şiddetle birleştirir. Üst sınıfların işledikleri suçları düşünerek, fantastik cinsel suçların önemsizliğini vurgular. Cinsel suçu özgürleşmenin bir yöntemi olarak benimser, burjuvazinin iktidarı alması bir özgürleşme pratiği olmaktan çıkmıştır Fransız Devriminde. İktidar, terörle birlikte onu canlı kılan kanı, yeni bir çağın toprağına akıtmaktadır. Özgürlük söylemsel bir düştür artık yalnızca; kapitalizm kendi üstyapı kurumlarını oluşturmaktadır, hem de tüm umutları erteleyerek.
Sade'da cinsellik genel anlamın dışına taşmıştır. Sade için cinsel birleşme bir kıyıcılık, bir felaket, bir kusur olmuş ve birikmiş bir hınçla ondan hep kötüyü, karayı, suçu beklemiştir. O ki, toplum, zevklerinde suç bulmak için doğayla birleşiyor, öyleyse o da suçun kendisinden zevkler yaratacaktır.(2) Cinselliğin erdemden, saflıktan ve günahsızlıktan koparılmasıyla birlikte toplumun tüm yasaları altüst olur, yerinden çıkar. Bir anlamda toplumun gizledikleri, yeraltında yaşadıkları veya bilinçdışında taşıdıkları yüzlerine vurulur. Toplumun içinde karanlıkta kalmış olan suç ve cinsellik arasına bir ilişki kurulur; toplumsal bir infilak için funyalar bağlanır. Çünkü Sade'a göre "Suç şehvetin temel taşıdır. Suçla yan yana yürümeyen zevk, zevk midir yani? Bizi asıl uyaran, karşımızdaki zevk nesnesi değil, kötülük fikridir." Kötülüğün olmadığı yerde zevk de yoktur, tüm erdemlerin kurban edildiği yerde karanlık zevkler tatmin edilebilir. Erdemin anlamı yeniden düşünülmelidir, Saint-Juste'nin dediği gibi "Hiçbir şey erdeme büyük bir suçtan daha fazla benzeyemez".

Sade'ın mirası olan cinselliği yaşayabilmek için toplumun tüm bağlarından kurtulmak ve en karanlık olduğu yere, yeraltına inmek gerekir. "Suç, Georges Batailleinsana en büyük tatmini yaşamasını, en kuvvetli isteğini doyurmasını sağladığına göre, hiçbir şey suçu ve zevki yaşamayı engelleyen bağımlılığı yok etmek kadar önemli olmaz."(3) Bu bağlardan kurtulunduğu an, toplumun tüm ahlaki kurgularından da kurtulunmuş olunur. Tanrı da bu unutuşta yerini alır. Sonsuz bir şekilde, toplumun çöplüğünde en gizli, en mahrem yerinde bir tüketim toplumu yaratılır zevkin ve suçun tüketildiği… "Sade'ın sistemi erotizmin yıkıcı şeklidir. Ahlaktan arındırma frenlerin kaldırılması anlamını taşır, tüketmenin derin anlamını verir."(3)
Tüm yapılanlar felsefi bir bilgelikle ve umarsız bir dinginlikle yapılır. Toplumsal estetik yok edilir ve yeni bir estetik yaratılır; yok etmenin, tüketmenin estetiği. Toplumun tüm kavramları reddedilirken, yeni kavramlar yaratılır ve bayağılıklarının yerini, yeraltının yıkıcı, rahatsız edici anomalileri alır. Passolini, Sade'ın Sodom'un 120 Günü kitabından uyarladığı Salome adlı filminde, İtalyan faşizmi ile Sodom mantığının benzerliklerini ve mantıksal özdeşliklerini vurgular. Faşizm, kapitalizmin bilinçdışındaki karanlığıdır. Kapitalizm, kendi estetik ve kozmetik maskesinden soyunduğunda faşizm olarak çıkar karşımıza. Faşizm "estetize edilmiş" bir yaşamı arzular. Toplumu soğukkanlılıkla estetik bir hiçliğe dönüştürmektir amaçları. Liderler sadece kendi zevkleri için yaşar ve tüm diğerleri onların zevk nesneleridir, istedikleri gibi tasarruf edebilecekleri…
"Suç, hovardalıktan daha önemliydi; soğukkanlılıkla işlenen suç hepsinden daha önemliydi. Çünkü bu suç, içindeki her şeyi yok etmiş, hazırladığı toptan yok etme eylemiyle özdeşleşen devasa bir gücü biriktirmiş bir ruhun eylemidir. Zevkten başka bir şey için yaşamayan bu libertenler (ahlakdışı insanlar) içlerindeki tüm zevk kapasitesini yok ettiklerinden büyüktürler. İşte bu sebepten, normal zevklerin Başı Olmayanbayağılığının yerine dehşet verici anormalliklere yöneliyorlardı."(3)

Suç, zevkin temelini oluşturmaya başladığında, artık cinsellikten daha çok kötülük yapmak, suç işlemek önemlidir; asıl zevk karşısındakinin acı çekmesinde, akıttığı kanda gizlidir. Şiddetin yüceltildiği bu dünyada, ölüm de ululanır. İspanyol faşistlerinin "Yaşasın ölüm!"(Viva la Muarte!) derken anlatmak istediklerine çok benzeyen bir anlamda, zevkle ölüm arasında birebirlik kurulur. Sade'a göre, "Yaşam, zevkin araştırılmasıydı ve zevk yaşamın yok edilmesiyle doğrudan orantılıydı."
Ölüm, cinsellik ve zevkin birbirine karıştığı bir kaos… 

"Bir fosseptikte insan iki kez yıkanamaz"

Zaman bir akış içerisindedir ve geri dönüş yoktur. Kum saatini tersine çevirmek olasıdır ama zaman tersine çevrilemez.

Bir kentin karanlığında, sonundan başına akan bir fosseptikte insan iki kez yıkanamaz.
Bir kentin anüsü neredeyse, oradan başlar hikâye. İki erkeğin izini sürdükleri intikamın tam da bittiği yerde. Rahatsız edici bir deneyime geri dönmektedir her şey.

Kentin anüsünden girip toplumun bağırsaklarında, sinir bozucu sesler içinde, bir bağırsak kurdunun (Tenya'nın) peşine düşmüş iki erkek. Bu bağırsak Sade'ın miras bıraktığı bir yerdir; ruhunun hâlâ yaşadığı Sodomik bir cehennem. Ve bağırsak kurdu bulunur, fallik bir öğe ile (yangın söndürücü tüpü) başı ezilir. Hem de ikili içinde entelektüel olan (ve kendi cinselliğini sorgulayan) tarafından. Bir bağırsak kurdu nasıl ölmeliyse öyle ölür bağırsak kurdu.
Sonra sonucun nedenine doğru yola çıkılır. Güzel bir kadında düğümlenmiştir her şey, hem de çok güzel bir kadında. Justine gibi felaketlere uğrayacak erdemli bir kadında.
Justine, eski erkek arkadaşı ve yeni erkek arkadaşını cinselliğin, uyuşturucunun bol olduğu bir partiye götürür. Burjuva bir cennete belki de. Partiye metroyu kullanarak giderler. Yeraltı, habercisidir sanki kentin karanlığındaki cehennemin. Metroya binerler ve yol boyunca eski koca devamlı olarak kadını ve kendini sorgular. Neden yetersiz kalmıştır? Unutamadığı kadından öğrenir ki sevişirken büyüsünü yitirmiştir her şey Irreversible (Geri Dönüş Yok)ve yeni bir büyücüdür yeni erkek arkadaşı.

Fallik bir öğedir metro ve bir tünelin (vajinanın) içinde hızla ilerlemektedir, karanlığa doğru. Ve kadın basit bir tartışma yaşadığı erkek arkadaşını partide bırakarak dışarı çıkar. Eski koca da engel olmaz bu duruma ve vicdan azabı çekecekleri bir karanlığa kadının yalnız başına çıkmasına göz yumarlar. Kadın, en büyük hatayı bir fahişenin sözünü dinleyerek yapar ki fahişeler bir kentin karanlığında yaşarlar, doğurgan olmayan vajinalarıdır onlar kentin. Sadik, Sodomik fantezileri ve tüm karanlıklar yaşam demektir onlar için; loş, tuhaf karanlıklardır içlerinde, bedenlerinde taşıdıkları. Ve Justine, yeraltı geçidine, Sodomik bir cehenneme iner ve "Tenya" ile tanışır. Sadist bir eylemcidir o, soğukkanlı, kıyıcı bir mürididir tarikatının. Cennete saldırır Tenya. Kötülüğün, suçun olmadığı yerde zevk de yoktur onun için, karşısındakinin acısıdır onu mutlu eden. Sarsıcı bir deneyimdir bu; Sade'ın yeniden vücut bulması, erdemin yitirilmesidir. Sınıfsal bir nefret gibidir nefreti "Burjuva!" diye küfrederken kurbanına. Sınıfsal değildir faşisttir oysa suçunda kendini ifade ederken. Ve yetmez çektirdiği acı, gerçek orgazm ânını kadının yüzünü parçalarken yaşar belki de. Ancak kan dindirebilir susuzluğunu. Sade, acaba bir vampir miydi?
Kentin karanlığında erdemin felaketleri Sodom'un bir gününe dönüşürken, intikam bir yol olur geride kalanlara; çünkü başka ellere bırakıldığında adalet hep gecikir.

Oysa geri dönüp bakıldığında, mutlu bir yaşamı vardır kadınla erkeğin, çocukları bile olacaktır hatta. Sahnelerin birinde, bir sinema afişinde (2001 Uzay Macerası) insanlığın ilk olanı ararken, yine kendini bulduğu bebek gelir gözlerimizin önüne; metinler arasılık usulca bir şeyler anlatır bize. Bir ara Sodomik bir istem ifade eder genç erkek, sanki Sade'ın ruhunu canlandırırken geleceğin metnine bir gönderme yapmaktadır.

Irreversible (Geri Dönüş Yok)

Ve sonuç… Giderek aydınlanırken her yer, sesler de düzelir, rahatlatır insanı. Giderek ana rahmine dönmektedir her şey, zamanın başladığı yere… Ve cennet bahçesindeki Havva olur kadın, başında ya da sonunda. Anüste başlayan serüven, rahimde son bulur. Pis, üretimsiz ve karanlık olan, temiz, doğurgan ve aydınlık olanla yer değiştirir.

"Zaman her şeyi mahveder" demişti bir suçlu, suçu zevke ve enseste bulaştırmış bir suçlu. Lut Peygamber mi yoksa Sade mıydı o basü badel-mevt?
Her şey geriye dönerken, geri dönüş yoktur. Ve zaman akıp gitmektedir; her şeyi mahveden bizizdir aslında, suçu zamana yükleyip kendini masum addeden. Her şeyi mahveden kapitalizmdir aslında, insanları fosseptiklere hapseden, kentleri karanlık cehennemlere çeviren, tüm psikolojik bozukluklardan ve sapmalardan sorumlu olan. "Sadik suç, hiçbir zaman kendini doğuran amacın aynı değildir."(2) Suçun kaynağı üretim ilişkilerindedir; eşitsizlikte, sömürü düzeninde, akan zamanda değil.

Ve Heraklitos suçsuzdur…

Film Adı: Irreversible (Geri Dönüş Yok)
Yönetmen: Gaspar Noe
Senaryo: Gaspar Noe
Görüntü Yönetmeni: Benoit Debie, Gaspar Noe
Müzik: Thomas Bangalter
Yapım: Fransa, 2002
Süre: 95 dakika

KAYNAKÇA
(1) Yatak Odasında Felsefe, Marquis de Sade, Ayrıntı Yayınları, 2002, İstanbul
(2) Sade'ı Yakmalı mı? Simone de Beauvoir, Çeviren: Cemal Süreya, Broy Yayınevi, 1991, İstanbul
(3) Erotizm, Georges Bataille, Bikamat Basım, 1993, Ankara

Sayı: 29, Yayın tarihi: 19/08/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics