MaviMelek
Hermes Kitap
"Gölge bir yaprağın gölgesiyle bir varoluş nedenidir. / Varoluş bir farklılıktır. / Her şeye ordan bakıyoruz." Adlandırılmayan Yoktur / İlhan Berk

[Hezeyan]"İlhan Berk için: Geç kalmış bir mektup" | Seyit Göktepe

İlhan Berk portre | Sevdakâr Çelik

"YAZARAK VARDI ÖLÜMSÜZLÜĞE"

Üniversite çağlarında bir genç. Öyküler yazıyor. İlle de birileri okusun diye değil. Sözcükleri sevdiğinden. Sözcüklerin yarattığı müziğin büyüsüne tutulduğundan. Her nasılsa şunu öğrenmiş: Okuyacaksın… Sürekli okuyacaksın. Böylece günler geçecek ve kitaplarla birlikte sırrına ereceksin dünyanın. İnsanın özüne doğru daha bir derine ineceksin. Okudukça… Okuyor o da…

Bir akşam. Eylül ya da ekim. Belki yağmur da yağıyor. Beyoğlu'nda bir kuytuda. Tastamam bir kuytuda. Bir kitapçı. Dört duvar arasında değil. Bir dükkânda değil. Bir duvar dibinde. Kitapçı. Bütün kitaplar yerde. Üst üste. Yan yana. Sırt sırta. Arıyor. Dehşetli bir açlıkla arıyor…
Ve buluyor: Galile Denizi. İlhan Berk. Varlık Yayınları, 1958 baskısı. Avuç içi kadar bir kitap. Kapağı sarı. Limon sarısı. İlk defa okuyacak bir kitabını İlhan Berk'in…

Birkaç yıl sonra. Bu sefer mayıs. Üniversite çağlarında o gencin artık yayımlanmış öyküleri var. Hatta yayımlanmış iki kitabı. Yine Beyoğlu. Kalabalığın arasında yürüyor. Sonra birdenbire. Yüzler arasında bir yüz. İlhan Berk… Sanki sadece gözbebeklerini kapatan o siyah güneş gözlüğü. Yılların içinden satır satır işlenerek geçmiş bir yüz. Her çizgisinde bir zamanın izi duruyor adeta o yüzün.
Eli ayağı titriyor. Konuşacak onunla. İlhan Berk ile konuşacak… Diyecek ki: Ben sizi usta bildim. Bundan sonra da sizinle hep görüşmek isterim…

İki cümle kalıyor aklında o karşılaşmadan: Bana mektup yazınız genç kardeşim. Adresim, Bodrum. İlhan Berk, Bodrum.

İlhan Berk1.

Hiç yazmadı o mektubu. Yazamadı. Cesaret edemedi belki. Anlatamadı onu nasıl sevdiğini. Hayatında onun nasıl büyük bir iz bıraktığını… Hemen bütün kitaplarını okuduktan sonra bir öykücü olarak kendini nasıl daha güçlü hissetmeye başladığını… Hiç anlatamadı…

Yazsaydı eğer. İlk cümlesi şu olurdu o mektubun herhalde: Benim defterlere aşkım sizinle başladı… Evet, defterlere aşkım… Bazı kitaplarınızda defterlerinizden alınmış sayfalar gördüm. El yazınızda coşkunuzun izlerini gördüm. Sayfa kenarlarına yapılmış çıkmalar.
O boş alanlara düşülmüş notlar. Bir şiirin nasıl doğduğunu. Nasıl bir sancı ile var olduğunu gösterdi bana. Üstünü karaladığınız her sözcüğe dakikalarca bakıp, sizi o sözcüğü oradan çıkarma noktasına getirecek ne gibi bir düşünce ve his atmosferinden geçtiğinizi çözmeye çalıştım… Bunları yazardı önce. Bunları…
Çünkü o da hep defterlere yazdı öykülerini önce. Sonra bilgisayarda işledi onları. Bir zaman onun gibi baktı dünyaya. Bu bakıştan kendine çokça pay çıkardı.
Eşyalara baktı onunla, onun şiiriyle. Eşyayı dinlemeyi öğrendi. Eşyanın da bir sesi olduğunu. Eşyanın da bir dili olduğunu hissetti. Geceleri sessizliği dinledi. Sessizliğin sesi vardı. Ondan öğrendi. O sessizlikte eşyalar konuşuyordu. Karanlıkta gelmişti söz sırası sanki onlara. Uyumadı. İlhan Berk gibi dinledi.
Harflere baktı onunla. Tek başına bir harfin bile şiir olabileceğini. Şiirin yaratacağı büyünün elbette ki sözcüklerin birbirleriyle uyumundan doğacağını. Ama sözcüklerin de kendi içlerinde ayrıca bir uyumu yakalamaları gerektiğini ondan öğrendi. Birer canlı varlık olarak duydu harfleri. Sözcük sözcük yazdığı öykülere. Artık harf harf bakmaya başladı. Böylece giderek biraz daha zorlandığını gördü öykü yazmakta. Bu hoşuna gitti ama…
Tabiata baktı onunla. Bir ağacın öyküsünün de yazılabileceğini. Yapraklarıyla, dallarıyla, gövdesiyle, köküyle bir ağacın da zamanda ve mekânda bir değeri, dahası bir ruhu olduğunu onun yazdıklarında gördü. Onda gördü. Eşyayı dinliyordu. Tabiatı da dinledi. Dağlara baktı. Irmağı dinledi. Denizi dinledi. Bir ırmağın bir denize doğru yolculuğunu onun şiirlerini okurken düşündü ilk defa.

İlhan Berk2.

Toprağından dahi sözcük bitecek… Bugün artık sadece böyle başlayabilir mektubuna. Geç kaldı. Çok geç kaldı. Belki okumayacaktı bile göndersem. Böyle düşündü. Böyle avutmaya çalıştı kendini, haberi aldığı gün…

İlhan Berk'i kaybettik… Ben, arkadaşlarım, arkadaşlarımın arkadaşları, hatta komşularım… hepimiz… Hepimiz kaybettik… Ama onun tenini. Sadece tenini kaybettik. Oysa asıl olan tenin altında var olduğunu kabul ettiğimiz ruhun diriliğidir ki, İlhan Berk adeta kazıdı yeryüzüne onu şiirleriyle… Sözcükleriyle…

Bir tek hakiki aşk vardı onun için: yazmak. Yazarak vardı ölümsüzlüğe. Yeryüzünde bir İlhan Berk var olacak her zaman. Taşlar var oldukça. Su var oldukça. Dağ var oldukça. Sesi başka. Yüzü başka. Dili başka da olsa. Bir İlhan Berk her zaman yaşayacak aramızda…

3.

Sevgili Ustam,

Beni hatırlar mısınız bilmem: Beyoğlu'nda karşılaştık. Ayaküstü birkaç dakika konuştuk. Adresinizi orada verdiniz bana. Ben, sizi okuyarak sözcüklere daha bir delice tutkuyla vurulmuş genç bir öykücü… Benim defterlere aşkım sizinle başladı…
Alan: İlhan Berk – Bodrum

Nereye göndereceğim peki şimdi ben bu mektubu?

Sayı: 33, Yayın tarihi: 27/12/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics