MaviMelek
Hermes Kitap
"Sahip olduğumuz şeyler bize ne kadar aitse, biz de o kadar kendimize aitiz." Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley

[Öykü]"Zaman Zaman Ölüm Anlatıları IV" - İlkay Kefeli

Efendilerinden Biri

"USTA AVCILAR KOLAY AV OLUR"

nerden geldiği belli olmayan dünyanın efendilerinden biri.

Sibirya kaplanının geniş ayakları karda batmadan yürümesini sağlar, öte yandan aynı ayaklar hızlı hareket etmesini önler. Kendi doğal ortamında ondan daha güçlü bir hayvan yoktur, karada yaşayan en büyük et oburdur, yetişkin bir erkeğin boyu baştan kuyruğa kadar 3,3 metre, ağırlığı ise 300 kilo kadardır; bu özellikleri onu en güçlü yapar, bu yüzden kaçmayı bilmez. Normalde bir insan onun için kolay avdır, bu yüzden insan görünce kaçmaz. Çünkü tüfek nedir bilmez, bedene girdiğinde patlayıp yüzlerce parçaya ayrılan mermilerden bihaberdir. Normal durumlarda bir insana saldırdığı da görülmemiştir, bu sebeple şu an üzerine uzun namlulu bir tüfek doğrultmuş durumda bekleyen avcıya saldırmıyor çok uzaktan kokusunu aldığı halde. Usta avcılar kolay av olur. Usta bir avcının yaşamı şu an bir namlunun ucunda.

Bugün en iyi tahminle Sibirya kaplanlarından binden daha az kaldı, geriye kalanların çoğu da sirk ve hayvanat bahçelerinde yaşıyor. Bu soğuk Sibirya taygasında saatlerce kaplan arayan avcıyı güdüleyen şey zevk değil sadece, eskiden kalan batıl inançlar yüzünden kaplanın her noktası ilaç olarak kullanılıyor. Uzakdoğu karaborsasında bütün bir kaplan yaklaşık yarım milyon dolar ediyor. Onun eşi benzeri olmayan güzellikteki kürkü kan kızılına bürünecek biraz sonra. Usta avcılar kolay av olur. Sibirya kaplanları bu yüzden koruma altına alındılar fakat yine de bu ulusal parkta bir namlu ona doğru çevrilmiş durumda. Avcı neyi bekliyor bilmiyorum, belki de çok uzak olduğundan ıskalamamak için yaklaşmasını bekliyor kaplanın. Öylesine konsantre olmuş ki avcı, nefes bile almıyor. Usta avcılar kolay av olur, ki insan avcı arkasından sessizce yaklaşan başka bir erkek kaplanın farkına bile varmıyor. Bütün kedilerin en önemli ortak özelliği sessizliktir, belki de bundan dolayı fark etmiyor insan avcı; zaten kedilerin avlarının çoğu keskin dişler etine girdiğinde görürler onları. Namlunun ucundaki kaplan, avcıya doğru bakıyor ama hiç görmemiş gibi tepkisiz duruyor. İnsan avcının arkasından narin adımlarla yaklaşan kaplanı da gördü fakat gariptir ona da tepki vermiyor. Kaplanlar da evrimleşiyor. Normalde bir erkek kaplan kendi bölgesine giren diğer kaplanı gördüğü anda ölümcül bir dövüş başlar ancak kaplanlar da evrimleşiyor. Bir av hayvanı olmak, neslinizin zevk için tüketilmesi nasıl bir şeydir bunu size nasıl anlatabilirim? Arkamdan sessizce bir kaplan yaklaşırken haberim bile yok, sadece on metre geride. Kaplan yavaşça yaklaşıyor. Farkına varmam için fazla zamanım kalmadı. Beş metre, dört metre, üç metre ve iki metre kala duruyor belki bir şans tanıyor. İyice gerilip öne doğru sıçrıyor, avcıyı sağ omzundan ısırıyor koca dişleriyle. Dişler ete giriyor. Avcının bütün kasları şoka giriyor. Sadece bağırabiliyor avcı, bıçağını kavramak aklına gelmiyor. Kaplan iyice abanıyor ve yüzükoyun yatırıyor avcıyı. Üç yüz kilodan fazla gelen bedenin altında ezilen omurga kırılıyor ve avcı anında tepeden tırnağa felç kesiliyor. Kolu koparılırken avcı bağıramıyor artık sadece korku ve acı dolu gözleri saldırgan bir delinin gözleri gibi açılmış. Namlunun ucundaki kaplan gelip güçlü pençeleriyle sırtını parçalıyor avcının, organlar çıkıyor dışarı. Avcı sırt üstü döndürülüyor bağırsakları pençenin ucunda uzuyor da uzuyor ve kar ve eşsiz güzellikteki kürkler kan içinde kalıyor. Buharlar yükselirken gökyüzüne, avcı hâlâ canlıyken baldırlarındaki etleri koparıyor en büyük etoburlar. Kaplanlardan biri kocaman ağzıyla avcının kafasını kemiriyor, alt çenesini yerinden söküyor kaplan. Bir saat içinde avcının bedeni paramparça ediliyor ustaca bir şekilde fakat kaplanlar yemiyor etleri, sanki ibret olmasını istermiş gibi ya da ben öyle olmasını istiyorum. Evet, insanlık adına öyle olmasını istiyorum.

uzaydan gelen yeni efendiler. binlerce yıl sonra.

Yirminci yüzyılda hız kazanan uzay yarışıyla birlikte insanoğlu uzay boşluğuna içinde dünya tarihini anlatan ve dünyayla ilgili bazı bilgiler olan kapsüller fırlattı, uzayda "akıllı" başka canlılar varsa bizleri tanıyıp iletişim kursunlar diye. Milyonlarca galaksinin olduğu evrende milyonlarca ve milyarlarca gezegen vardı ve tabii ki en kötü ihtimalle bu gezegenlerin en az bir kaçında hayat olması muhtemeldi. Ve akıllı yaratılar diskleri buldu. Normalde evrende küçük bir nokta olan dünya gezegenine uğramak "akıllarından" geçmezdi. Disklerdeki insan hayatı, basit insan "aklı" onları hiç mi hiç ilgilendirmedi, onları dünyanın eşsiz güzellikteki suları ilgilendirdi. Bu gezegende okyanuslar, denizler, göller, akarsular vardı bolca. Kendi gezegenlerinde suların altında kurdukları şehirlerde yaşıyordular fakat kendi denizleri çok küçüktü, okyanus ise yoktu. Dünyanın eşsiz zenginlikteki okyanusları onları hemen cezp etti. Uzaydan yeni efendiler geldi ve okyanuslara yerleştiler. İnsanoğlu uzaylı yaratıkların kendilerine ilgisiz kalmasını hazmedemedi, bu ne küstahlıktı! Savaş açtılar yeni efendilere. Savaş sadece birkaç saat sürdü. Bütün insan şehirleri insan "aklının" alamayacağı kadar hızlı ve bilinmeyen bir şekilde yok edildi. İnsanoğlundan geriye kalanlar ormanlara ve dağlara kaçtı. Oysaki onları henüz kovalayan yoktu.

Uzaydan gelen yeni efendiler insanların su yaşamını neredeyse tamamen yok ettiğini ve birçok kara hayvanının da neslini tükettiğini anladıklarında öfkelendiler. Onların da öfke ve can sıkıntısı gibi zayıf yönleri vardı. Milyonlarca yıldır dünyanın efendileri olan ve diğer canlıların başına bela olan ve zaten yirminci yüzyıldaki soğuk savaş sırasında atomik bir yıkımdan sonra yok olması gereken insan hayvanını avlamaya başladılar uzaydan gelen yeni efendiler. İnsan hayvanı çok iyi bir avdı. Karşı koyabiliyor ve saklanmayı iyi biliyordu, bu yetenekler işi zevkli hale getiriyordu. Bazen bir insanın peşinden günlerce koşmak gerekiyordu. Uzaydan gelen efendiler, insanların hayvanlara olduğundan daha adil oldular insanlara, silah kullanmadan avlandılar. Ama yine de her neslin bir sonu vardır, biz insanlar bunu çok iyi biliriz, yok ettiğimiz sayısız canlı nesliyle bunu defalarca kere tecrübe ettik. Soyu tükenmek üzere olanları koruma altına aldık, bozulan ekosistemin ucunun bize değdiğini anladığımızda. Her neslin bir sonu vardı. insan nesli de av partileri sonucunda tükenme sınırına dayandı. Uzaydan gelen yeni efendiler endişeye kapıldılar, bir yandan da hayvanlara uyguladığımız koruma yöntemini bize uygulayabilecek olmaları sevindirdi onları. Sayısı tam olarak üç bin dört yüz altı olan insan soyunu koruma altına aldılar özel bir bölgede. Sayıları on bini geçtiğinde avlanma partileri yeniden başlıyordu, nasıl olsa insanların en iyi bildikleri şeylerden biriydi üremek, kontrol ettikten sonra yok olmalarına imkan yoktu. İnsanların yokluğunda doğa ve insan dışında kalan evlatları huzur içinde yaşamaya başladılar.

Bir insan olarak pişmanlığımı nasıl anlatabilirim doğanın nankörce kullanılmasına katkıda bulunduğum için, beni gözetlemekte olan uzaydan gelen yeni efendilerden biri beni biraz sonra devasa ayaklarının altında çiğneyerek öldürmeden önce. Nasıl anlatabilirim size bir av hayvanı olmanın nasıl bir şey olduğunu, neslinizin yavaşça yok olduğunu görmenin nasıl bir şey olduğunu nasıl anlatabilirim..................

Başa dön

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics