MaviMelek
Hermes Kitap
"Biri, ezildiğini hissederken yüreğinin, / hâlâ ezgiyle doldurur kulaklarını, / ezgiler, son sancıları…" Rilke

[Öykü]"Dostum Sinek" | Ruhşen Doğan Nar

Dostum Sinek | Genco Demirer

"KENDİMİ BOK GİBİ HİSSETTİM"

O gece dostum Sinek'in ısrarları sonucu dışarı çıktım. Eğer o olmasaydı dışarıyı bir kenara bırakın odamdan dahi dışarı çıkmazdım. Ama dost için çiğ tavuk bile yenirmiş. (Acaba vejetaryenler ne yapar bu durumda?)

Sinek'le dostluğumuz birkaç hafta önceye dayanıyor. Kış gelip de dışarısı sinekler için yaşanmaz hale geldiğinde dostum Sinek ister istemez donmamak için bizim eve girmiş, özellikle benim odamı seçmiş; çünkü odam evin diğer bölümlerine göre daha iştah açıcıymış.

Odamdaki pisliklerle beslenerek kış gelmesine rağmen yaşamayı başarmış ve hâlâ başarıyor. Şu anda ben bunları yazarken bilgisayar ekranının üst köşesinde yazdıklarımı okuyor. Bir nevi editörlük yapıyor.

Nerede kalmıştık?

Evet, kış gelip arkadaşları çoktan toprak olmasına rağmen, o gayet rahat bir şekilde odamda yaşamına devam ediyor. Arada sıkıldığı oluyor, çekip gidesi geliyor; ama ben pencereyi açar açmaz dışarıdan gelen soğuk rüzgâr onu caydırıyor. Bazen kapana kısılmış gibi hissediyor, depresyonlara girip dışarıyı özlese de hayata devam ediyor, ilkbahara kadar yaşama umuduyla.

Eğer annem tarafından öldürülmezse veyahut hasta düşmezse bence ilkbahara kadar dayanır. Annemi uyardım dostumu öldürmemesi için, deli falan dedi; ama bence ikazıma uyar, ne de olsa beni çok sever.

Benden Sinek'e zarar gelmez, o da biliyor. Gerçi ilk karşılaştığımızda az kalsın onu öldürüyordum. Ne yapıyım bir sinek gördüğünüzde siz de saldırıya geçmez misiniz?

Ben genellikle sinekleri ilk önce elimle avucumun içinde yakalayıp sonra duvara vurarak öldürmeyi severim. Herkesin kendisine göre bir yoğurt yiyişi ya da sinek öldürüşü var, değil mi? Örneğin bazıları gazeteyi sıkı sıkı sarıp onunla sinekleri öldürmeyi sever. O zaman sineğin kanı oraya buraya bulaşabilir, kan görmeyi sevmeyen biri olarak bu yöntemi asla denemem. Benim yöntemim temizdir ve zordur; ilk önce çevik bir hareketle –ki bunu çoğu kişi beceremez– sineği avucumun içine hapseder, zar sallar gibi avucumun içinde sallarım; böylece iyice sersemler. Sinek avucunuzun içinde iyice sersemlemeli ki duvara fırlattığınızda bir taş gibi karşı koymaksızın duvara çarpsın. Eğer iyice sersemletmeden duvara fırlatırsanız –bunu genellikle acemiler yapar– sinek avucunuzdan çıkar çıkmaz kanatlarını sallayıp duvara çarpış hızını yavaşlatıp hayatını kurtarır. Ben de birkaç hafta önce –tarihi tam olarak hatırlayamıyorum– Sinek'i avucumun içine hapsettim; ama tam duvara vuracakken içimden bir ses yapma, dedi ve onu serbest bıraktım. O günden beri dostuz. Odamda yaşamaya başladıktan sonra başka sinekleri de odama buyur etti; ama onları tek tek yakalayıp öldürdüm. Ne de olsa bir odaya bir sinek yeter.

Şu anda Sinek yazdığım satırlara tiksinerek bakıyor; ama bir şey söyleyemiyor. Herhalde sinirlenip onu odamdan kovacağımdan korkuyor. Ama korkma Sinek dostum taş atıyoruz da kolumuz mu yoruluyor! Sadece seni öldürmüyorum ve sana bir şans tanıyorum. Sen de bana dostluk sunuyor, şu küçücük odamda beni yapayalnız bırakmıyorsun. Güzel bir pazarlık değil mi?

En iyisi o güne dönelim artık. Dediğim gibi Sinek'in ısrarları sonucunda dışarı çıkma kararı aldım. Mülö adında bir bayanla buluşmak için… Bu bayanla uzun zamandır internet üzerinden konuşuyordum; aramızda güzel bir elektrik vardı. (İnternet üzerinden elektrik nasıl oluyorsa artık?)

Şaka maka derken epey yakınlaşmıştık. Hatta ona kamerasını bile açtırdım. (Aman ne büyük başarı!) Tahmin ettiğiniz gibi internette dolaşmaktan başka bir şey yapmayan kadınların çoğu gibi çirkindi. Tek kelimeyle çirkindi. Başka bir benzetme kullanamıyorum onun hakkında. Ama her çirkin kadın gibi seksiydi. (O senin abazalığın olmasın insan kardeş?) Çirkinliği seksiliğini pekiştiriyor gibiydi.

Onunla buluşmak arada sırada aklımdan geçiyordu; ama sonra boş ver deyip vazgeçiyordum. Sırf seks için bunu yapamam, diyerek kendimi engelliyordum. (Korkuyordum desene.) Sonuçta aramızdaki ilişki (ilişkiye bak) sadece hoş beşlerle sınırlıydı. Ta ki o güne kadar…

O gün yılbaşı gecesiydi, dışarıdaki insan sürüleri içerisinde olmak istemiyordum; bundan dolayı her zamanki gibi evde kaldım ve annemle minik bir eğlence düzenledikten sonra odama geçip Sinek'le ve bilgisayarımla baş başa kaldım. (Hangimiz daha önemli senin için acaba?) Bir ara oturma odasına geçip annemle dansözleri mi izlesem diye düşündüm; ama yapmadım. (Onun yerine internette porno izledin.)

İşte bilgisayarımın başına geçer geçmez bahsi geçen bayanla mesajlaşmaya başladım. Yılbaşı gecesi olmasına rağmen onlarca kişi çevrimiçiydi. (İnsanlığın haline bak, kafeslerine tıkılmış bir sürü maymun.) Ama sadece onunla konuştum. Bir yandan meyveli pastamı yerken bir yandan da klavyede parmaklarımı dans ettiriyordum. Sinek'e de bir peynir parçası büyüklüğünde pasta ayırmıştım.

Yılbaşı anına bir saat kala o bayandan (Sanki onlarca bayanla ilişkin var da…) ilginç bir teklif aldım: Beni evine çağırıyor ve yılbaşı gecesini birlikte geçirmemizi öneriyordu. O anda aklımdan yüzlerce görüntü geçti. (Çoğu sapıkça!) Anladığım kadarıyla yalnızlık canına tak etmişti. Binlerin arasında kendini yalnız hissetmek çok kötüymüş. Öyle dedi. Ben de ona katıldım. Hadi o zaman gel, geri sayımı birlikte yapalım, dedi.

Acaba verir mi, diye aklımdan geçirdim. Çünkü vermezse boşu boşuna oralara gitmeyeyim, diye düşündüm. (Tam bir hayvansın. Sözde ben hayvanım; ama sen benden de hayvansın.) Benim için kadından dost olmazdı, iki kelime birbirine çok çok uzaktı. (Ondan kadınlarla geçinemiyorsun zaten!)

Yok, bu vermez; verse de kanser edene kadar diretir, dedim. (Korkuyorum desene paşa paşa.) Tam, üzgünüm gelemeyeceğim, diye yazacakken Sinek araya girdi ve saçmalama, diye bağırdı. Bu şansı bir daha bulamazsın. (İşte ben!)

Birkaç saniye düşündükten sonra Sinek'in haklı olduğuna karar verdim ve hemen geliyorum diye yazdım. Adresini aldım ve yola çıktım. Evi iyi ki yakınmış, kısa sürede ulaştım. Mülö, kamerada gözüktüğünden de çirkinmiş, yani sözün kısası epey çirkin. (Sen sanki mükemmelsin!) Ama kamerada gözükmeyen güzel yanları da varmış. Epey güzel yanları!

O geceyi kısaca anlatacağım: Geri sayıma kadar alıştırma muhabbetleri yaptık. Esprileri hiç komik olmamasına rağmen bol bol güldüm. Manalı manalı gözlerine baktım. Elimden geleni yaptım yani. (Ne çok şey yapmışsın?) Zaten geri sayım yaklaştıkça biz de yakınlaştık. Aramızda harbiden bir elektrik oluştu. (Elektrik, elektrik, elektrik… Başka kelime bilmez misin?) O elektrik dakikalar geçtikçe gözle görülür şekilde bizi yaklaştırdı. (İçtiğiniz üç şişe şarap olmasın o sizi yakınlaştıran!)

Geri sayımı sarmaş dolaş yaptık ve akabinde öpüşmeye başladık. (İğrenç!) Uzun bir öpüşmeden sonra yatak odasına gittik ve sonrası tahmin edilebilir. Ama söylemek istediğim birkaç şey var: Tasavvur ettiğim kadar iyi değildi; hatta hiç iyi değildi. Bir ara midem bulandı, az kalsın üstüne kusuyordum. (İlk seferde olur böyle şeyler, ilk kez gemiye binmek gibi…)

Sabah apar topar kalktım ve gittim. Bir selam vermeden… Ne yapabilirim, sabahları çok daha çirkinmiş. Evime geri dönerken kendime defalarca sordum: Bu mudur? İnsanların durmadan peşinde koştuğu, bu uğurda canlarını bile tehlikeye attığı şey bu muydu? (Evet, buydu. Ne sandın?)

İlk önce kendimi bok gibi hissettim; ama sonra şöyle düşündüm: Elma var elma var. Nicole için ben de canımı veririm. Herhalde çürük elma olduğundan kendimi kötü hissettim.

Eve varır varmaz Sinek'e her şeyi ballandıra ballandıra anlattım. Mükemmel bir geceydi de, süper bir performans çıkardım da… (Yalancı!) Aslında kornerden gol yemiş gibi bir hal içindeydim. (İlk defa duyuyorum bunu!)

Tabii o geceden sonra kadına olan bütün ilgim toz olup uçtu. Muhabbetimiz, selam, nasılsın, kendine iyi bak'a döndü. Ta ki bana gelmeyi önerene kadar! (Amma da şaşırdım.)

Demek ki o, yaşadıklarımızdan daha fazla haz almıştı. Bir kez daha istiyordu. Ya benimle evlenmek istiyorsa diye düşündüm ve kendimi orta sahadan gol yemiş gibi hissettim. (Benzetmelere bak!) Yok be, ne evlenmesi, sadece seks için diyerek kendimi avuttum ve önerisini kabul ettim.

Bugün bize gelecek. Hatta biraz sonra gelir. Umarım bu sefer daha çok keyif alırım yoksa küçük hasanı keserim. Valla keserim.

Ama bu sefer hazırlıklıyım. İnternetten işin sırrını aldım. İşin sırrı bu işi yaparken gözlerini kapatıp başkalarını düşlemek… O zaman dayanılır; hatta zevkli hale geliyormuş. İnsanların çoğu böyle yapıyormuş, birileriyle yatarken başkalarını düşlüyormuş, sanal gerçeklik gibi. (Trajikomik!) Benim gibi gözlerini açıp çirkinlikler abidesini göreceğine Nicole'u gözlerinin önüne getir ve bulutların üzerinde dolaş. Herkes bunu öğrenirken ben neredeydim?

Aha, kapı çaldı. Lütfen Tanrım, lütfen bu işten bu akşam keyif alıyım! (Ben de bari bir köşeye saklanayım; yoksa asıl ben kusacağım.)

***

Kahramanımız kapıya koştu, kapıya koşarken çoktan erekte olmuştu. Kapıyı açtığında kadının ne kadar çirkin olduğunun bir kez daha farkına vardı; ama olsun, dedi ve onu içeri buyur etti. Kadının ilk sorusu, evde kimse yok değil mi, oldu. Annemi postaladım, bütün gece yalnızız, dedi kahramanımız ve kadını öpmeye başladı. Kadın da sevgi oyununa katılınca ilginç sesler senfonisi başladı. Odaya vardıklarında sinek hemen bir köşeye uçtu ve orada gözlerini ve kulaklarını kapatıp işlerinin bitmesini bekledi. Ama o kadar çok ses çıkarıyorlardı ki sinek kulaklarını sıkı sıkı kapatsa da duyuyordu. İçinden, asıl hayvanlık bu, diyordu.

Sinek bir süre sonra sıkıldı; aslında meraklandı ve kenetlenmiş bedenlerin yakınına uçup olanları izledi. Şaşkınlığını oha diyerek seslendirdi. Vay anasını diyerek pekiştirdi. Yuh diyerek bitirdi.

Hasan'ın bu haline ilk kez şahit oluyordu. Normalde sakin, kırılgan olan dostu yatakta resmen bir canavara dönüşmüştü. Sinek olanları daha iyi incelemek için olay mahalline yaklaştı. Yakından daha iğrençmiş, diye düşündü. Allah'ıma bin şükür insan olarak doğmamışım, dedi.

Birkaç dakika sonra iki insan(!) böğürdü ve aniden her şey bitti. Bir anda! Hasan kendini yatağa attı. Nefessiz kalmıştı. Kadın da aynı durumdaydı. Gören iki dakika önce zabıtadan kaçmışlar zannederdi.

Kadının nefesi düzene girdiğinde ayağa kalktı. Banyoya gidiyorum, dedi. Hasan hâlâ nefes nefeseydi. Aklından spor yapması gerektiği geçiyordu. Tamam, koridorun sonunda, dedi. Kadın sakin adımlarla banyoya gitti. Arkasından da sinek banyoya girdi ve kadının banyo kapısını kapatmasıyla sinek banyoda tıkılı kaldı. Kadın banyosunu yaparken sinek onu iştahlı gözlerle izliyordu. Onu ısırmamak için kendini zor tutuyordu. Sonunda dayanamadı ve kadını göğsünden ısırmaya karar verip harekete geçti. Öyle yanlış zamanda saldırıya geçti ki, göğsüne konar konmaz kadının başından boca ettiği suyla kendisini banyonun ıslak zemininde buldu. Bir de şansına kadın onu fark etti ve iğrenç, diye bağırdıktan sonra ayağının altında ezdi. Kadının sesini duyan Hasan, merakından banyoya gitti ve o acı tabloyla karşılaştı. Dostu Sinek kanlar içinde yerde yatıyordu.

Ne yaptın sen, diye bağırdı. Sineği öldürdüm, diye cevap verdi kadın. Bunda büyütülecek ne var? Hasan gözyaşları içinde, o sadece bir sinek değildi aynı zamanda benim dostumdu, diye cevap verdi. Kadın, deli misin sen, dedikten sonra kurulanıp elbiselerini giydi ve sonsuza kadar onu terk etti. Deliler de hep beni buluyor, diye bağırdı kapıyı hızla çarpmadan önce.

Hasan ise saatlerce dostunun ölüsüne bakarak ağladı ve onun için bahçede anıt mezar yaptı. Annesi ona deli gözüyle baksa da anıt mezarın taşına şöyle yazdı:
Dostum Sinek!

Sayı: 34, Yayın tarihi: 24/01/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics