MaviMelek
Hermes Kitap
"Özgürlüğümüzün düşünceden beslenen bir yanı vardır. Düşünce içermeyen özgürlük hayvansılıktır." Kristal Bahçe / Gürsel Korat

[Derleme]"Kristal Bahçe" | Gürsel Korat

Kristal Bahçe | Gürsel Korat

"EFENDİLERİ REDDETME ÇAĞI"

"Günümüz [edebi] yargısı, yüksek, coşkun bir gülmenin yüksek bir lirik atılımla yan yana durabileceğini, bu çeşit bir gülmeyle maskaraca bir sırıtma arasında uçurum olduğunu kabul etmiyor. Günümüz [yazarın] hakkını tanımayacak ve her yaptığını kötüleyecektir. Bu yazar, karşılık bulamadan, anlayış bulamadan, kimsesiz bir yolcu gibi, tek başına yolun ortasında kalacaktır."
Ölü Canlar, Nikolay Gogol, Bölüm I, VII

1.
Yazarın Modelleri

Uçarılık Hemingway'den, disiplin Canetti'den gelmeli, çalışkanlığı da Balzac'tan almalı. Sevginin öğretmeni ille de Hugo'dur. Derinlere dalabilme becerisini ise Dostoyeveski'den öğrenmeli.
Muziplik ve ironi için Joyce'u, sözü uzatmamayı öğrenmek için Borges'i örnek almalı, doğanın dilini Yaşar Kemal'e, sesin insan ruhundaki etkisini Fuzuli'ye sormalı. Tutku deyince Stendhal, sabır deyince Goncarov, akıl deyince Eco, korku deyince Kafka irdelenmeli.
Dilin zaman içindeki tutkulu eylemini kavramak için Marguez'i, Tanrısal bakışla yazmak için Tolstoy'u, Tanrı'ya bakış için Homeros'u, duyuların önemini kavramak için Zola'yı örnek almalı. Haşek bize mizahı, Cervantes coşkulu bir dille yazmayı, Dickens kurgulama becerisini, Yourcenar ağırbaşlı bir metnin nasıl olacağını göstermeli…
Bütün yazarların biçemi aynı anda bir metinde yoğunlaştırılamaz; ancak unutulmamalı ki iyi bir metinde bütün yazarların deneyimi vardır. (s. 58)

2.
Marka

Okuduğu kitaptaki sarsıcı bir metne, 'Ah, işte bunlar benim düşüncelerim!' diyen okura inanmam; bu düşünceyi bir kenara yazıp onu yayan okura inanırım. Çağımızın okuru genel olarak okuduğu kitabın dışını göstermeye, içini küçümsemeye eğilimlidir. 'Her şeyi bilirim, ama orada değilim.' diye özetleyebileceğim bu tavırda, toplumsal yaşamımızın ortalaması durur.
Ne okuduğunu başkalarıyla dedikodu yaptığı sırada anlayabilen, başkasının gözüyle bakmadan kendi sözü olmayan okur, evini, işini ve yaşını nasıl algılıyorsa, sanatı da öyle algılar: 'Bu nedir?' değil; 'Beni nasıl gösteriyor?' (s. 89)

3.
Yaratıcılık erke karşı

Yaşamında hiçbir edebi yapıtı eline almamış zenginlerin adına edebiyat ödülleri konuyor, yayınevlerinin kültür dizileri bu zenginlerden birinin adıyla oluşturuluyor. Bu örnek, yazarlarının yazı eylemini neden kendileri için bir amaç haline getirmelerinin zorunlu olduğunu göstermiyorsa, başka ne gösterir?
Michelangelo, Giotto, Leonardo gibi dahiler, aristokrasi-kilise ikilisinin cenderesinde sıkışıp, siparişlerinde kendi isteklerine gem vurarak deha olabildiler. Çağımızın artık 'Efendileri reddetme çağı' olma zamanı gelmedi mi? (s. 90)

4.
Yarışma ve ödül

Hiçbir yarışma kabul edilebilir değildir; çünkü ödüller bir sanatçı megalomanisi ve hiyerarşisi yaratır.
Ödül, ödül verenle sanat ürünü arasında kurulmuş olan simgesel bağı temsil eder; bu Bilge Karasu'nun Mobil'in simgesi olan Pegasus'la yan yana düşünülmesindeki acayiplik demektir. Ödül kötü niyetle verilmez elbet, ama bir 'egemenlik' kabulüne dayanır. Bu durum, yazarın sadece satış grafiğini yükselten bir şey olsa bile, onu bir iktisadi etkinliğin parçası haline getirmiş olur. Okur-izler çevreye 'tüketim pazarı', jürilere 'kaliteli ürünün eksperi' rolünü oynamak düşüyorsa; sanatsal yaşantıdan beklenen içsellik, duyusallık ve imgelem ne olarak işlev görecektir?
Sanatçı böyle durumda, gerçekte bir sanatçının yabancılaşması gereken ego tatmininden haz alır, 'yetenek'leriyle şişinir, kendini başka fanilerden üstün görür, 'alıcı' kitlesine o değerli imzasını 'şahsen' ve 'lütfen' satar. Bu durum, insanlar arasında eşitsizlik fikrinin temel kaynağı olan piyasa ideolojisinin karşılığıdır.
Kanımca, insanlar arasında soy, ırk, sınıf ve cinsiyet farkını kabul etmeyen bir düşünceye en yakışan şey ödülü reddetmektir. Sonuçta güce tapmanın başka bir biçimi de ödüller oluyor aynı zamanda; hem okur açısından, hem yazar açısından zarar verici bir düzlem bu. Ödüller münasebetsiz de sayılabilir, çünkü 'Orhan Kemal Roman Ödülü'nü alan bir yazarı Orhan Kemal'le kıyaslamak gibi bir yanlışı akla getirebiliyor, ama daha kötüsü de var: Alfred Nobel gibi edebiyat dışı bir kişinin adına edebiyat ödülü verilmesi bana tek deyimle saygısızlık gibi görünüyor. Nobel kim oluyor ki, onun adına Sartre'a ödül verilebiliyor? Sartre bunu söylemedi, ama ödülü reddederken sanırım düşündüğü buydu. (s. 19-20)

5.
Roman ve zaman kavramı

Edebiyatta zaman kavramı, tıpkı felsefede olduğu gibi zorlu bir konudur. Özellikle roman ve sahne sanatları zamanı ifade eden belirteçler kullanmak zorundadır. Roman yazarı genellikle düz-çizgisel zamanı kullanır: Olaylar dün başlar, bugün devam eder, yarın sona erer. Bazen kurguyu değiştirenler yok değil; olayı sonundan başlayarak anlatıp geriye dönüşler yaparlar. Zamanla oynayanlara ender rastlanır: Örneğin Adelet Ağaoğlu 'şimdiki an' merkezinde durarak gelecek ânı ve geçmişi zihninde birleştirir ve yeniden parçalara ayırır. Tanpınar, mimaride Umberto Eco | Önceki Günün Adasıyakaladığı durağan ânı müzikle harekete geçirmek ister. Hegelci 'zamanın ruhu' kavramı onun elinde 'kültürün ruhu'na dönüşür.

Umberto Eco, "Önceki Günün Adası" adlı romanında suyun altında yürünebileceğini düşünen Caspar'ın çanla suya dalışını anlatır. Caspar suya dalar, Roberto onu gemide beklemektedir; ama Caspar bir daha görünmez. Romana göre bu olay üç yüz altmış meridyenin yüz seksenincisinde geçer; (yüz seksen meridyende gündüz, yüz seksen meridyende gece olacağına göre) Caspar'ın suya daldığı nokta bugünde kalmaktadır. Oysa dün Caspar karşıdaki adada, çanla birlikte duruyordu; ada yüz seksen birinci meridyende olduğuna göre Caspar halen dünkü zamanda duruyor olmalıdır, Roberto adaya geçerse 'düne geçmiş' ve Caspar'ı kurtarmış olacağını düşler.

Marcel Proust, Yakalanan Zaman adlı yapıtında, çocukluğunda çalınan bir çanın sesini tüm açıklığıyla içinde işitebilmesinden hareketle, insan bedeninin geçmişin her saatini içinde barındırdığını yazar. Proust'a göre insanlar yıllara dalmış olan devlere benzerler ve yaşamış oldukları sayısız günden oluşan uzak dönemlerin hepsine birden aynı anda dokunabilirler.

Proust'un bu açıklamasında hareketle, edebiyatın tüm 'kayıtlı' zamanlara hem şimdiki andan, hem de yaşandığı andan dokunabildiğimiz bir şey olduğu söylenebilir. (s. 22-23)

6.
Roman ve ideoloji

Roman, siyaset de dahil tüm yaşam alanlarını konu edinebilir. Ancak siyasette taraf olmak sanatçının işi değildir. Çünkü politikanın yürüdüğü hat, siyasal ideolojini geçerli kılınması içindir; oysa roman hiçbir siyasal ideoloji ile bağdaşamaz. Yazarına rağmen bağdaşamaz.
Bu nedenle bir roman yazarını politikada siyasal kimliği olduğu halde romanında yalnızca edebi kimliği vardır.
Murat Belge, Louis Althusser ve Terry Eagleton'dan hareketle edebiyatla ideoloji ilişkisini açımladığı "Marksist Estetik" adlı kitabında bu konuları çok ayrıntılı tartışır. Burada tartışılan bazı konular soru haline getirerek bırakmak istiyorum:
* Sanatçı, kendisine kadar oluşmuş olan bütün sanatsal üretim tarzlarına, göreneklere veya alışkanlıklara karşı çıkarken, bunların içerdiği ideolojik yapıya da mı karşı çıkmış olur?
* Sanatçı karşı çıkışlarında ideolojik olandan çıkıp (başka bir) ideolojik olana mı girer? Bu durumda yaptığı şey, 'başka bir özdeşleşme'yi kabul etmek midir, yoksa 'özdeşleşmeyi kırmak' mıdır?
* Edebiyat yapıtı üretiminden, tüketimine kadar uzanan bir ideolojik zincir mi oluşturur? Bu bir ortaklaşa ideoloji midir? (s. 23-24)
* Yazarın politik olarak taraf oluşuyla, estetik olarak taraf oluşu aynı şey değildir. (s. 138)
* Politik edebiyatın mümkün olduğu ama zorunlu olmadığı söylenebilir. Çünkü politika, 'sınıf ve iktidar' kavramları var oldukça var olacaktır, edebiyat ise insanlık nereye kadar yaşarsa oraya kadar yaşayacaktır. (s. 138)

7.
Çok okunmak

Bir yazar, 'Beni yüz bin kişi okuyor, bu kadar okunduğuma göre insanlar yanılıyor olamazlar,' diyor.
Aynı gazetenin bir haberde magazin programlarının toplam reytinglerinin yüzde yetmiş olduğu, sanat haberlerinin ise yüzde biri bile bulmadığı belirtiliyordu. (s. 104)
Yaşar Kemal

8.
İki Kemal

(…)
Kim söyledi bilemem, ama birisi 'Yazarların da bir coğrafyası olur, Steinbeck'in Kaliforniya'sı, Balzac'ın Paris'i, Yaşar Kemal'in de Çukurovası vardır.' demişti. Bu gözle bakmak için "İnce Memed"i bir daha okudum, şaşılacak şey; okuduğum her şeyi anımsadığımı, ama yine de büyük bir zevk aldığımı fark ettim. Büyük kitapların bir özelliğiydi bu, onlarda bir olayın değil, zihin temaşasının zevki oluyordu.
Yaşar Kemal, bana yazarın bir coğrafyası olması gerektirdiğini düşündürten yazardır. Büyük öğretmenimdir. (s. 110-111)
* Bir yazarın edebi maharetleri, zekâsı ve imgelemi bizi bütünüyle sarstığından ona 'büyük yazar' diyoruz. (s. 139)

9.
İki dil

Sanatçının dili sezgisel aklın dilidir. Sanatçının dili nesnel hayatın bilgisini vermez, çoğu kez çarpıtır, bu onun yanlışlığını değil farklı bakış açısını gösterir. Bilimin dili 2+2=4 ise, sanatçının dili x+2=? şeklinde ifade edebileceğimiz çok yanıtlı bir dildir. Sanatsal dilin işlevi gerçeği bulmaktan çok, onun içinde saklı duran güzelliği, iyiyi, farklılığı veya yeniliği sezdirmeye yöneliktir.
* Yazarlığı bir 'duygu etkinliği', sanatçıyı da 'duygularıyla hareket eden kişi' gibi görmek ortak bir yanılgıdır. Yazar 'aklıyla duyguları yazan' kişidir. (s. 39)
* 'Edebiyatta tüm edebiyat dışı bilgiler ne içindir?' sorusuna kısaca yanıt vermem gerekirse, 'Yeni bir şey içindir,' derim. Alınan bilgiyi alındığı biçimiyle değil, estetik düzleminde yeni bir şeye dönüştürmek içindir. (s. 40)

10.
Unutamadığım öyküler

Sevdiğim romanlar ve öykü kitapları dışında, seçip ayırdığım ve tek bir kitapta toplayıp yeniden okumak istediğim öyküler var ve bunları aslında kendimi anlamak için defalarca okumak istiyorum.
Belki de buraya aldığım öyküler, benim kendimi tanımlama yollarımdan biridir, kimbilir!

* Mucizeler Satıcısı İyi Blacman | Gabriel García Márquez, Yaprak Fırtınası (Can Yay.)
* Kristal Yumurta | H. G. Wells, Duvardaki Kapı, (Dost Kitapevi Yay.)
* Aldatılmış Kadın | Thomas Mann, Aldatılmış Kadın (Cem Yayınevi)
* Morgue Sokağı Cinayeti | E. Alan Poe, Morgue Sokağı Cinayeti (Notos Kitap, Adam Yay.)
* Döngüsel Tağınağın Kalıntıları | Jorge Luis Borges, Gölgeye Övgü (İletişim Yay.)
* Duvar | J. P. Sartre, Duvar (Can Yayınları, Varlık Yayınları)
* Beyaz Geceler | F. Mihailoviç Dostoyevski, Beyaz Geceler (İletişim Yay.)
* Burun | N. Vasilyeviç Gogol, Bir Delinin Hatıra Defteri (Gendaş Kültür, Sosyal Yay.)
* Bozkır | Anton Çehov, Bozkır (İnkılap Kitapevi)
* Uzun sürmüş Bir Günün Akşamı | Bilge Karasu, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (Metis Yay.)
* İhtiyar Balıkçı | Ernest Hemingway, İhtiyar Balıkçı (Kaknüs Yay.)
* Taşın Yeri | Yücel Balku, Sükût Ayyuka Çıkar (İnkılap Kitapevi)
* Naj | Hakan Şenocak, Naj (Can Yayınları)
* Büyük Göz | Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Beş Ada (İş Kültür, Can Yay.)
* İnsan Kaynakları | Kenan Biberci, Kimse Ölmesin Ben Ölürüm (İletişim Yay.)
* Vapur | Leyla Erbil, Gecede (İş Kültür, YKY)
* Yazarın Belleği | Murat Gülsoy, Bu Kitabı Çalın (Can Yay.)
* Bir Yufka Yürekli | F. Mihailoviç Dostoyevski, Bir Yufka Yürekli (Varlık Yay.)
* Haritada Bir Nokta | Sait Faik Abasıyanık, Havuz Başı-Son Kuşlar (YKY)
* Hayy Bin Yakzan | İbn-i Tufeyl, Hayy Bin Yakzan (Etkileşim Yay.)
* Cemile | Cengiz Aytmatov, Cemile (Yaba Yayınları, Elips Kitap)
* Av Dönüşleri | Faruk Duman, Av Dönüşleri (Can Yay.)
* Soluk Almak | Necati Cumalı, Ay Büyürken Uyuyamam (Cumhuriyet Kitapları)
* Kağnı | Sabahattin Ali, Kağnı Ses Esirler (YKY)
* Vatani Vazife | Aziz Nesin, Seçme Öyküler (Kırmızı Yay.)
* Dumrul ile Azrail | Murathan Mungan, Yedi Mühür (Metis Yay.)
* Küçük Bir Bulut | James Joyce, Dublinliler (İletişim Yay.)
* İnci | John Steinbeck, İnci (Remzi Kitapevi)
* Savun Sevdam Sen Savun | Adalet Ağaoğlu, Hadi Gidelim (Oğlak Yay.)
* Sicim | Guy de Maupassant
* Işık Değişikliği | Julio Cortazar, Ayakizlerinde Adımlar (Metis Yay.) (s. 147-148)

Not: Bu yazı Gürsel Korat'ın Kristal Bahçe isimli deneme kitabından alıntılar yapılarak hazırlanmıştır.

Sayı: 28, Yayın tarihi: 23/07/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics