MaviMelek
Hermes Kitap
"İnsanlar bir milyon yıldan beri doğup ölmekte, ama yalnızca altı bin yıldır yazmaktadırlar." Rene Etiemble

[Derlemeler]"Gaston" | William Saroyan*

Gaston | Sinan Çakmak

"BÖCEKLERİ ve SOLUCANLARI HERKES EZER"

Kızın kısa süren uykusundan sonra, planlarına göre, şeftali yiyeceklerdi ve şimdi kız kendisine bütünüyle yabancı görünen, ama aslında babası olan adamın karşısında oturuyordu. Yeniden bir araya geleli (gerçi daha önceki bir araya gelişlerini pek anımsamıyordu ya) bir yüzyıl olmuştu, ya da yoksa yalnızca evvelsi gün mü görüşmüşlerdi en son? Her ne olursa olsun, yeniden birlikteydiler işte ve adam bayağı komikti. Her şeyden önce, kızın şimdiye dek gördüğü en büyük bıyığa sahipti, her ne kadar gözüne bıyık gibi görünmese de; onun için burnunun altındaki ve ağız uçlarının kenarlarındaki bir yığın kahverengi ve kızıl kıldan ibaretti. İkinci olarak, gömlek ve kravatı yerine mavi ve beyaz çizgili bir gömlek giymişti, ve ceketi de yoktu. Kolları da aynı kıllarla kaplıydı, yalnız bunların rengi daha açıktı ve daha inceydiler. Mavi, bol bir pantolonu vardı, ama ayakkabıları ya da çorapları yoktu. Yalınayaktı ve, elbette ki, kız da öyleydi.

Adam evindeydi. Kız adamın Paris'teki evinde onunla birlikteydi, oraya ev denebilirse tabii. Adam epey yaşlıydı, hele genç bir adamla kıyaslanınca -otuz altı, demişti kıza; çok sıcak bir ağustos öğle sonrasında uykudan yeni uyanmış kız ise yalnızca altı yaşındaydı.

O sabah, civarda ufak bir gezinti yaparlarken, kız küçük bir dükkânın önünde duran bir kasa şeftaliyi görmüş ve onlara bakmak için durmuş, adam da bir kilo satın almıştı.
Şimdi, şeftaliler oturdukları oyun masasının üzerinde, geniş bir tabağın içindeydiler.
Yedi taneydiler, ama biri kusurluydu. Görünüşü diğerleri kadar iyiydi, neredeyse bir tenis topu büyüklüğündeydi ve rengi açık yeşile çalan tatlı bir kızıldı, ama sapın olması gereken yerde şimdi çekirdeğin kalbine kadar inen bir yarık vardı.
Adam en büyük ve en iri görünüşlü şeftaliyi kızın önündeki tabağa koydu ve sonra kusurlu şeftaliyi alıp soymaya başladı. Yarıya kadar soyduktan sonra o kısmı yedi, ikisi de suskundu, ikisi de yalnızca oradaydı, ve heyecanlı filan değillerdi -planları yoktu yani.

Adam yarısı yenmiş şeftaliyi parmaklarının arasında tuttu ve oyuğa, açık çekirdeğe baktı. Kız da baktı.
Bakınırlarken oyukta iki duyarga belirdi. Hemen sonra ortaya çıkan, topuza benzer kahverengi bir başa bağlıydılar; başın ardından iki koca bacak oyuğun kenarına sıkıca tutundu ve yaratığın gövdesinin bir kısmını çekirdeğin dışına çıkardı; yaratık orada bir an duraksadı, etrafına bakınırcasına.
Adam çekirdek sakinini inceledi, ve tabii ki kız da.
Yaratık yalnızca saniyenin onda biri kadar duraladı ve sonra çekirdekten çıkmayı, şeftalinin yenmiş tarafından aşağı inip gitmekte olduğu yer her neresiyse oraya gitmeyi sürdürdü.
Kız böyle bir şeyi hiç görmemişti -kahverengi renkten, tokmak bir kafadan, duyargalardan ve bir sürü bacaktan ibaret koca bir yaratık. Epey de hareketliydi üstelik. Hani "işini bilir" türdendi neredeyse. Adam şeftaliyi yeniden tabağa koydu. Yaratık şeftaliden tabağın beyaz yüzeyine indi. Orada düşünceli bir tavırla durdu.
"Kim bu?" dedi kız.
"Gaston."
"Nerede yaşıyor?"
"Şey, bu şeftalinin çekirdeğinin içinde yaşıyordu, ama bu şeftali toplanıp satıldığına ve ben de yarısını yediğime göre, görünüşe bakılırsa yersiz yurtsuz kaldı."
"Onu ezmeyecek misin?"
"Hayır, elbette ezmeyeceğim, bunu neden yapayım?"
"O bir böcek. O öğğ ."
"Hiç de değil. O görkemli bulvarcı Gaston."
"Bir elmadan böcek çıkınca herkes bağırır, ama senin bağırdığın filan yok."
"Elbette yok. Evimizden dışarı her çıkışımızda birileri bağırsa hoşumuza gider miydi?"
"Niye yapsınlar ki bunu?"
"Kesinlikle. O halde bizim niye Gaston'a bağırmamız gerekiyor?"
"O bize benzemiyor."
"Şey, tam olarak değil, ama diğer pek çok şeftali çekirdeği sakinine benziyor. Şimdi zavallı evsiz kaldı ve işte, bütün o arı desenleri ve yakışıklı endamıyla öylece duruyor, gidecek hiçbir yeri olmadan."
"Yakışıklı mı?"
"Gaston türünün gördüğüm en yakışıklı örneklerinden biridir."
"Ne diyor?"
"Şey, biraz şaşkın. Şimdi, evinde her şey düzen içindeydi. Yatağı buradaydı, verandası da şurada, ve bunun gibi şeyler."
"Göster bana."

Adam şeftaliyi alarak Gaston'u beyaz tabakta bütünüyle yalnız bıraktı. İnce deriyi soyup şeftalinin kalanını da yedi.
"Bunu tanıdığım hiç kimse yapmazdı," dedi kız. "Şeftaliyi atarlardı."
"Onları anlamıyorum. Son derece tatlı bir şeftali oysa."

Çekirdeği açtı ve iki parçayı Gaston'dan fazla uzak olmayan bir yere yerleştirdi. Kız parçaları inceledi.
"Yaşadığı yer burası mı?"
"Yaşadığı yer burasıydı. Gaston şimdi dünyanın ortasında ve tek başına. Oradaki yaşamının ne kadar rahat olduğunu kendin de görebilirsin. Her şeyi vardı."
"Şimdi nesi var?"
"Korkarım pek fazla şeyi yok."
"Ne yapacak?"
"Biz ne yapacağız?"
"Şey, onu ezmeyeceğiz, bunu yapmayacağız işte," dedi kız.
"Ne yapacağız o halde?"
"Geri koysak?"
"Ah, o ev bitti."
"Şey, bizim evde yaşayamaz, öyle değil mi?"
"Mutlu olmaz."
"Yani bizim evde yaşayabilir mi?"
"Şey, en azından deneyebilir sanırım. Bir şeftali yemek istemez misin?"
"Eğer çekirdeğinde birileri olan bir şeftaliyse."
"Şey, bak bakalım tepesi delik bir şeftali bulabilecek misin, çünkü eğer bulursan, bu içinde birilerine rastlama şansın en yüksek olan şeftalidir."

Kız geniş tabaktaki şeftalilerden her birini teker teker inceledi.
"Hepsi kapalı," dedi.
"Haydi, birini ye o halde."
"Hayır. Ben senin yediğinden, çekirdeğinde birileri olandan istiyorum."
"Şey, doğruyu söylemek gerekirse, yediğim şeftali kusurlu bir şeftali sayıldığından dükkânlarda onun gibileri pek satılmaz. O da diğerlerinin arasına kazayla karışmıştı herhalde. Ve böylece Gaston şimdi yuvasız ve bizim yiyebilecek altı kusursuz şeftalimiz var."
"Ben kusursuz şeftalileri istemiyorum. İçi kalabalık bir şeftali istiyorum."
"Şey, çıkıp bir bakayım, belki bulurum."
"Ben nereye gideyim?"
"Benimle gel ya da burada kal, eğer istiyorsan. Dönmem yalnızca beş dakika sürer."
"Telefon çalarsa ne diyeyim?"
"Çalacağını sanmıyorum, ama çalarsa alo de ve kimin aradığını öğren."
"Eğer annemse ne diyeyim?"
"Ona sana kusurlu bir şeftali almaya gittiğimi ve bunun dışında söylemek istediğin her şeyi söyle."
"Eğer geri dönmemi isterse, ona ne diyeyim?"
"Eğer geri dönmeyi istiyorsan evet de."
"Dönmemi istiyor musun?"
"Elbette istemiyorum, ama önemli olan senin ne istediğin, benim değil."
"Niye önemli olan bu ?"
"Çünkü olmak istediğin yerde olmanı istiyorum."
"Ben burada olmak istiyorum."
"Hemen dönerim."

Çoraplarını ve ayakkabılarını giydi, sırtına bir ceket geçirdi ve dışarı çıktı.
Kız ne yapacağına karar vermeye çalışan Gaston'u izledi. Gaston tabağın içinde turladı, ama her şey ters gidiyordu ve Gaston ne yapması ya da nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu.

Telefon çaldı ve annesi onu alması için şoförünü gönderdiğini söyledi, çünkü birilerinin kızı için verilen ufak bir parti vardı, kız da altı yaşındaydı, ve yarın da uçakla New York'a geri döneceklerdi.
"Babanı ver de konuşayım," dedi.
"Babam bir şeftali almaya gitti."
"Bir şeftali mi?"
"İçi kalabalık bir şeftali."
"Babanla oturalı iki gün olmadı ve hemen onun gibi konuşmaya başladın."
"İçi kalabalık olan şeftaliler var. Biliyorum. Birinin dışarı çıktığını gördüm."
"Bir böcek mi?"
"Böcek değil. Gaston."
"Kim?"
"Gaston, görkemli bilmemne."
"Başkası olsa içi böcekli bir şeftaliyi hemen atar, ama o asla. Bu konuda bir sürü budalaca şey söyler."
"Bu budalaca değil."
"Tamam tamam, korkunç bir şeftali böceği için kızma bana."
"Gaston burada, kırık dökük evinin yanı başında ve sana kızgın değilim."
"Partide çok eğleneceksin."
"Tamam."
"New York'a uçarken de eğleneceğiz."
"Tamam."
"Babanı gördüğüne memnun musun?"
"Tabii memnunum."
"Komik biri mi?"
"Evet."
"Kaçık mı?"
"Evet. Yani hayır. Yalnızca, bir şeftali çekirdeğinden böcek filan çıktığında bağırmıyor. Onu dikkatle inceliyor. Ama sadece bir böcek, öyle değil mi?"
"Sadece bir böcek."
"Ve onu ezmemiz gerekiyor , öyle mi?"
"Kesinlikle. Seni görmek için sabırsızlanıyorum tatlım. Bu iki gün iki yıl gibi geldi bana. Hoşça kal."

Kız tabaktaki Gaston'u izledi ve onu gerçekten sevmedi. Bütünüyle öğğ' den ibaretti, en başından beri. Artık evi de yoktu ve beyaz tabakta dolanıp duruyordu ve aptaldı ve hatalıydı ve gülünçtü ve işe yaramazdı ve bunların dışında pek çok şeydi. Biraz ağladı, ama yalnızca içinden, çünkü çok önceleri ağlamayı sevmediğine karar vermişti, çünkü ağlamaya bir kez başlayınca ağlanacak öyle çok şey varmış gibi görünüyordu ki durmakta çok zorlanıyordu, ve bu da hiç hoşuna gitmiyordu. Şeftali çekirdeğinin açık kabukları da hatalıydı. Temiz değildiler.
Adam bir kilo şeftali aldı, ama içinde hiç kusurlu şeftali bulamadı, böylece bir başka dükkândan bir kilo daha aldı ve bu kez şansı yaver gitti; iki tanesi kusurluydu. Dairesine koşturdu ve içeri girdi.
Kızı odasında, en iyi elbisesinin içindeydi.
"Annem aradı," dedi. "Ve beni alması için şoförünü gönderiyor, çünkü bir başka doğum günü partisi varmış."
"Bir başka?"
"Demek istediğim, New York'ta bunlardan her zaman bir süre vardır."
"Şoför seni geri getirecek mi?"
"Hayır. Yarın New York'a uçuyoruz."
"Oh."
"Evinde bulunmak hoşuma gitti."
"Evimde bulunman hoşuma gitti."
"Niye burada yaşıyorsun?"
"Burası benim evim."
"Hoş, ama bizim evimizden çok farklı."
"Evet, sanırım öyle."
"Gaston'un evi gibi."
"Gaston nerede?"
"Onu ezdim."
"Sahi mi? Niye?"
"Böcekleri ve solucanları herkes ezer."
"Oh. Şey. Sana bir şeftali buldum."
"Artık bir şeftali istemiyorum."
"Tamam."

Onu giydirdi, ve bavulunu hazırlarken şoför geldi. Kızı ve şoförüyle üç kat merdiven indi, ve sokakta tam kıza sarılacakken bunu yapmamanın daha iyi olacağına karar verdi. Bunun yerine el sıkıştılar, yabancılar gibi.

Koca arabanın uzaklaşmasını izledi, ve sonra her sabah kahve içtiği köşedeki yere gitti, kendini biraz da tabaktaki Gaston gibi hissettiğini düşünerek.

Türkçesi: Dost Körpe

*Düşler Öyküler; Sayı 1, Nisan 1996

Sayı: 25, Yayın tarihi: 10/05/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar   ©2008 MaviMelek            website metrics