MaviMelek
"bir görgü meleğinin ardından / gideceğini ama onun kanatlarını / muma değdirdiğini görüyordum" - Geleceğe Dair Anekdotlar / Ramazan Parladar

[Gökçeyazın]"Su’ya Methiye Düzen Şair: Ramazan Parladar" | Şengül Can

Geleceğe Dair Anekdotlar | Ramazan Parladar

"TÜM SİYAHLIKLAR
SON OLABİLİR MİYDİ?"

Belki daha öncede suya şiir yazılmıştı, kasideler dizilmişti. Şimdiyse birey olmak ve suyu anlatmak zamanıdır. Bireyken, yalnızken ve sıkıntılıyken… Ben'le başlayan şiir suyla bitiyor, aslında öyküleri ne kadar çok birbirine benziyor. Suyun yolculuğu da şiirin yolculuğu gibidir, Yunus'tan Dante'ye, özünden evrene akar şiir.

Belki de dünyanın en zor şeyiydi. Şair ne diyor? Bu sese kulak vermek… Tüm kötülüklere, yalanlara, yalnızlıklara, yanlışlıklara, yoksunluklara, popüler kültüre, dizilere, yarışmalara rağmen bu sese kulak vermek… Evet, şair ne diyor?

Şair gelir bize fısıldar hem bildiklerimizi hem de bilmediklerimizi: İlhan Berk'i, Cahit Zarifoğlu'nu, Yunus'u, Fuzuli'yi, Dante'yi, Turgut Uyar'ı, Paul Celan'ı.

Suya methiye düzen şair, 1973'de İstanbul'a uzak kentlerden birinde dünyaya gelir. “Ben kendimi kimden sorayım” diyen şairin dizelerinde kendini aramaktır Geleceğe Dair Anekdotlar'ı okumak. Ocak 2011 yılında Yeniyazı yayınlarından çıkan Ramazan Parladar'ın ilk şiir kitabı 10 yıllık bir çalışmanın sonunda buluşur okurla. Aslında 10 yıl bir ömürdür, çünkü şiir demek bir ömür demektir. Şiir de su gibi çıktı yollara, kitaplardan, kuytulardan, düşlerden, aşktan ve umuttan bahsederek…

Evet, şair susuyor; çünkü “susmak en çok gözaltlarıma yakışırdı” diyor. Sözcükler susar, gözler, eller, gülümsemeler susar, ya şiir?

Zamanı odalarda geceler boyu he-ce-le-mek

Ne zamandır yalnızdık ey insanlık? Şiirin adı “Yitik Sesin Peşinde”. Okuru çocukluğuna götürür dizeler, şiirin boy aynasında tekrar çocuk olmak, oyunlar oynamak, düşmek, dizin kanaması ve sadece buna ağlamak, her şey bir yansımadır.

“Son” şiiri karanlıklara götürür insanı, karanlıkta düş görebilir mi insan? Şair karanlıkta düş görmeyi öğreten insan? Tüm siyahlıklar son olabilir miydi? Mavi bir kelebeği mi bekler insan hayatı boyunca? Siyah gece bulutları ardından mavi kelebek uçarmış, herkes bu umudu beklermiş.

Ramazan Parladar“Dışarı Çıkmamak” şiirini okumak, hayatı, aşkı, yalnızlığı, umudu, umutsuzluğu, zamanı odalarda geceler boyu he-ce-le-mek-tir sabaha kadar. Her yerdeyken, hiçbir yerde olmak, bu kadar mı zor mu dışarı çıkmak, dört duvar arasında ne yapılabilir ki, neler yapılmaz ki içki, şiir ve ölüm sözcükleriyle…

Şiirin adı “Cahit Zarifoğlu İçin Bir Ark”, Türkiye'de büyük şiirin en ıssızı diyor Ramazan Parladar. Kim bilir, belki de ıssız kalmayacak bu dizelerden sonra…

Belki de bir “Deja-vu”

Neleri unuttuk, neler yok olmadı ki? Ne zaman gittiler hayatımızdan, yokluklarına öyle alışmışız ki, sanki hiç olmamışlar. “İki Bilge”yi hatırlamak, biri sükût diğeri tav.

İlhan Berk'in “Taşbaskısı”ndan şairin “Yılanevi”ne… İlhan Berk'i anan başka bir şiir de “Deja-vu”dur. Şair bizi doğduğu uzak şehre Kayseri'ye götürür. Suya methiye düzen şair Ramazan Parladar bu defa suskun sorulara cevap verir. İlk iki dizesi, sarsıcıdır; nedeni, niçini, özetidir şiirin:
işte korkusuzca saldırdığımdan sözcüklerime
durmadan aynısını yaşıyorum yaşadığımın

Galile Denizi diyor şair şiirinde, o dizeleri hatırlatıyor okura. Kim bilir, İlhan Berk'i bir daha okutuyor, belki de bir deja-vudur bu.

“Bilerek dili bozmak istedim”

Ve bir kadın gider kitapçıdan Geleceğe Dair Anekdotlar kitabını alır; İncil der şair, birden kadının aklına İncil'den okuduğu mısralar gelir. Kadın ezberlememişti aslında İncil'i hiç hayatında. Bir kere bakmıştı sadece. Kadın yüzlerce kere okuduğu şiirleri ezberleyemezken İncil'i ezberlemişti, hem de bilmeden. Korkuyordu belki İncil'i okumaktan, okudukça içine çekiyordu kadını. Belki de tüm kutsal kitaplar hemen hemen aynı şeyleri anlatır aslında. Peki ya İncil nasıl anlatır? Ne öğretir şaire?

İlhan Berk İncil'deki şiirsel dille ilgili şunları söyler: “Dikkat edilirse 'Galile Denizi'nde dil birden bire alt üst olmuştur. Bilerek dili bozmak istedim. Dili bozarak neler kazanıyoruz. Dilin bu bozulma etkisini de İncil'den öğrendim. İncil benim için çok önemli bir kitap. Niçin önemli bakın. İncil'i çevirenler bir azınlık topluluğudur ve azınlıklar topluluğu Türkçeyi çok iyi bilenlerdir. Ama nedir etkilendiğim benim orda? Bu adamların yaptığı işte çok önemli bir iş var. İncil'in kalıplarını aynen oraya koymuşlar. Yani düz yazının yapısallığını Türkçe'ye aktarmışlar, onu Türkçeleştirmek istememişler. Ben bunlardan çok yararlandım. Bu deformasyonu oradan öğrendim. Orada önümde böyle bir deformasyon olunca rahat ettim.” (Andaç, 2001; s. 111)

Her şeye rağmen şiir okumak, yolda, evde, odada, kuytuda, sahilde, sıcakta, soğukta, mutsuzken, sevinçliyken, yalnızken… Okumak ve okutmak dileğiyle.

Şiirin ve şairin yolculuğunu anlattığı bu yazı suyla başladı, suyla bitmeli; tıpkı Geleceğe Dair Anektodlar'da olduğu gibi:

Su
öpüş ustası yani
yalnızlıkların

her yerde
çölde bile aynıdır
bulutun annesi

bazen
bir gülü anlayamazsın
köküne işlemezse su

~~~

Kaynakça:
Parladar Ramazan, Geleceğe Dair Anekdotlar, Yeniyazı, 2011
Andaç, Feridun, Söz Uçar Yazı Kalır, Can Yayınları, 2001

~~~
Sayı: 50, Yayın tarihi: 09/04/2011

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics