MaviMelek
"Ne var ki, insanlar, ancak gizliden, gerçek yüzü bilinmeyenden korkar daha çok. İnsanlar, korkmalı üstelik." - Gece / Bilge Karasu

[Öykü] "Espri" | İlkay Atay

Espri

"YANILGININ ZAFERİ!"

Sarayda Soğuk Bir Gün

Salondaki herkes kahkahalarla gülmekteydi. Dahası gülmekten bazılarının gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı artık. Espri ardına espri geliyordu kraliçeden. O da halinden gayet memnun ve esprileriyle gözlerinin önünde yerle bir olan dinleyicilerine zekice söz oyunları yaparak onları eğlendirmeye devam etmekteydi. Düşmana karşı kazandığı büyük zaferden henüz dönmüştü kraliçe ve yenilen tarafın zayıflıkları üzerine birkaç ince espri patlatmak adettendi. Hem esprileri o kadar etkiliydi ki, tüm misafirler bu espriler sayesinde unutuyordu havanın soğukluğunu. Bu sırada içlerinden birinin hiç de eğleniyor gözükmediğini, hatta düpedüz yaptığı esprileri duymuyormuş gibi bir hali olduğunu fark etti. Yanındakinin kulağına eğilip sordu: “Şuradakinin nesi var, sağır falan mı yoksa zavallıcık?” Yanındaki, gülmekten suratının üzerinde hafifçe yer değiştirmiş olan ağzını büyük bir gayretle topladı ve “Yok, kendisi gayet iyi duyar,” dedi. Bunun üzerine kadıncağız, içindeki tüm acıma duygusunun, yerini büyük bir öfkeye bıraktığını hissetti. Ancak her zamanki gibi kendinden emin ve sıcakkanlı görüntüsünü kaybetmemek için, soğukkanlılığına sarılarak kendine biraz zaman tanıdı. Ardından sevecen fakat bir o kadar da kışkırtıcı bir ses tonu ve yüz ifadesiyle seslendi: “Hey yakışıklı!”. Salonda büyük bir uğultu vardı. Sağdan soldan, insanların, kendisinin yapmış olduğu esprileri tekrarlayarak yeniden kahkaha krizlerine girdiklerini duyabiliyordu. Bu sefer biraz daha gür bir sesle “Hey yakışıklı sana diyorum,” diye seslendi. Adam şaşkınca bir yüz ifadesiyle gülümseyerek baktı. “Bana mı dediniz?” diye sordu. Kadın “Tabii sana dedim yakışıklı, söyle bakalım adın ne senin?” dedi. Adam iyi niyetle gülümsedi ve “ Adım Özgür, soyadım İrade, tanıştığımıza memnun oldum,” dedi.

Bunun üzerine kadın memnuniyetsizliğini ifade edercesine yüzünü buruşturdu ve dedi ki, “Bu ne biçim bir metafor böyle, yazarda hiç iş yok açıkçası, …her neyse Özgür söyle bakalım neden bu kadar sessizsin, bak herkes gülüp eğleniyor, biraz içine kapanık birisin sanırım, he ne dersin?”

Adam, kraliçenin bu sözlerinden yapılan esprilere gülmemesinin dikkat çektiğini anlamıştı. “Aslında öyle değilimdir. Yalnızca yapılan esprileri komik bulmadım. Sessizliğimin sebebi budur,” diye açıkladı.

Bir an için salonda öyle soğuk bir hava esti ki odadaki herkes göz, kaş ve mimiklerinin kontrolünü bir süre için kaybetti. Yetmezmiş gibi şiddetli bir de sessizlik başladı. O kadar uzun sürdü ki birkaç kişi beyin kanaması geçirerek oracıkta can verdi.

Kadın daha önce de pek çok kez sinirden ateşlenmişti ancak hayatı boyunca böylesi hiç başına gelmemişti. Kendini bildi bileli, her zaman, her yerde küçümseyerek baktığı, kale almadığı, hatta iğrendiği sessiz tiplerden biri ona meydan okurcasına esprileri hakkında ipe sapa gelmez, asla kabul edilemez şeyler söylüyordu. Hiç olacak iş miydi bu şimdi? Bundan sonra kadın öyle bir şey yaptı ki herkesin gözleri korkuyla açıldı:
“Ha ha aha ha...” Kadın uzunca bir kahkaha attıktan sonra “İlahi Özgür güzel espriydi doğrusu hakkını vermek lazım,” dedi. Üzerindeki gerilimi azaltmaya çalışıyordu.

Adam suratındaki sakin ve ciddi ifadeyi hiç bozmadan, “Yüzünüz gülüyor ancak gözlerinizden ateş püskürüyor. Neden benden bu kadar nefret ettiniz? Henüz tanıdınız beni demin. Bilmiyorum nedir bu nefret, bu kin. Yoksa bir şey mi var bilmediğim?” dedi.

Kadın elleriyle herkese işaret ederek, “Bir saniye arkadaşlar, izninizle ufak bir meseleyi çözmek istiyorum, sonra kaldığımız yerden devam ederiz,” dedi.

“Muhafızlaaaaaar!”
Kafalarında alüminyum folyodan şapkalar ve ellerinde mızraklar, iri yapılı kaslı mı kaslı iki muhafız geldi.
Kadın, “Gidin getirin şu yazarı, iyice yoldan çıktı zibidi. Hikâyenin sinir bozucu olması yetmiyormuş gibi bir de kafiyeli cümleler yazmaya başladı” diye emir verdi.
Muhafızlar başlarıyla kraliçeyi selamladıktan sonra gittiler.

Kadın yeniden topluluğa döndü. “Evet, ne diyorduk… He, Özgür yavrucum senden nefret ettiğim falan yok, nereden çıkardın Allah aşkına. Ayrıca bütün bu sözlerinle kime ne kanıtlamaya çalışıyorsun? Burada herkesin keyfi yerinde, herkes gayet eğleniyor ve herkes esprilerime gülüyor. Çıkıntı yapan bir sen varsın be güzelim. Açıkçası hepimiz senin dikkat çekmeye çalışan bir zavallı olduğunu düşünüyoruz,” dedi. Ardından da, “Belki de mizah anlayışın düşük olduğu için böyle davranıyorsundur ki eğer durum böyleyse o halde sana kızmadığımı bilmeni isterim çünkü bu, hoşaftan anlamadığı için eşeği azarlamaya benzerdi!” diye espri patlattı. Salonda birtakım alaylı gülüşmeler çınladı.

Adam yalnızca espri anlayışı farklı olduğu için bu kadar üzerine gelinmesini anlayabiliyordu aslında. Çünkü insanların esprilerine gülmemek bazen ölümcül sonuçlar doğurabilirdi. Ne de olsa insanlık tarihi kanlı esprilerle doluydu. Daha iyi espri yapabilenler daima savaştan galip ayrılırdı. Ya da belki de galip ayrılanlar sonrasında daha iyi espri yapabilmeye başlıyorlardı. Ne olursa olsun adam, kraliçenin kendisine yönelttiği aşağılayıcı esprilere cevap vermek ihtiyacı hissetti. “Böyle düşünmeniz doğal. Bunun için size kızmıyorum ancak merakımı bağışlayın, madem sizin gözünüzde bu kadar önemsizim neden sözlerim bu odayı sessizliğe boğuyor. Ve neden siz önemsiz gördüğünüz birisinin iki çift sözü üzerine bu kadar öfkeleniyorsunuz?” dedi.

Bu artık bardağı taşıran son damlaydı. Odadaki herkesin sinirleri boşaldı. Birkaç kişi ip atlamaya, diğer bir kaçı bağrışıp oradan oraya koşturmaya ve geri kalanlar da kızmabirader oynamaya başladılar.
Kadın hızının kesildiğini hissederek bir süre öylece durdu ve karşısındaki adamın gözlerinin tam içine baktı.

“Aslında görüyorum ki gerçekten de seni yeterince ciddiye almamışım, göründüğünden çok daha zeki birisin.” Bunu karşısındaki adamı etkileyerek gardını düşürmek için yeni bir strateji olarak söylemiş olmasına rağmen yine de sinirlendi. Karşısında başka biri olsaydı belki problem olmazdı ancak bu adam tüm varlığıyla orada duruyor ve kadının bütün hayatının anlamına karşı bir tehdit oluşturuyordu sanki. Hiçbir şey yapmadan bile çok sinir bozucuydu.

Bunu aslında hep biliyordu. Günün birinde bu anın gelmesinin kaçınılmaz olduğunun hep farkındaydı. Öte yandan bugüne kadar bu düşüncenin üzerinde durmamak için sürekli bir gayret içinde olmuş, aklını sevmediği düşüncelerden korumak için fazlasıyla çabalamıştı. Yine de eli ister istemez, böyle kritik dakikalar için çantasında hazır bulundurduğu silahına gider gibi oldu.

Özgür büyük bir ciddiyetle sordu, “İnsanların esprilerinize gülmesi neden bu kadar önemli?”

Bu soruyla birlikte kadın büyük bir ferahlama yaşadı, çünkü karşısındaki adam böyle safça bir soru sorabildiğine göre esprilerinin hâkimiyeti için gerçekten de ciddi bir tehdit oluşturamayacak kadar cahil biri olmalıydı. İdealleri olmayan, amaçları olmayan, kontrol etmek yerine mevcut şartlara rıza gösteren o basit insanlardan biri olmalıydı. Demek ki yapmış olduğu tespit doğruydu; bu sessiz tiplerin hepsi pısırıktı. Sadece şu an muhatap olduğu adam, esprilerine bu kadar dayanabildiğine göre standartlardan biraz daha cahil olsa gerekti. Gösterdiği çıkışlar rahatça cahil cesareti olarak yorumlanabilirdi. Öte yandan hiç kuşku yok ki esprileriyle baskıyı birazcık arttırdığında o sakin bakışları kısa süre içinde çözülecekti. Kadın rahat bir tavırla elini havada şöyle bir salladı ve dedi ki, “Özgür sen buralardan değilsin sanırım, yerin yurdun neresidir?”

Bu sırada muhafızlar yanlarında üstü başı hırpalanmaktan dağılmış bir adamı itekleyip çekiştirerek içeri girdiler. Adamın ayakkabılarından biri eksikti, gözlükleri kırılmış, gömleği yırtılmıştı. Kadın bu manzarayı görünce öfkeyle muhafızlarına baktı, “Ne diye adamı bu kadar hırpaladınız geri zekâlılar” dedi.

Muhafızlardan biri öne çıktı, “Efendim biz kendisine zarar verecek hiçbir şey yapmadık,” dedi.
Kadın öfkeyle, “Tüm bunları kendi kendine mi yaptı?” diye bağırdı.

Muhafız, “Evet efendim, yolda gelirken tüm bunları kendi yaptı.” dedi. “Pazar yerinden geçerken bizim muhafız kılığında filozoflar olduğumuzu haykırarak kalabalığın ellerinde meşaleler bizi kovalamasına sebep oldu. Bu sırada elimizden kaçtı. Daha sonra tekrar yakaladığımızda ise kendini yerlere attı, bağırıp çağırarak oradan oraya vurdu kendini.”

Kadın şaşırarak yeni gelen adama tekrar baktı. Adam ağzını yaya yaya sırıtmaktaydı. Kadın, “Ne sırıtıyorsun?” diye sordu. Adam cevap vermeden sırıtmaya devam etti. Kadın sordu, “Yazar sen misin?”. Adam evet anlamında başını salladı. Kadın sordu, “Madem öyle, söyle bakalım bu hikâyeyi bir yere bağlayabilecek misin?” Adam sırıtarak tekrar evet anlamında başını salladı. Kadın sordu, “Sonunda bir şey kazanıyor muyum?” Adam sırıtmaya devam etti.

Kadın sinirlenerek, “Bak, kes artık şu sırıtışı!” Adam sırıtışı kesmedi.
“Muhafızlar asın bu adamı, hiçbir işe yaradığı yok!”
“Emredersiniz kraliçem.”

Yazar ilk kez konuştu: “Aslında onlar muhafız değil; filozof, siz kraliçe değil; hancının kızı ve burası da bir saray değil; yolgeçen hanı!”

Kimse ne olduğunu anlamadan birbirine bakıyordu. Muhafızların erkeksi savaşçı kıyafetleri gitmişti. Üzerlerinde örtüye benzer şeylerle yere oturmuş, postmodern anlatı ve kırmızı başlıklı kızın feysbuk profili üzerine hararetli bir tartışmaya girişmişlerdi.

Kadın tüm şatafatlı elbiselerinin gitmiş olduğunu ve kimsenin onu dinlemediğini görünce büyük bir korkuya kapılarak son bir gayretle hiç düşünmeden birkaç espri daha yaptı. “…güçsüzlükleri unutmak için, her sabah aç karnına 500 mg idealizm…”

Gözleri hızla odayı taradı. Ancak bu sefer hiç kimsenin gülmediğini görünce adeta yıkıldı.

Özgür'ün ayağa kalkmış gitmekte olduğunu fark ettiğinde hızla oturduğu yerden fırladı, koşarak onu yakaladı ve kulağına eğilerek fısıldadı: “Amaçsız olmaktansa, iktidarsız olmaktansa, savaşarak kazandığın bir hayata sahip olamamaktansa, kısacası esprisiz kalmaktansa hiç yaşama daha iyi .” Ve ardından adamın gözlerinin içine bakarak hafifçe sırıttı. Özgür derin bir nefes aldı ve tam olarak şöyle dedi: “Haklısın, çünkü öteki türlüsüne izin vermiyor, öteki türlüsünün nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsun! Senin esprilerinin varlığı için çatışmaların varlığı şart! Çatışmaların ise amaçlarının varlığıyla mümkün. İşin tüm esprisi burada! Sahip olduğun tek gerçek zafer, yanılgının zaferi!”

Özgür kapıdan çıkıp giderken, hancının kızı etrafına topladığı bir oda dolusu sokak çocuğu ile boş gözlerle yazara bakıyor ve öyle ya da böyle artık bu hikâyeyi sonlandırmasını bekliyorlardı. Çok uzun bir süre bekledikten sonra kraliçe bir espri yaptı. Salondaki herkes kahkahalarla gülmekteydi. Dahası gülmekten bazılarının gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı artık. Espri ardına espri geliyordu kraliçeden. O da halinden gayet memnundu. Yazar artık orada değildi…

~~~
Sayı: 46, Yayın tarihi: 11/05/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics