MaviMelek
Hermes Kitap
"Tanrıları dağlar, dağları kapılar korur. Tanrılara dağlardan, dağlara kapılardan girilir." - "Migurlar" / Mehmet Zaman Saçlıoğlu

[Deneme]"Edebiyat Nedir?" | Merve Tuncer

Nails and Shadows | Burhan Doğançay

"EDEBİYAT ÖLÜMDÜR,
TADAMADIĞIM TEK ZEVKTİR"

Edebiyat erdemdir. Yan yana dizilmiş çubuklara ve halkalara hayatını katmak, sözcüklere ve cümlelere anlamlar yüklemek; bazen pembe bazen koyu yeşil olan hayalleri kalemin ucuna taşımak edebiyattır. Edebiyat sanattır. İşlediğin suçun cezasını çekmek, konserde detone olmak, sevdiğinle sevişmek, içki içmek, sanattır, edebiyattır. Ağızdan kaçırılan sözler, zamansız sorulan sorular, erken alınan cevaplar... Her biri edebiyattır. Çünkü edebiyat hayattır. Her nefesimizde, her anımızda vardır ve olacaktır da.

Edebiyat unutmaktır, unutulmaktır. Bunun verdiği haz ve acıdır. Her zaman melankoli, her zaman sevinç hali değildir. İnsan gibidir. Oyunu kurallarına göre oynamaktır.

Erdemli insanın edebiyata saygısı vardır. Hayata ve insana saygısı vardır. Bu insan, hiç durmadan damlayan musluk kadar inatçı, küçük çocuklar kadar meraklı, tavşanı geçmiş kaplumbağa kadar azimli, sevişmekten yorgun düşmüş bir kadın kadar hazcı, aldatan bir adam kadar yeni bir tat arayışındadır.

Edebiyat duruluktur. Kendini beğenmişliktir. Darağacımız ve kurtuluşumuzdur. Bize ölümsüzlüğü bahşeder. Bazısı ancak kalemiyle anlatabilir düşüncelerini. Yazar hiçbir zaman gizleyemez kendini. O maske ille de bir cümlede düşer. İç dünyamızı başkalarına açmak, başkalarının içimize girmesine izin vermektir. Bu yüzden cesarettir aynı zamanda.

Edebiyat bize vaat edilmiş topraktır. Geniş bir buğday tarlasıdır. Uzun süre içimizde biriktirdiklerimizi hasat zamanı gelince bir bir içimizden çıkarıp sayfalara dökmektir ki aslında zor iştir düşünceyi, duyguyu uzunlu kısalı çizgilere dönüştürmek. Ve bu yüzden belki de edebiyatın en etkileyici halidir yazı. Yazarken hissetmek zor iştir. Herkes anlayamaz bunu. Keyiftir yazmak.

İz bırakma ve hatırlanma arzusudur edebiyat. Ağır gaile yığınlarının altında kaldığımızda bile doruğu görebilmektir. Sonsuza dek doymayacak bir trol kadar açtır. Getirdiği armağanlar vardır, bir bir çıkarır kanatlarının altından. Yalnızlık, pişmanlık, korku ve umut... “Umut kötülüklerin en sonuncusudur” der Nietzsche. Ama onu duymazdan gelir, süslü paketine aldanır ve yine umudu seçeriz. Bu yüzden umuttur edebiyat.

Aslında başlı başına bir yenilgidir. Hayatın karşısında gadre uğramaktır. Aynı zamanda özgürlüktür. Suyun altında nefes alabilmektir. Omzuna basa basa yükselen insanlara rağmen belini bükmemek, yüzünü kızartmamaktır. Hayata karşı sonu hiç değişmeyen bir savaştır. Kazananın önceden hep belli olduğu bir dünyada, kendine yer açmak için oynanan bir kumardır. Ama şans hep kasadan yanadır işte.

İnsanı yansıtan bir aynadır. Şanslı olanlar bu aynaya baktıklarında, geçmişteki gözlerin uzun uzun baktığını görebilir. Bu yorgun gözleri, rahatsız vücutları, çarpık suratları anlamaya çalışırız. Daha dikkatli bakarız ve içlerindeki satırları okumaya başlarız. Bizi suçlarlar. “Nasıl bu hale geldiniz?” derler. “Kalemler yanlış kişilerin elinde. Artık tahammülümüz kalmadı, mazeret istemiyoruz!” Biz de televizyonun sesini biraz daha açarız.

Acı çeken insan için hayat en büyük cezadır. Ve biz, hepimiz bu cezaya çarptırıldık. Edebiyatın, erdemlerin ve ahlakın geldiği şu durumları görüp, ses çıkarmamaya zorlandık. “Söz gümüşse sükut altındır.”; “Telaşa mahal yok.” dedik. En büyük silahlarımızı, kalemlerimizi kullanmadık. Erdemlerin sırayla yok oluşunu izledik. Düşüncelerimize, inançlarımıza saygı duymadılar. Kıyafetlerimize, makyajımıza, uzun saçlarımıza takıldılar. Hiç bir zaman anlayamadılar erdemin gerçek anlamını. Biz sessiz kaldıkça bazıları müzisyeni, bazıları yazarı, bazıları şairi oynadılar.

Edebiyat aşkın en erdemli yanı, gururdur. Gururun için geri çekilmektir. O ateşi toprağa gömmektir. İçimizdeki mahkeme, vicdandır. Gerektiğinde celladın mahkûma gösterdiği merhameti, gerektiğinde annenin çocuğuna gösterdiği sevgiyi gösterebilmektir.

Edebiyat tarihtir. Tarih kadar şanlı zaferlerle ve ağır bozgunlarla doludur. Geçmişin uzun tırnakları, geleceğin boş hayalleridir. Hiçbir zaman peşimizi bırakmayan acı anılarımız, ölümcül tasalarımız, sahte mutluluklarımızdır. Rol yapmadığımız tek zamandır.

Edebiyat rock'n'roll'dur. Taviz vermemek, dik durmak, boyun eğmemektir. Rock'n'roll kadar özgür, sert ve aykırıdır. Acı-tatlı bir senfonidir. Özgüvendir, bira göbeğini saklamamaktır. Uzun ama asla sıkıcı olmayan bir gitar solosudur. Hüzünlü ama asla acınacak hale gelmeyen yitmiş “Stay with me” çığlıklarıdır.

Edebiyat ölümdür, tadamadığım tek zevktir. Ölümden korkmak, merak etmek, bazen ölmeyi dilemek, bazen delicesine ondan kaçmaktır. Üflediğimizde havaya karışan nefesimizdir.

Edebiyat müziktir. Kuşkusuz edebiyatı müzikten ayrı düşünmek imkânsızdır. Bitmeyen sözlerin, ölümsüz melodilerin, doğanın sesinin taklididir. Büyüleyici yaylıların, nefesimizle can bulan üflemelilerin, kara gırtlakların mükemmel uyumudur.

Ve evet, edebiyat belki acıdır, umuttur, aşktır, tarihtir ve hatta rock'n'roll'dur. Ama aynı zamanda erdemdir. Bu erdemi bir kere tadabilmiş insan için artık bir vazgeçilmezdir. Bu yüzden yazar herkes. Oraya ya da buraya. Birileri okur ya da okumaz. Beğenir ya da beğenmez.

~~~
Sayı: 38, Yayın tarihi: 17/06/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics