Fallen Art / Tomek Bagiñski
MaviMelek Edebiyat

» Fallen Art / Tomek Bagiñski

» Sayı: 38 | Sanat Düşmeli: Tomek Bagiñski'yle Bir Röportaj*

Türkçesi: Tuğçe Ayteş
Pasifik'te bir yerlerde eski, unutulmuş bir askeri üs olan Atoll'a hoş geldiniz. Tek kanunun emir komuta zincirine itaat olduğu bu bağımsız mekânda sanat, sanat için, hâlâ gelişecek bir yol buluyor.
“The Cathedral”i (Katedral) izledikten sonra bu film, kesinlikle bir sürpriz gibi geliyor. Tomek Bagiñski'nin ikinci kısa animasyonu “Fallen Art”, yönetmen olarak ilk çıkışını gösteriyor ve önceki filminden net ve kasıtlı bir şekilde ayrılıyor. Canlı bir renk paleti kullanımı ve işlevsel düzeltme, daha hafif müzik ve sarmal görsel dil, karakterlerin özelliklerini aktarmanın ve izleyicide gerçek hisler uyandırmanın oldukça başarılı bir biçimde üstesinden gelen bu filmin bir kara komedi şeklini almasına yardım ediyor. “Fallen Art” (Düşmüş Sanat) hiç şüphesiz görsel olarak hayret verici bir eser (evet, umulandan da fazla) ve kendini CG'nin (Computer Graphics-Bilgisayar Grafikleri) steril görünüşünden o kadar çok ayırmayı başarıyor ki bazı kareleri güzel tablolar gibi görünüyor. Eserin ses düzeni de bir doku, atmosfer ve mekân hissi aksettirmeye yardımcı olarak aynı mantığı takip ediyor.
Ama “Fallen Art”ın doyurucu dozda sinizmle mükemmel bir kara komedi olduğunu söylemek yeterince yakın bir tanım sağlamıyor. Film etkili bir biçimde, hiyerarşi ilkesi ve askeriyedeki kör itaati mizah kullanımıyla eziyor ve bu mizah anlayışının yanı sıra özneye yaklaşılan tutum, muhakkak bir dereceye kadar Polonya kültürünün (ima ettiği her şeyle birlikte) şu anki değerlerini yansıtıyor.
“Fallen Art” ile film yapım kariyerinde bir adım daha atan Bagiñski'ye katılmak ve son filmi hakkında sorular sormaktan zevk duyarız.

Fallen Art / Tomek BagiñskiPablo Hadis - “Fallen Art” projesini hayata geçirmekteki esas etkeniniz nedir?
Tomek Bagiñski
- “The Cathedral” benim için büyük bir başarıydı. Özellikle yerel olarak, burada, Polonya'da. Pek çok röportaj verdim, basın tarafından pek çok makale yayınlandı, burada biraz popüler oldum bile diyebiliriz. Mükemmeldi tabii, ama bir yıl kadar sonra hâlâ sadece “The Cathedral”le tanınırken fark ettim ki yeni bir kısa filme başlamalıydım. Gazetecilerin beyinleri basit şekillerde çalışır. “The Cathedral”in ardından, Oscar töreninden aylar sonra bile, gelmekte olan HERHANGİ bir animasyon için bir şey yazmak istediklerinde ona Tomek Bagiñski diyorlardı. Altı dakikalık kısa film yapımı sonrası animasyonda bir uzman haline gelmiştim. Bazı açılardan komikti, ama bazı açılardan da korkutucu olmaya başlamıştı. Bir kısa filmden sonra uzman olmak mı? Saçma!
O yüzden 20 yılda hâlâ ilk kısa filmimle tanınıyor olacağım diye gelecekten korkmaya başlamıştım. İnsanların, “The Cathedral” için aday gösterildiğimde Oscar töreni boyunca nasıl hissettiğimi tekrar ve tekrar sordukları bir gelecek fikrinden endişe ediyordum.
Bu, ilk nedendi. İkincisiyse film yapmaktan gerçekten zevk alıyorum. Bir yıl kadar reklam yapmaya geri döndüm, ama bu pek eğlenceli değildi. Sadece para kazanmanın bir türüydü. “The Cathedral”i bitirdikten sonra tükenmiş olsam da fark ettim ki sıradaki olası kısa filmim hakkında düşünüp duruyordum; ve diğeri ve ondan sonra birçok başkası. “The Cathedral” üzerinde çalıştığım dönemde değerlendiremeye fırsat bulamadığım bir sürü fikir kalmıştı kafamda. Bu fikirlerden bir kısmına geri döndüm, onlara ince ayar yaptım ve “Fallen Art”ın öyküsüyle çıkageldim.

P.H. - “The Cathedral” başka biri tarafından (bilimkurgu yazarı Jacek Dukaj) yazılan bir öyküye dayanıyordu, bu film için kendi senaryonuz üzerinde çalışmaya sizi ne teşvik etti?
T.B. - Daha önce dediğim gibi, not aldığım bazı fikirler vardı. (Bu kesinlikle iyi bir yöntem. Kısa bir film veya öykü için bir fikriniz varsa ve onun üstünde çalışacak ya da daha önemli başka bir şey yaptığınız için öykü çizimi hazırlamaya vaktiniz yoksa, o zaman bu notları bir yerlere yazmak iyi oluyor. Birkaç ay sonra o fikirlere dönmek müthiş bir his. Beynin gerçekten bir şeyleri unutma alışkanlığı var ve bu, fikirleri geleceğe saklamanın tek yolu.)
“The Cathedral”den sonra değişik bir ruh hali, karakterlere değişik bir yaklaşım denemek istedim. Gerçekten farklı olan eski bir fikri seçiverdim, askerlerle ilgili kısa bir kara komedi. Üstünde biraz çalıştım, bir öykü çizimi hazırladım ve fark ettim ki bu fikir, izleyiciyi şaşırtmak için yeterince iyi, yeterince farklıydı.
Jacek Dukaj'la hâlâ çalışıyorum. Onun öyküleriyle bağlantılı gelecek planlarım hâlâ var; ama bu projede bana çok az yardım etti.

Fallen Art / Tomek BagiñskiP.H. - “Fallen Art” web sitesine göre film, “ordunun kendileri için hiç gerçekleşmemiş bir rüya olarak kalmış bir grup insan” tarafından yapılmıştır. Orduyu neden belli başlı konularınızdan biri olarak seçtiniz?
T.B. - Hiç derin anlamları olduğunu sanmıyorum. Öykünün ilk çizimleri basitti. Irak savaşından sonra bazı detayları değiştirdim; çünkü bu günlerde saf komedinin en iyi yaklaşım olmadığını fark ettim. Öykünün potansiyel olarak benim önceden düşündüğümden çok daha fazla anlamı olduğunu fark ettim ve daha şeytani olmalıydı; çünkü şeytani zamanlarda yaşıyoruz. Ama dediğim gibi fikir başta böyle değildi, zamanla evrildi.

P.H. - “Fallen Art”ta stilize, ışık ve tonlamaya dayanan bir estetik üzerinde daha fazla çalışmayı seçtiniz. Genelde 3D (three dimension-üç boyutlu) grafiklere bağlı gerçekçi bir yaklaşım yerine neden bu stili seçtiniz?
T.B. - Pek çok neden vardı. İlk olarak, SFX film endüstrisiyle çalışmadığınız sürece gerçek 3D grafiklerde bir fotoğraf yapmak için bir sebep göremiyorum. Gerçekliği yeniden inşa edecek araçlar her yıl daha ve daha iyi olacak ve bir gün fotogerçekçi 3D yapmanın dünyadaki en basit şey olduğunu göreceğiz. Şimdi fotoğraf yapmak gibi. Gelecekte bir tür 3D kamerayla değiş tokuş edilecek bir sanatçı olmak istemiyorum. 3D'yi takip eden sanatçılara bir bakın - hâlâ ihtiyaç duyuluyorlar, hâlâ çalışıyorlar ama yazılım o kadar hızlı evrimleşiyor ki 10 sanatçının günlerce çalışmasını gerektiren kareler artık yeni yazılımla bir kişiyle saatler içinde halledilebiliyor.
Kısaca ortaya koymak gerekirse, - stilize resimler bana daha iyi görünüyor ve onları yaparken daha fazla eğleniyorum. Başka bir neden de gerçekçi bir film üzerinde çalışmıyorsam, o zaman o süslü gölgelendiricileri, milyarlarca fotonu kullanmaya ihtiyacım yok; süper net, süper gerçekçi giydirme ve dinamik simülasyonlar yapmama gerek yok - bir filmi daha hızlı ve daha az paraya yapabilirim.

P.H. - Meşhur bir Fransız film yapımcısı bir kere dedi ki “kendi başına film yapmak yalnız olarak tenis oynamak kadar zordur” (süreçte geribildirim eksikliğine bağlı olarak). “The Cathedral” çoğunlukla tek kişilik bir çabaydı ama bu sefer diğer pek çok sanatçıyla çalıştınız. Bunun “Fallen Art”ın son şeklini ne kadar etkilediğini düşünüyorsunuz?
T.B. - Fazlasıyla. Kavram sanatından modellere, doku ve animasyona kadar her şey, diğer sanatçılar tarafından etkilendi. Tek kişilik çalışmadan ekip çalışmasına, …bir sanatçı rolünden bir tür idareci rolüne geçiş yapmak benim için oldukça zor oldu. Ama filmin son görünümündeki ve onu geliştirmek için harcanan zamandaki ilerleme muazzamdı. Bütün insanlar saatlerden sonra ve boş zamanlarında çalışsalar bile yine de büyük bir ilerleme. Tek başına yapılan işten çok daha hızlı.
Hesaba kattığınız bir etmen daha var. Eğer bir ekiple çalışırsanız, o zaman resimlerin ve karelerin çoğu artık “sizin” değildir. Sizin orijinal “vizyon”unuzdan farklıdır; resim artık öyle kişisel bir yaratı değildir. “Diğerleri” tarafından yapılmıştır. Başlangıçta biraz acı verici olabilir ama filmleri yapmanın tek yolu gerçekten budur.

P.H. - Başka sanatçıları yönetme rolünde ne hissettiniz? Neler öğrendiniz?
T.B. - Dediğim gibi, başlangıçta acı vericiydi. Onu kendi kendinize, istediğiniz şekilde yapabileceğinizi unutmanız gerekli. Başta her zaman işleri kendiniz yapmaya çalışıyorsunuz; çünkü başka birisinin sizin kadar iyi yapabileceğine inanmıyorsunuz. Tabii ki bu sadece bir ilüzyon ama defetmek çok zor. Diğer bir şey de, insanların sizin için yaptığı iş, her zaman sizin orijinal olarak hayal ettiğinizden biraz farklı oluyor.
Öğrendiğim esas ders, bu iki şeyin kabulüydü. Tabii kendi kendime yapabilirim - ama daha fazla zaman alır. Tabii son görünüm benim hayal ettiğimden biraz farklı - ama daha kötü değil! Sadece farklı ve hatta bazen daha iyi.
Bunu anladığımda gerisi basitti.

Fallen ArtP.H. - Zamanınızı bir kere daha röportaj, atölye, yolculuk, vs'lere adamanız beklentisi için ne düşünüyorsunuz? Medyanın (bizim) sizi yalnız bırakmasını mı tercih ederdiniz?
T.B. - Evet, biraz sessizliği tercih ederdim, ama bu işin bir parçası. Çoğu insan, bir film üzerinde çalışmanın film bittiğinde sona erdiğini düşünür. Ama aslında bu, yolun sadece yarısı. Bir filmi bitirdikten sonra yönetmen ve yapımcı filmi halka göstermek ve mümkün olduğunca geniş bir izleyici kitlesine ulaştırmak zorunda. Bu kısmı unutamazsınız. Bunu sevmiyorum, ama yapılmak zorunda. Ekip ve halk bunu yönetmenden bekliyor.

P.H. - Sürecin farklı kısımlarına ne kadar müdahale ettiniz? En çok hoşlandığınız ne oldu?
T.B. - Senaryoyu, öykü çizimini, birkaç modeli, doku ve animasyonu, bütün rötuşları ve kompozisyonun çoğunu ben yaptım. İşin geri kalanı bölünüp grubun geri kalanına verilmişti. Bu projede bir sürü iş yaptım ama bu, bir seçimden çok bir zorunluluktu. Ekibim benimle tam zamanlı çalışamıyordu - yaşamlarını düşünmeleri gerekiyordu, projemin büyük bir bütçesi yoktu ve bir sürü şeyi, istemesem de tek başıma yapmak zorundaydım.
Ekiple çalışırken fazla müdahale etmemeye çalıştım. Bu filmi yapan insanların hepsi çok iyi sanatçılar. Alanlarında benden çok daha iyiler. Ben onlara sadece istediğim resmin net bir vizyonunu sağladım, o kadar. Farklı sanatçıların vizyonlarını kabul etme süreci konusunda çok şey öğrendim. İyiyse ve filmin tüm stiline uygunsa o zaman işi sorunsuz kabul ediyorum.

Notlar:
*MaxUnderground için Pablo Hadis tarafından yapılmış.
Kaynak: http://maxunderground.com/articles/2005/tbaginskifa_interview.html

Tomek Bagiñski, 1976 yılında Bialystok, Polonya'da doğdu ve Varsav Tekonoloji Enstitüsü'nden mevzun oldu. 1998 yılından itibaren bir Varsav efekt ve animasyon stüdyosu olan Platige Image için çalıştı. BAFTA 2006'da en iyi kısa animasyon filmi ödülünü kazanan “Fallen Art”, Oscar Adayı olan “Katedral”dan (2002) sonra onun ikinci bilgisayar animasyon filmidir.

[MaviMelek Edebiyat]
website metrics