MaviMelek
Hermes Kitap
"Sonrasında ise yaprak kendisini düşüren dalı bağışlamadı hiç." Fiyortlar / Ruhan Mavruk

[Hezeyan]"Düşünceden Doğan" | Burak Özkan

Düşünceden Doğan | Sinan Çakmak

"DÜŞÜNCELERİ KUTULARA KOYUYORUZ"

Oluşum farklı yönlere doğru olur ama bir merkeze sahiptir. Varlığını kavrayabilmesi için bir insanın, onu görmesi gerekir. Ama görmeden öte, görmenin ne olduğunu bilmesi lazımdır. Varlık ise bedenine sığamayacak kadar geniştir.

Düşünmek varlığın doğumudur. Görmek için önce düşünüyor olmak gerekir. Yoksa gördüklerin anlam kazanmaz. Yoksa bakarsın ama gördüğünden zevk almaz, onu anlayamazsın. Hayat bedenden, yaşam ise düşünceden oluşur.

1

Uyanmak gibisi yok. Hele gerçek olduğuna sonuna kadar inandığın bir kâbusun içindeyken. Seni, sen yatarken, belki de sessizce sayıklarken terleten kâbuslar. Her şey bitti artık, buraya kadar diye defalarca tekrarladığın kâbuslar. Sırılsıklam geçirdiğim geceden sonunda beraat ettim. Bütün gece sorgulamaya adamıştım yine kendimi. "Neden" kelimesini anlamaya çalıştım. Öyle de sorsan sebep arıyorsun, tersten sorsan da sebep arıyorsun. Bu kelime her türlü içinden çıkamayacağın bir probleme dönüşüyor. Vereceğin cevabın asla bir kesinliği olmayacak çünkü. Bu soru da asla tükenmeyecek. Çünkü hep bir bahanen olacak.

"Bir an önce çapaklarımdan kurtulayım. Göz kenarlarında yarattığı hisse alışamıyorum."

Kahvaltı çok önemli derler. Önemsemiyorum ama yine de yapıyorum. Öğlen bir gibi kahvaltı yapıyorum gerçi, ne kadar dürüstçe bilinmez. Özellikle kahvaltı yapamayan milyonlarca ve biraz daha milyonlarca insan varken. İnsan deyince çok fazla üzülmüyorsunuz çünkü size o insanların içinde hamile kadınların, hastaların ve çocukların olduğunu söylemiyorlar. Sadece insanlar diyorlar. Ne kadar farklı değil mi? İnsan kelimesi artık kendi ırkının beyninde bir etki yapmıyor. Ama çok yakın bir sevdiğin aç deseler ne yapacağını bilemezsin belki de. Gruplara ayrılıyoruz. Her geçen saniye daha fazla ırkçı oluyoruz. Hepimiz kesinlikle gizli ırkçılarız. Belki de sadece bir sebepten Hitler'i cesaretinden dolayı tebrik etmek gerekir. En azından uyguladığı nefreti gözümüzün içine sokarak uyguladı. Şu an dünya artık daha "zeki". Bunu gizli yollardan yapabiliyorlar. Kapitalizme yükleniliyor. Çünkü kapitalizm suç değil. Ama komünizm çoğu yerde öyle. Özellikle doğduğum ülkede.

"Bulaşıklarım artık yemekten patlama derecine gelmiş bir göbeğe benziyor. Mutfağın düğmelerini açma zamanı."

Hiçbir şeyi savunmuyorum. Sonu -izm ile biten şeyleri dert etmiyorum. Çünkü bunların hepsi ayrımcılığa sebep oluyor. Oldukları yerde dursalar sorun yok. İnsanlar onları sevse, biraz benimsese bir şey olmaz. Ama bütün düşünceler artık holiganlığa sebep oluyor. Hiç durmadan zihinlerimiz ve bedenlerimiz körükleniyor ve zorlanıyor. Dünya artık çok daha zeki. Bir bilinç nasıl yok edilip sonra bir sisteme uygun şekilde yaratılır biliyorlar. Biliyorlar ve uyguluyorlar.

Öte yandan hepimiz evrensel ahlak yasasının köleleriyiz. Ama köle görüntümüz altında, aslında hepimiz isyankârız. Ama bencilliğimiz ile. Bizim dışımızda gelişen olaylara karşı gelirken, aynı olay bizim olduğunda o olayı benimsiyoruz. Çünkü hiçbir şeyi bilmiyoruz. Neyin ne olduğunu anlamıyoruz. Terimler yerleştiriyoruz, düşünceleri kutulara koyuyoruz ama onlara nasıl davranılması gerektiğini bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmiyoruz. En yüce bilginliğe sahipken hâlâ bilginin ne olduğunu bilmiyoruz. Duygunun ne olduğunu bilmiyoruz. Yazık ve çok yazık. Devlet yapısına karşı geliyoruz, birbirimize karşı geliyoruz, dine karşı geliyoruz çünkü bunları güzel bir şekle sokmak zor olduğundan karşı geldiğimizi belirterek kolay olanı yapmış ve başkalarının gözünde farklı olmuş oluyoruz. Amaç sadece "olmak". Var veya yok önemli değil.

İnsanlığımdan vazgeçiyorum. Bedenimi bırakıyorum. Beden olmayı unutuyorum. Sadece akıl ile yol alıyorum. Sadece akıl, görme ve algılama ile yükselmeye başlıyorum. Beden olmak zayıflık. Önemli olan içini gösterebilmek. Sadeliği ve saflığı yalatabilmek sahte olgulara. Yalatıp tadını aldırabilmek. Beden sadece var. Tanrı yalnız olduğumu biliyor. Ama siz, siz ise bir saniye kendinize gelemiyorsunuz. Bu yüzden öldürüyorsunuz onu. Olduğu yerde titriyor.

"Hava almam gerekiyor."

2

Bu sokaklar hiç yürümek istediğim şekilde olmadı. Çok fazla beton, çok fazla yapmacıklık var. Altında neyin olduğunu sorsak cevap alamayız herhalde. Ya dalga geçtiğimizi sanırlar, ki etrafımız alaylarla çevrilmiş, ya da cevap veremeden uzaklaşırlar. Çünkü halk arasında soru soran herkes anarşisttir. Yıkım istiyordur, yok etmeye çalışıyordur. Bu böyledir. "Neden?". Çünkü beyinler çoktan yıkanmış bile. Ve toprak. O güzel mis kokulu, üzerinde yatmaktan zevk aldığım toprak, artık betonun altında yatıyor. Biz öldüğümüzde peki nereye gideceğiz? Betona mı gömecekler? Beton mu atacaklar kürekle üstümüze? Belki de üstümüze bir bina daha dikecekler. Bazı insanlar bedenlerinin yakılmasını ister. Yakılıp denize savrulmasını. Oysa ben bu kirli şeyin hiçbir güzelliğe savrulmasını istemem. Yakacaklar ise ruhumu yaksınlar. Belki biraz gerçeklik bulurum rüzgârda. Belki biraz huzur.

"Sahile varmışım."

Çiçekleri, köpekleri ve ağacı buraya gelmeden görememem ne kadar acı. Utanmayacağız değil mi? Gerçi burada da pek bakımlı ve özenli değiller. Onlar da bıkmış artık. Anlıyorlar. Ne bu ciddiyet diyorlar. Veya ne bu ciddiyetsizlik. Bir olguyu uyguladığınızı düşünüyorsunuz; ciddiyet gibi bir şeyi, ama onun tam aksine gidiyorsunuz.

"Kafamdan bir seans parçası geçiyor."

Çimeni okşayabilmek için eğilmek gerekir. Doğanın önünde eğilmek, onu benimsemek gerekir. Yağmur dualara bakmaz. Yağmur özgürdür. İstediği zaman yağar. Ona kucak açmalıyız. Bitiyor gibi. Hâlâ "gibi"yi kullanıyorum, çünkü olabilme olasılığının çok yüksek olduğunu bildiğimden çok endişeleniyorum. Korkutan ve endişelendiren bitecek olması değil aslında. Yapamamış olmamız. Beceremedik. En basitinden, basiti anlayamadık. Çimeni sevebilmek için eğilmek gerekir. Ona sarılabilmek için uzanmak gerekir. Uzanıp gökyüzünü seyretmek. Tepende bir çatı olmadan. Tepende bir şey seni engellemeden. Gördüğüm bu çatı ise camdan oluşuyor. Öylesine bir cam ki asla kirlenmiyor ve görüntümü bozmuyor. Bu cam benim gözlerim. Görebildiğine geniş ve dürüst bir şekilde gösteriyor. Onunla birlikte düşünmeyi yürütüyorum. Düşünüp görüyorum, anlıyorum. Bu hayata aşina oluyorum.

"Sokaklar her zaman kalabalık ama boş."

Yedi milyara yakın nüfusun bir yüzü olarak, nüfusun diğer yüzleri arasında yürümeye çalışıyorum. Ağır hareketlenen ayaklar, kendi ekseninde dönen ağızlar ve aralarından kaçan cümleler; kıyafetler, makyajlar, ayakkabılar; biçimli-biçimsiz vücutlar, güzel dediğiniz insanlar, çirkin dediğiniz insanlar, serseri dedikleriniz, işe yaramaz dedikleriniz, adam olur dedikleriniz, doktorlarınız, iş adamlarınız, pezevenkleriniz, orospularınız, çocuklarınız, aileleriniz, egolarınız, zaaflarınız, korkularınız, yenilgileriniz, kazançlarınız, sahiplendikleriniz, sahiplenemedikleriniz arasından akıyorum. Düşünmeye vakit bulamıyorsunuz. Düşünmek nedir bilmiyorsunuz. Bu yüzden herkes yavaş hareket ediyor. Ben ise aranızdan akıyorum sadece düşünce olup. Ne egom var ne de sahiplendiklerim. Bir sevgilim bile yok çünkü insanları elemeyi sevmiyorum, birine özellikle "seni seviyorum" diyemiyorum çünkü hepiniz inanılmaz aynısınız. Bu inanılmaz aynılık içinde yaptıklarınıza inanamıyorsunuz, durmadan sürprizlerle karşılaştığınızı sanıyorsunuz, adına kader veya tesadüf diyorsunuz. Ben ise düşünce olarak akıyorum. Bacak aranızdan, kulağınızın arkasından, gözlerinizin içinden geçiyorum. Ben zamanı yavaşlatmıyorum. Düşündükçe hızlanıyorum. Hızlandıkça yaşıyorum. Bu hızı; dört tekerlek yerleştirdiğiniz bir makine ile elde ettiğiniz hızla karşılaştırmayınız. Veya alkol ve uyuşturucuya vurup, hayatı hızlı yaşamak ile kıyaslamayınız. Çünkü birçoğunuz uyuşturucuyu, ne olduğunu bilmeden kullanıyor. Sizin tarafınızda zaman giderek yavaşlıyor. Algılarınız, istekleriniz ağırlaşmaya başlıyor. Kaldıramıyorsunuz başta istediğiniz şeyleri. Fazla geliyor. Baş ederim diyorsunuz, ancak başınız sizi bırakıp gidiyor. Güzel bir taraf kalmadı dünyada.

Televizyon hiçbir şey anlatmıyor. Çok fazla konuşuyor, çok ve çok. Kitaplar da sıkıyor artık. Onlar da çok yazıyor ama kelimelerin birbirinden haberi yok, cümlelerin her biri başka bir sayfaya bakıyor. Politika ise büyük bir kaos. İnsan ne zaman hemfikir olmuş ki politika bunu sağlasın. Politika kim ki bir devletin sesi olsun. Kolay mı, herkes için konuşabilmek kolay mı? Ancak çok zeki ve ileriyi görebilen biri yapabilir bunu. Öyle değil mi Mustafa Paşa?

Gecem geldi. Rüya ve kâbus arasında seçim yap deseler bana uykusuzluğu seçerdim. Bir kuş ol deseler bana uçan bir yunus olmak isterdim. Bir balık ol deseler yüzen bir güvercin derdim. Hangi kara hayvanı peki diye sorsalar; zaten var olan en geri hayvan ırkına ait olduğumu görmüyor musunuz derdim. Yine de bir çelişkiyim ben aldığım nefesle. Aldığım nefes yaşam görüşümü yansıtmıyor. Bir çelişkiyim ne olursa olsun. Sıkışmışım.

Sayı: 28, Yayın tarihi: 25/07/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics