MaviMelek
Hermes Kitap
"Boşluk da dolduğumuz yerden kalan, / Ölmeye girmemizden kalan, / Bir ve pir olduğumuz bi yerden kalan." Bir Şeyin Varoluşu / Hulki Aktunç

[Öykü]"Ellerinde" | Seyit Göktepe*

Horizon | Samy Charnine

"ÖZÜR DİLER GİBİ YAPTIM"

Bu sabah da bir uçurum kıyısında uyandım.
Ellerimi yüzüme sürdüm. Yüzümde karakışı duydum.

Annemin sesiydi. Mutfaktan kopandı.
Soluk soluğa geldi, yüreğimi ısıttı.

Annemin sesinde yatağımın sıcağını buldum.
Yastığım, annemin kucağı. Yastığıma sığındım.
Annemin sesine doğru, bütün bir çocukluğumu sırtıma vurdum, koştum sanki.
Koştum, durdum.

Kitaplar belirdi karşımda. Kitaplarım belirdi. Belki de bütün yalanlarımı söylemiştim. Belki çoktan süzülüp düşmüştü alnımdan son ter damlası. Şıngır şıngır çay kaşıkları arasında başlayan gün, belki de son durağıydı bambaşka bir şehre yolculuğun.
Yüzüm ısındı parmaklarımda.

Boynumda kokumu duydum. Kendi kokumu çektim ciğerlerime. Saçlarım dağılmıştı, biliyordum. Sokak usul usul canlanıyordu. Usul usul çıkıyordu kitaplar raflarından. Omuzlarıma doğru bir dalga vurdu karnımdan.

Bir deniz düşü görmek istemiştim.
Bir panayır düşü görmek istemiştim. Gecemi hatırladım.

Gecelerimi hatırladım.
Defterimdi, tek kardeşimdi. Masamdaydı.
Hafifçe doğruldum. Bakacak oldum. Gözlerimde noktacıklar uçuşuyordu.

Her başlangıç için yeni bir defter diye tutturandım ben. Sabahtan sabaha onlarla güçlenendim ben. Oradaydı. Beni bekliyordu. Bir şarkı mırıldanmak geçti içimden. Dilim dönmedi. Kurumuştu sanki sesim.

Çıplak ayaklarımı birbirine sürttüm. Çarşafımı topladım. Toplayıp dağıttım böylece. Telaşına biraz sonra düşeceğim çorapları düşündüm. Çekmece açılacaktı. Pantolona uygun renkte bir çift seçilecekti. Yırtığına pırtığına bakılacaktı. Akşama varmadan ikisi de kokacaktı. Bağcıkları çözülecekti ayakkabılarımın. Eğilip eğilip bağlayacaktım. Yanımdan yöremden geçenlere sırtımı dönüp düğüm üstüne düğüm atacaktım.

Kalabalıklarda içime, ah, düğüm üstüne düğüm atacaktım. Bir tanesini çözecektim belki. Çözdüğümde kaybolacaktım.

Karlar üzerinde yürümek istemiştim. Çorapsız, ayakkabısız çıkmak istemiştim sokağa.
Beyazlığa boylu boyunca uzanmak. Karda gövdemin açtığı boşluğu görmek. Bütün gövdemle tek bir iz bırakmak. Lapa lapa dolmasını izlemek parmaklarımın. Kollarımın dolmasını izlemek. İzleyip dönmek istemiştim evimize. Evimize, sobaya.

Oysa hemen başucumda terliklerim duruyordu. Terliklerimden yükselen koku şimdiden akşamı söylüyordu. Geç kalmıştım yine. Yetişmek zorunda olduğum bir gün daha başlamıştı. Çizgili pijamam yoktu.

Çizgili pijamam olmamıştı hiç. Üstü başka bir eşofman takımından, altı başka bir eşofman takımından kalmış gecelik şeyler içinde uyuyordum. Uyumuştum.

Dünkü çoraplarım duruyordu terliklerim içinde. Henüz ilk saatlerinde bir günün asla kabul etmeyeceği tek hataydı belki bu. Bitmiş günlerin anısını yarınlara taşıyordum. Taşımaktan yorulmuyordum.

Yorganı taşımaktan da yorulmuyordum. Saklanmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden. Bir ırmağın içinden gökyüzüne bakıyordum. Başımı koyduğum yerde yarılıyordu su.

Yarılıp biri bir yanımdan, biri bir yanımdan akan iki sevgili oluyordu su. Benden sonra buluşan iki sevgili. Dışımda kalan alanlarda birbirine sımsıkı sarılan iki sevgili. Tarlalar rüzgârda uğulduyordu. Kulaklarımı kemiriyordu balıklar. Ben toprak bekliyordum. Bana topraktı öğretilen. Bir ırmağın içinden güvercinlere bakıyordum. Kapkara bir bulut gelip duruyordu tepemde. Yorganı, kaldırıp atarca o bulutu, hınçla savuruyordum üzerimden. Gök birdenbire dört duvar arasına sığacak denli daralıyordu. Elimden üşümekten başka bir şey gelmiyordu. Susamıştım. Uzundu gece. Oysa acıkmam gerekiyordu. Kahvaltıya koşmam gerekiyordu.

Yanağımda yastığın ağırlığı.
Düşlerimin işaretleri kalmıştı belki yastığımda.
Oradan yanağıma. Oradan yanağıma.

Gözlerimi, tıpkı gecede gibi, uyumak üzere yumdum. Sağ ayağımla sol ayağımı kaşıdım. Açtım gözlerimi. Sol ayağımla sağ ayağıma küçücük bir tekme indirdim. Başladı başlayacak bir kavgayı önlemek için, iğreti gülümseyip, bacağımı bacağımın üzerine attım. Bir dağ fışkırdı yatağımdan. Dizlerim, doruktu. Ellerimle eteklerini yokladım dağın. Dikkatle tırmandım. Derken, usandım tırmanmaktan. Eski düzenime döndüm.

Dümdüz uzandım. Engelsiz yollarda yürümenin rahatına alışmış ellerimi göbeğimde kavuşturdum. Karşımda bir öğretmenim duruyormuş gibi, öğretmenimin ağzından çıkan her sözü aklıma kazıyormuşum gibi, gözlerimi saygıyla tavana diktim. Hazırlıklı olmalıydım. Azıcık canlanmalıydım.

Korkar gibi yaptım. Özür diler gibi yaptım. Dudaklarımı büzüp ıslık çalar gibi yaptım. Arkadaşlarımın hatırını sorarmış gibi yaptım. Henüz tanıdığım bir kimsenin elini sıkar gibi yaptım. Bisiklet sürer gibi, pedallara bütün gücümle yüklenir gibi çevirdim bacaklarımı. Koşarmış gibi yaptım. Koşarak bir otobüse yetişir gibi yaptım. Tavana bakmaktan yoruldum. Yüzümü pencereden yana döndüm. Küser gibi yaptım. Kitaplarımdan, defterlerimden bir tatlı tebessüm bekler gibi yaptım.

Annemin belki beni bir daha çağırmayacak sesine ihtiyacım kalmamış gibi yaptım. Sabrımı sınadım. Şaşırmamalıydım ne yapacağımı dışarıda. Yabancı kalmamalıydım başkalarının kurallarına.

Güzel bir oyundu. Durdum. Burnumu yastığa gömdüm.
Yastığımdı. Annemin kucağı olurdu, kollarımda sımsıcak dururdu. Sevgilim olurdu, ılık ılık bir rüzgâr sunardı içime. Bir ağaç gölgesi olurdu, bunalmış canımı avuturdu. Bir arkadaş olurdu, başım yumuşacık yüzünde, burnum derinlerinde, acımı dinler, umutlu yarınlardan konuşurdu. Yerime onu koyup, ah, yorganı da çeksem üstüne, açıp bakmadıkça kimse anlayamazdı yokluğumu.

Belki de başka bir ben yerleşiyordu yüreciğime. Sokağa bambaşka çıkıyordum, okula bambaşka varıyordum. Uyanıp başka bir sese her sabah, bütün bir geçmiş zamanı reddediyordum. Yeniden dünyaya geliyordum gecelerin sonunda. Güneşe kavuşuyordum. Çığlık çığlığa kalkıyordum ayağa. Belki adımı da değiştiriyordum arada. Yepyeni adımla dinmez bir şenliğe duruyordum. Karanlığı da, günü de, havasını soluduğum şehri de silip atıyordum.

Oysa bu sabah da çaldığım bir kapının önünde beklerken uyandım. Deniz bildiğim geceden birdenbire sıyrıldım. Bir gemiydi yatağım. Uzakta maviye kesmişti düşlerim. Suları karış karış yarmıştım. Düşlerime yol almıştım. Yolumdan dönmüştüm. Cesaretim yoktu daha fazla gidecek. Bu sabah da ayrılığa yakılmış bir ağıtın içine uyandım.
Yeni değildi gün. Yeni değildi, ah.

Yağmurlu bir iskelede beklemek istemiştim. Özlediğim bir yüz belirsin istemiştim vapur kalabalıklarında. Karada ıssızlığına terk edilmiş bir çocuktum. Yalnızca vapurlar vardı. Şehrin evlerine dalıp gitmek istemiştim. Perdeleri aralayıp sokağa bakmak. Şaşırmak istemiştim. Başka türlü şaşırmak. Coşmak. Coşmak. Coşmak.

Sürükleyip getirdiğim bir karanlık vardı yatağımda.
Galiba bir sis çöktü defterlerle arama.
Bir kızarmış ekmek kokusu dağıldı mutfaktan. Gecemi hatırladım.

Önce kazağımdan kurtulmuştum. Kaskatı bir soğuğa karşı daha da savunmasızdım artık. Sonra, üstten sadece bir düğmesini çözüp, gömleğimi alıvermiştim boynumdan. Giyerken de aynı kolaylıkla giyecektim birazdan. Pantolonum sona kalmıştı. Yığılmıştı ayaklarıma. Koymuştum gömleğimin yanına onu da. Büsbütün teslim olmuştum soğuğa.

Üçü de yan yana duruyordu burada, yakınımda. Belki benden arınınca ısınmaya başlamıştı kazağım. Gömleğim, usulca kıvrılmıştı kendi içine. Paçalarına benek benek yapışmış çamurun telaşına düşmüştü pantolonum çoktan.

Ne alttan giyilmek vardı, ne üstten giyilmek şimdi. Üçü de aynı hizada. Üçü de soyunma önceliğine göre almış yerini. Çıkarılırken kat edilen sıra, giyinilirken tekrarlanacaktı gerisin geri.

Son, birinci kılınacaktı.
Birinci, son.
Geceden sabaha, değiştirebildiğim tek şey belki de bu olacaktı.

Defterlerimle aramda büyüdükçe büyüyecekti sis. Mutfakta reçel sürülecekti kızarmış ekmeğe. Açlığım depreşecekti. Dişlerimi fırçalamadan yattığımı hatırlayacaktım. Dünün yemeklerinden damağımda kalanlarda bitmemiş bir şeylerin tadını yakalayacaktım.

Yastığın içindeydim. Nefessizdim.
Açlığa kaç saat dayanabileceğimi hesapladım. Gerçekten küsmüştüm sanki. Küsmüştüm ve görmez olmuştum pencereyi karşımda.
Koluma girip sımsıkı karanlıklar içinde bir küçücük ışık olsun önüme düşürecek, alıp beni ilkyazlara götürecek babamla aynı sofraya oturmaktan kaçmıştım.
Utanmıştım.

Annemin ellerini aradım ellerimde. Ellerimi cama doğru açtım.
Avuçlarımda karakış. Avuçlarımdan kara bir kuş uçurdum göğe.

Çaresiz, kendi kendimi çağırıyordum çaya. Peyniri dilimliyordum. Zeytinde hafiften bir yağ gezdiriyordum. Bir bardak çayda fırdolayı çeviriyordum kaşığımı. Dolu dolu öksürüyordum babamın yerine. Faydasız. Duvardaki saati sanki ilk kez duyuyordum.

Kıvrılıp giden bir tünelden birkaç saniye önce çıkmış bir otobüste bulunmuşluğumu saatin birdenbire yükselen tıkırtılarında kavrıyordum. İçimde olanları dışımda arıyordum. Bir defterde bütün defterlerimi tanıyordum.

Sokağı yüzüm sanıyordum.
Bıçak bıçak duruyordu soğuk yollarda.
Artık sıcak değildi yatağım da.
Bir serçenin sevinçle kanat çırpmasını diliyordum odamda.

Kendime değdim.
Kendimdeydim. Yürüdü içime sesim: Bir fotoğraf durmalıydı başucumda, dedim.
Günaydınlarla öpmeliydim her bir rengini onun. Gözleri ışık ışık açılmış bir çocuk olmalıydım ben. Papatyalar durmalıydı. Taklalar atarak çıkmalıydım yatağımdan. Kahkahalarla geçmeliydim aynanın karşısına. Sabunu kocaman köpürtmeliydim musluğun altında sonra. Mis gibi bir koku dağılmalıydı şakaklarıma havludan. Fotoğraflar durmalıydı. Koşmalıydım, soluk soluğa. Yardım etmeliydim anneciğime. Koridoru olsun süpürmeliydim mesela. Bardakların tozunu olsun almalıydım. Taptaze bir günün coşkusu vurmalıydı halılara.

Pazar günü, dinlenme günü.
Çabucak geçendi pazar günü. İzin vermemeliydim.
Çanta hazırlamayacaktım nasılsa. Derslere yetişme telaşı yoktu.

Ah, yine de bütün soruların yanıtı bende olmalıydı.
Pazardı. Kırarcasına açmak vardı odaların kapılarını. Çocukluktu.

Çocukluğu özlemek vardı.
Kolayca kalp kırmak. Kolayca özür dilemek. Sarılmak vardı.
Keşke, demek vardı.
Sobanın mırıltılarını dinlemek vardı. Karlı sokaklardan dönüp ısınmak vardı.
Birlikte şıngırdatmak vardı kaşıkları bardaklarda. Koridora salıncak kurmak vardı.

Deniz olmalıydı.
Ayaklarımın oradan deniz başlamalıydı.
Kumlara gömülmek vardı. Masmavi bir yorgandı gök.
Göğün altına çarşaf gibi açmak vardı denizi.

Başka bir tıkırtı işittim. Bileğimde simsiyahtı saatim. Karşımda televizyon. Birdenbire odamı buldum. Bir gece içinde kaybolmuştum. Bir geceden bir geceye savrulmuştum.

Kaybolmalardan, savrulmalardan döndüm.
Saçlarım sanki uzamıştı. Yüzüme inmişti.

Saçlarımdan iğrendim. Kafamda bir bataklık taşıdığıma inandım. Yastığıma bulaşmış yosunlara inandım. Göğe doğru usulcana çekildiğimi duydum. Göğsümden yükselen buğuyu duydum. Hafiflediğimi. Giderek hafiflediğimi duydum. Tenhalara dağıldığımı gördüm. Tenhalara uçtum. Ölüm düştü aklıma. Çürümekten korktum.

Sürgündüm.
Sokak beni çağırmıyordu. Bensiz de sabahlar yaşanabileceğini haykırıyordu adeta, bütün evleriyle, bütün duvarlarıyla.
Bir otomobil vızıltısı. Bir kapının açılması. Bir portakalcının narası. Bir bacadan salına salına duman. Bir taksinin herhangi bir apartman önünde sabırsız kornası. Bir çamaşır makinesinin çabası. Bir balkona yıkanmışların asılması. Mandalların kül rengi göğün altında, hâlâ, sessizce, ateşini koruması.

Hiçliğime inandım. Kusacaktım.
Kusup kurtulacaktım. Hastalanacaktım. Annem gelecekti o zaman. O zaman babam gelecekti yanıma. Parmaklarımı gırtlağıma daldırdım. Olmadı. Tek bir parmağımı neredeyse mideme değin soktum. Başaramadım. Kalbimden hiçbirini atamadım.

Bütün yolların sonuna dayanmıştım belki de.
Belkilerden yıldım. Defterime döndüm yüzümü. Defterimde defterlerime döndüm.
Günlerimi yazmak içindi. Belirtmek içindi geçtiğim yolların izini. Yeni bir güne en çok yakışandı. Tek sırdaşımdı. Beni bilendi.

Defterimdi. Harf harf, sözcük sözcük eriyordu şimdi. Elimi uzatsam, uzak.
Yarınlara ayırdığım sayfaları benden esirgeyendi.

Yüzümde yüzü dirildi boşluğun.
Bütün bir gece boyu emdiği sessizliği üzerime üzerime fışkırtıyordu duvarlar.
Duvarların ortasındaydım. Belki bir gemiydim odanın dibinde.
Bir yatak kadardı dünyam.

Bir okuldu sırasında. Bir okuldu uykularım.
Düşlerimde en güzel derslerden geçtim. Uyandım.

Bir lunaparktı uykularım. Düşlerimde atlıkarıncalara bindim. Uyandım.
Bir aşktı uykularım. Düşlerimde sinemalar seyrettim. Uyandım.

Bir gençlikti uykularım. Bir hırçınlıktı. Uyandım.
Bütün uykularımdan bir defada açtım gözlerimi.

Bir defada uçurum kıyısına vardım.
Saatler arasında kayboldum.

Yorganıma tutundum. Yastığımı ısırdım. Kokular sarıyordu her köşesini odanın.
Boşlukta bir beden çiziliyordu. Önce kazağım. Gömleğim. Sonra pantolonum. Geceki sırayla. Boşlukta çizilen beden üzerinde yerini alıyordu. Uçurumdu. Oraya doğru gün, öğlen oluyordu. Masada toz birikiyordu. Perdeler kımıldıyordu. Tavan üst katlara açılıyordu. Terlikler yağıyordu yüzüme. Çoraplar yağıyordu.

Sorular sordum. Yanıtsız kaldım.
Biraz daha sardım gövdeme yorganı.

Bir ağladım. Bir yürüdüm.
Bir ağladım. Bir güldüm.

Bağışlasın beni babam. Babamın ellerinde büyüdüm.
Çağırsın beni annem. Annemin ellerinde büyüdüm.
Isıtsın beni gece. Gecenin ellerinde büyüdüm.

Ah, uyudum da büyüdüm.

* Bu öykü, "Ben Ol da Gör" (YKY, 2008) isimli öykü kitabından yazarın izniyle yayınlanmıştır.

Sayı: 31, Yayın tarihi: 21/10/2008
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics