MaviMelek
"Biri gelir sorarsa / Sana beni sorarsa / Gitti der misin / Gittiğimi söyler misin / Gidiyorum ben sana / Benimle gider misin." - Özdemir Asaf

[Öykü]"Feridun Bey Kompleksi" | Ayşe Korkmaz

Feridun Bey Kompleksi

"DESTANSI BİR AŞK YAŞIYORDUK"

Adını ilk kez, memuriyet hayatına başladığım gün duydum. Dairedeki arkadaşlar, aralarında para toplayıp şık bir dolma kalem almışlar. İçlerinden biri:
“Bizden sana küçük bir hoş geldin hediyesi” dedi. Bir başkası gülerek,
“Ve Feridun Bey'den...” diye ekledi.

Feridun Bey'in kim olduğunu sormadım. O gün hasta olduğu için gelememiş bir hizmetli, bir memur, ya da üst düzey yöneticilerden biri olabilirdi.

Odam birinci kattadır. Öyle ayakaltında olmasına bakmayın. Dairedeki en güzel odalardan biridir. Öğlene kadar güneş içindedir. Bir giren bir daha çıkmak istemez. Bütün mesai arkadaşlarım en az günde bir kez uğrar. Sonrası malum, gelsin çaylar, gitsin kahveler.

Hediye merasiminin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Herkesle tek tek tanışmış olmama rağmen Feridun Bey'in yüzünü görebilmek henüz kısmet olmamıştı. Çay kahve âlemlerinden kurtulup yalnız kalabildiğim bir an, birdenbire kafamda Feridun Bey'i görme fikri belirdi.
“Madem o gelmiyor, neden ben gitmiyorum?” dedim kendi kendime.
Şefe, Feridun Bey'in hangi odada olduğunu sordum. “Üçüncü katta, sağdan ikinci kapı” diye tarif etti.
Önce tuvalete uğradım. Makyajımı tazeleyip kıyafetime çekidüzen verdim. Öyle ya, Feridun Beyle ilk kez karşılaşacaktık.
Telaş ve heyecan içinde söylenen odayı bulup içeri daldım.
“Feridun Bey'e bakmıştım” dedim karşıma çıkanlara.
“Feridun Bey dışarıda.” dediler.
Fazla ilgili görünmemek için, sessizce odadan ayrıldım.

Bu olayı takip eden ilk birkaç gün, Feridun Bey'i aklımdan tam olarak olmasa da, kısmen silmeyi başardım. Mutlaka arkadaşları ziyaretimden söz edecek, o da kendinde iade-i ziyaret zorunluluğu hissedecekti.

Ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Feridun Bey ikinci hafta da uğramadı odama. Bu süre içerisinde adı mesai arkadaşlarımın dilinden düşmedi. Feridun Bey'in öğlen yemeği ve sağlık kontrolü herkes tarafından bilhassa önemseniyor, bu işler için her gün ayrı biri görevlendiriliyordu. Ara sıra konuşmalara kulak kabarttıkça Feridun Bey'in maceralarından söz edildiğini duyuyordum. Anlaşılan o ki, dostluğu, zekâsı ve cesaretiyle ün salmıştı.

Üçüncü hafta hemen hemen bütün gün Feridun Bey'i düşünür oldum. Acaba nasıl biriydi? Saçlarının biçimi, gözlerinin rengi, oturuşu, kalkışı, duruşu nasıldı? Neler yer, neler okur, neler dinlerdi? Yaşam felsefesi neydi? Hayattan beklentisi nelerdi?

İlerleyen günlerde Feridun Bey düşlerime de sızdı. Her defasında yeni bir Feridun Bey'le tanışıyor, kendimi yeni bir öykünün içinde buluyordum. Kimi zaman açık denizde baş başa kaldığım yakışıklı bir kaptan, kimi zaman çölün ortasında bana su veren yardımsever bir bedevi oluyordu. Bazen başında anteni ve yeşil rengiyle garip bir uzaylı kimliğine bürünüyor, bazen beni ateşte pişirmeye çalışan siyahî yerlilerden biri oluyordu.

Rüyalar kâbuslara dönüşüp rahatsız edici bir hal almaya başlayınca, gururumu ayaklar altına alıp, Feridun Bey'i görmeye bir kez daha gittim. Ama tıpkı ilk gidişim gibi, bu da fiyaskoyla sonuçlandı. Aldığım cevap aynıydı:
“Feridun Bey dışarıda...”

Bütün ümidimi yitirmiş, onunla hiçbir zaman tanışamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Belki de bunu, birileri özellikle yapıyordu. Artık rüyalarım, doğaüstü güçleri olan, kötü kalpli büyücülerle dolup taşıyordu. Büyücüler, kara kazanlar etrafında, döne döne sihirli sözcükler söylüyorlar, yaptıkları büyüleri kullanarak, Feridun Bey'le karşılaşmamızı engellemeye çalışıyorlardı.

Odamın sıcak havası ve gelip gidenlerin yoğunluğu yüzünden çok bunaldığım bir gün bahçeye indim. Oralarda dolaşıp duran sevimli bir köpek dikkatimi çekti. Yanına yaklaşınca tepki vermemesinden insanlara alışık olduğunu anladım. Eğilip kucağıma aldım. Köpek ellerimle oynamaya başladı. Hayatım boyunca böyle sevimli bir hayvan görmemiştim. Onu odama götürüp mesai arkadaşlarıma da göstermeliydim. Genel müdür il dışındaydı. Aksi takdirde böyle bir şeye cesaret edemezdim. Çünkü dairedeki herkes onun hayvanlardan nefret ettiğini bilirdi.

Kucağımda köpekle odama girince bütün gözler üzerime çevrildi. Kendimden emin adımlarla ilerleyip tam,
“Gördünüz mü, ne şirin şey...” diyecekken odadakilerden biri benden çabuk davrandı:
“Feridun Bey'le tanışmayı nihayet başardınız demek!”
Her şey etrafımda dönmeye başladı. Damarlarımdan kanımın çekildiğini hissettim.
“Ne diyorsunuz siz? Feridun Bey bu köpek mi şimdi?” dedim.
Olayın benim açımdan önemini bilmedikleri için, odadakiler kahkahalarla gülmeye başladılar.
Bense ağlamaklı,
“Ama neden bir insan adı taktınız ki?” diye sordum.
Oda arkadaşım,
“Ona dairede gizli saklı bakıyoruz. “Feridun Bey” önceleri bir şifreydi. Sonra öylesine alıştık ki, onu bu adla çağırmaya başladık” diye cevap verdi.

İçimde garip bir boşluk duygusu vardı. Haftalar boyunca beynimi meşgul eden, kafamda büyütüp hayatımın merkezine oturttuğum, rüyalarımda defalarca birleşip ayrıldığım bu gizemli adam, bu yüce idol bir köpekti demek… Üstelik sanki anlıyormuş gibi, kara gözlerini gözlerime dikmiş bana bakıyordu.

İşte o an, yine Feridun Bey'le ilgili gördüğüm rüyalardan birini hatırladım. Ben bir sokak köpeğiydim, o sosyete köpeği. Karşı kaldırımlarda göz göze, destansı bir aşk yaşıyorduk. Ta ki, belediyeden adamlar gelip beni kanlar içinde yerlere serene dek.

Artık Feridun Bey rüyalarıma girmiyor. Ama onu tanıdığımdan beri, yaşadığım aşklar, hep böyle kanlar içinde bitiyor.

~~~
Sayı: 40, Yayın tarihi: 07/09/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics