MaviMelek
Yüxexes
"Yer gök arasında bir perdedir söz, sus! Gerçeği örten yüce ummansın..." Mevlâna

"Edebi Ya da Ebedi Keşmekeş" - Güçer Kafa

Edebi Ya da Ebedi Keşmekeş

"ESKİSİ OLMAYANIN YENİSİ DE OLMAZ"

Şiire meydan okumuşların kaleminden dökülenler her zaman şiir midir? Yeni olsun da nasıl olursa olsun mantığı ile yazılmış dizelere şiir yaftasını yapıştırmak iş midir? Halimiz hazine sürüklenirken, tarihin imbiğinden geçerek damıtılmış şiir sanatımız uçuruma mı sürükleniyor? Ne oluyor? Zevk… Edebi zevk, tekelleşmenin ağdalı yokuşunda can çekişiyor!

Orta Asya bozkırlarında ozanların kopuzuna tutunmuş ilhamların, at sırtında kat ettiği mesafeler boyunca incelerek kıvamını bulması neticesi doğan şiir anlayışı, "yeni" adı altında -bir daha dönülmemek üzere- terk edilecek kadar kötü mü? Yeni nesil eski abide eserleri okumuyorlar… Okusalar da ne kadar anlayacaklar ki? Maalesef Türk okuyucusu kendisine dayatılan eserleri edebiyat yudumlamak adına zoraki tatmaktadır. Ruhu olduğu -kanımca- tartışılır halde bulunan yeni edebiyat anlayışlarının kalbi nasıl atmaktadır? Mermere kazınmış bir mevta ismi gibi ansiklopedik bilgi düzeyinde isimlerine aşina olduğumuz şairlerimizin mısralarına "mumya" muamelesi yapılması ne kadar haklı? Türk Edebiyatı bir keşmekeşin içine yuvarlanalı beri, iç dünyası soluksuz kalan Türk insanını düşünün bir defa!

Eskisi olmayanın yenisi de olmaz derler… Hakikaten de öyledir. Biz Fuzuli, Baki, Nedim ve Şeyh Galip nefeslerini rafa kaldırmakla yenilik üretme kabiliyetimizi yitirdik! Sanat yapmanın bir çileye bürünmek olduğunu da kulak arkası etmekle de huzur bulmaya çalıştık. İşte bu tuhaf hal üzre, şiir namı altında neler neler okumaya alıştık! Ortaya yeni bir ses, yeni bir nefes koyalım derken geçmişle gelecek arasında hayati bağlantıyı sağlayan köprüleri attık. Yeni derken ne idüğü belirsiz bir canavar yarattık. Şimdi şahsına münhasır bu "yaratık" ruhumuzun ihtiyacı olan güzellikleri pençeleriyle parçalamaktadır.

"Her Türk şair doğar!" Bu bir latife değildir. Ya da okumakta olduğunuz yazıyı ilgi odağı haline getirmek için sarf edilmiş bir söylem de değil! Yeni adı altında bina edilmeye çalışılan şiir anlayışı o kadar başıboş ilerliyor ki… Bu düzensizlik zemininde herkes kendince şiirler söyleyip, şairlik tacını takabileceğini vehmediyor. Amatörce kaleme alınmış duygu parçacıklarını şiirden saymak, şiir adlı sanata yapılmış bir hakaret değil midir? Düşünsenize! Kendi edebiyatını dahi doğru dürüst okuyup incelemeden, şiir tarihinden bihaber, şairlerin şahı mertebesine yükselmiş edebi dehaların adını bile bilmeyen bir nesil ve bu neslin nevzuhur şairleri… Manzara karadan daha da kara… Kara mizah belki de!

Şiirde Türk zevkinin erozyona uğratılmasına karşıyım. Şiirdeki tını, musiki, hayal dünyamızın öz çocuğu benzetmeler ve ille de kafiye! Kafiyesiz, ölçüsüz bir şiir mi? Hayır! Süleymaniye Camii'ni inşa eden mimari deha ile divan şiirinin arşı alasına çıkmış Baki'nin ortak noktası ölçüydü, nizamdı, düzendi ve ahenkti. Şimdi ahenksiz, ölçüsüz -tabiri caizse- başına buyruk mısra benzeri söyleyişlerin peş peşe takılmasıyla ortaya çıkmış eserlere, "sanat eseri" adı veriyoruz. Acaba bu doğru mu? Dünün getirdiklerini bugünün elleriyle yoğurmak bu mudur? Dün dediğimiz hazine bir okyanus ise, bugün şiir sanatı diyerek kıvranan kalemlerimiz, suyu çekilmiş bir gölün kalıntısı halindeki bir çamur yığınında çırpınan zavallı balıklar gibi değil mi? Söyleyin Allah aşkına! Denizimiz nereye gitti?

Batı edebiyatı geleneğini terk etmiyor! Klasiklerinin üzerine yeni eserler koyuyor. Tıpkı imece usulü inşa edilen bir bina gibi… Her gelen bir öncekinin koyduğu tuğlanın üzerine bir tuğla daha koyuyor. Biz ne yapıyoruz? Yıkıyoruz! Yıkarak yüceltmeye çalıştığımız şiir sanatı bir enkazı andırıyor. Dil perişan, kafiyeler sahipsiz, ilhamlar sömürülmekte, ahenk sahipsiz… Ve şairleri olan bir memleketiz!

Geçmişin değerlerini yok sayarak yarınlarda var olunamaz! Şiir dünyamız bir misket kadar küçüldüyse bunun yegâne sebebi sırtımızı dayamaktan ısrarla kaçındığımız eski şiirimize üvey değer muamelesi yapmamızdır. "Orijinal" olmak ve "yeni" olmak adına özden uzaklaşmak şiirimizi tehdit eden en büyük tehlikedir.

Şiir denen güzelin efsununa kapılanlar öncelikle geçmişten bugüne şiirin başından geçen serüveni anlamak zorundadırlar. Bu vazifeyi yerine getirmeden eline kalem alıp, duyuşlarını kelimelerden mürekkep bir ete kemiğe bürümeleri maalesef Türk Edebiyatı'na -ki edebiyat tıpkı insanlar gibi yaşayan, nefes alıp veren bir mahlûktur- bir hançer daha saplamış olmanın ötesine geçememektedir.

Fikirlerim siz okurlarıma naftalin kokuyor gelebilir. Tarihin tozlu raflarında kalmış kelimelerden örülmüş bir metin olarak tanımlayabilirsiniz kaleme aldığım bu kısacık nameyi… Lakin bir düşünün! İçine düştüğümüz "edebi keşmekeşin" ebedi bir keşmekeş olmasına ramak kalması sizi hiç mi rahatsız etmiyor?

Yeni diyorlar… Yeni şiir diyorlar… Ölçüsüz, kafiyesiz… Öylece sere serpe söyleyişler şiir kesiliyor… Peki… Kabul… Bunlar da sanatın bir yüzü… Peki… Şiirle yaşayan bir toplum iken, şiire hiç aldırış etmeyen bir kalabalık haline gelmemizde bu "yeni şiir" masalının hiç mi kabahati yok!

Düşünün… Lütfen düşünün!

Diğer Denemeler

 

Mavi Melek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 Mavi Melek            website metrics