MaviMelek
"'Boş yere azap çekmeyin. Bir DERMAN için.' Yarım kadın, sağır mı bunlar? Hep daracık, korkuluksuz köprüdeyiz." - Aylak Adam / Yusuf Atılgan

[Öykü] "Gardunyalı ve Ayak İşçisi" | Asım Demirağ

Gardunyalı ve Ayak İşçisi | KaraÇizme

"GÖZ İSTER, KESİNLİKLE İSTER"

Onun sadece gözü vardı, öyle yüzüğü filan yoktu, fantastik hiç değildi, fantezi kurmazdı, sadece görürdü.
Söz alım dönemlerinde yaşamın verdiği özlerin birleşiminden doğmuş çiçek kuşları, bu gözü çok çok severlerdi. Öyle ki ona görünmek için volta atan tek kuş türü işte bu çiçek kuşlarıydı; yani eğer göz kuşları izlemiyorsa (genelde yaptığı gibi), kuşlar gözün önünde gidiş gelişler halinde tutardı kendilerini. Etrafında veya önünde dönmez ve haliyle arkasına geçmez, üstünden girip altından çıkmazlardı.

Elbet üstten girip alttan çıkan olgun olguların vukusu ile hukuku, gezegenin o döneminde de pek vardı; lakin az bilinirdi; örneğin üstten giren bir çakıl taşı muhakkak bir böbrek taşına dönüşür ve ağrılı sızılı yüksek törenler eşliğinde toprağa teslim edilirdi.

Keza içilen şarap, girerdi üstten, çıkardı alttan. Ne var ki Gardunya kabilesi, bir “toprağın hakkı” adeti sürdürürdü. Böylece üstten girmeden önce ortadan aşağıya iniveren şarap, asla çiş olarak geri dönmezdi. Kabile halkının erken ölümüne neden olan bu alışkanlık, onlara gelmiş geçmiş en iyi tasarruf ödülünü defalarca ve yıl boyunca kazandırıyordu. Onlar ise sadece şaraptan değil, ama yaşamlarından da tasarruf ettiklerini bilmiyorlardı; az harcıyorlardı ve bilinçsiz.

Diğer başka bir kabile (düşman olabilirler ama bu yazı düşmanlık içermiyor), yaşamın kısalığını onu boşa harcamakla özdeşleştirdiği için, sık sık gözünden başka bir şeyi olmayan ve kuşların âşık olduğu ona gidip kabile ömür ortalamasını yükseltmek için neyi kendisi gibi görmeleri gerektiğini sorardı. Sanki bu sorunun yanıtı değişebilirmiş gibi, her hafta gider ve her hafta sorarlardı. Gözden başkasına sahip olmayan, mesela sözü olmayan, bu soruya yanıt vermez (aslında verir) sadece gözünü bir kere kırpar, açardı. Diğer olan başka kabile ise, belki bu sefer iki kere kırpar açar hayaliyle yılmadan ona gidip yaşamlarını boşa harcarlardı, ama onlar boşa harcanan yaşamın sadece kısa yaşam olduğunu düşündüğü ve şarap tasarrufunda bulunmadığından uzun yaşadıkları için asla boşu ve boşluğu bilememişlerdir.

Bilselerdi göze sözü kendileri verirdi.

Dostlarımızdan biri, adını unuttum, göze ayak vermeyi kendine bir borç bilmişti de borcu kimden aldığı şüpheliydi. “Göz ister, kesinlikle ister” diye düşünürdü; çünkü kendi gözü ayağını görebiliyordu, el vermeyi hiç düşünmedi; çünkü daha uzakta olan ayak daha makuldü. Bilmiyordu ki ikisi de aslında tek bir noktadan yola çıkmıştı ve göz o noktayı dahi görmüş bir gözdü.

Mesele aslında görmek ya da görmemek değil, mesele gözleri kullanmadan bakmak, bakışı söz etmek, bakıştan ise söz etmemek. Bir de çalışma saatleri...
İşte bunu çok iyi bilen ve maymundan gelen tek varlık olan Şimşir, bakışından asla bahsetmezken, bakışıyla ettiği lafların tamamen farkında, gücünün bilincinde, etkisinin tepkisinde ve tepkisinin hiçliğinde yürürken... bir şey oldu.

Bunu geçelim. Gardunyalı bir hoş bayan; alımlı makyajlı ve şık bir halde, o diğer kabilenin megakentine varmak amacıyla yola çıktığında volta atan bir kuş görünce çok şaşırdı. Bu kuşu izlemeye başladı, ancak bakışlarını kuştan ayırmadığı için kuşun çizdiği volta rotasından habersiz sadece söylenenleri yapmakla yükümlü bir kuklanın hiçbir şey bilmeden insanları güldürmesi gibi gözü güldürdü. Gülen göz, yaşardı ve çok büyük bir damla Gardunyalı kadının tepesine indi; fakat ıslanan elbisesi ve tesettürü onu çok seksi gösterince göz bundan etkilenmedi, kuşun haberi bile yoktu ve diğer kabileye gitme fikri de suya düştü. Ya suya düşen neydi?
Bunu bilmenin tek bir yolu var. Filmi başa saralım, ve o sırada oradan geçen bir avcı, voltacı kuşu avlasın. Böylece Gardunyalı yoluna devam edebilsin.

Diğer kabilenin megakentine varan kadın, kendi evine girdiğini sandığı için el alışkanlığı tesettüründen çıkardı kendini, türbanıyla burnunu sildi ve katlayıp cebine koydu. Ana caddeden yürürken caddenin ana cadde olduğunu fark edince, etrafta biraz turistik alışveriş için gereken dükkân ve ilgili sahiplerini işbu metne dayandırdığı hak ve hukukla aramaya koyulmasıyla bir esnaf ve sanatkârlar odası üyesi oyuncakçı bulup içindeki yakışıklı dükkân sahibinin aslında yakışıklı dükkân kalfası olduğunu anlamadan mekâna giriş yaptı.

- Merhaba ben Gardunya'dan geliyorum.
- Hoşgeldin bacım.
- Burası oyuncak dükkânı mı? (ne kadar saçma)
- Evet (çok kibar).
- Ben aslında başka bir yeri arıyorum, yardımcı olabilir misiniz?
- Nereyi aradığınızı söylerseniz, elbette.
- Ayak işlerine bakacak birini arıyorum.
- Böyle bir yer bilmiyorum.
- Aslında böyle biri de olur, belki dükkânda satılmıyordur.
- Benim karım böyle işlere bakabilir, eğer maaşı tatmin ederse.
- A, burada dükkân sahiplerinin eşleri ayak işlerine mi bakar, ilginç, kültürel çeşitlilik...
- Ben dükkân sahibi değilim.
- Olsun yine de karınızla tanışmak isterim.

Böylece Gardunyalı toprağa basma sevgisini yitirip çok katlı bir binada otururken yere dökmekle kutsal, geleneksel ve kadim bir şekilde mecbur olduğu şarabı temizlemek için bulmaya ramak kalmış dükkân kalfası kadınına, dükkân kalfası tarafından tarif edilen adres ve türbanında gizli adres bulma becerisini şuursuzca kullanarak yöneldi.

Kırmızı ışık yandı, bekledi, yeşil yandı, geçti.

Kadını bulduğunda tekti, mağrur bir tüfekti... İşi hemen kabul etti. Meselenin şarap temizleme olduğunu öğrenince biraz burun bükmüştü; çünkü onun kabilesinde şarap kokusu sevilmezdi ve henüz Türkler ya da Rumlar, kültürlerine çok sevecekleri anasonlu mayasız şarap fikrini katmamıştı.

Tesettürlü koluna girdiği yeni kadını Gardunyalılarla tanıştırdı (nedense).

Kadın hemen işe koyulmak için can atıyordu, ama bir sorun vardı ki güneş daha batmadığı için patroniçesi henüz şarabını açmamıştı. Kadın böylece ilk gün işe biraz erken gelmiş oldu, dört saatlik yol sonrası işbaşı yapmadan önce biraz dinlenme fırsatı diyelim...

Nihayetinde, Allah'ın emri, gözün bakışıyla güneş battı, sözler şaraba, özler toprağa yönelirken, diğer kabileden gelen oyuncakçı dükkânı kalfası karısı kadın, dökülen o akşamın ilk ve son şarap yudumlarını (yüksek katlarda yudum yetiyordu ve sofra başına bir döküşte bulunuluyordu, şişe başı yerine), temizleyiverdi. Bu iş birkaç saniye sürmüştü. Gündeliğini aldı ve eşyalarını toplayıp yola koyuldu, dört saat sonra kocasının yanındaydı ki kocası artık evdeydi, dükkânı kapamıştı.

Sekiz saat mesai, parası hiç fena değil.. İşte... Göz ve öz şahidim olsun hikâyenin sözü buraya kadar, hadi size iyi akşamlar.

~~~
Sayı: 43, Yayın tarihi: 24/12/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics