MaviMelek
"Biçimlerim ve ölümlerim sayılamayacak kadardı." - J.L. Borges

[Gökçeyazın] "Do Sesi’ni İşitmek" | Tuğçe Ayteş

Do Sesi | Ferit Edgü

"OKUDUKÇA AÇILMAYI BEKLEYEN ÇİÇEKLERE BENZEYEN ÖYKÜLER"

‘50 kuşağı öykücülerimiz arasında sayılan Ferit Edgü, eserlerinde yeni anlatım biçimleri arayan yazarlarımızdandır. Mesela Yazmak Eylemi'nde aynı olayı yüz bir farklı biçimde anlatır. Farklı tarzı biçimle sınırlı kalmaz, dilde de sadeleştirmeye gider. Kendi deyişiyle “minimal”dir. Ancak minimallik son dönem eserlerinde daha baskındır. Mesela, ilk basımı 1982 yılında yapılan Çığlık'ta öyküler daha uzun, daha ayrıntılıdır. Ama kitabın “İkinci Yaşam” bölümünde sadeleşme baş gösterir. (Ferit Edgü'nün 1999-2000 yıllarında yazdığı öykülerini içeren Do Sesi'ndeyse bahsi geçen minimalliği tam manasıyla görebiliriz. Daha önceki kitaplarına da göndermeler bulunan bu kitapta, iyice süzülmüş bir edebiyat bizi bekler.

Do Sesi, dört bölümden oluşur: “Ölüm Öyküleri”, “Yaşam Öyküleri”, “Saçma Öyküler” ve “Geçişler”.
“Ölüm Öyküleri”, adı üstünde, ölümün çeşitli yüzlerini yansıtır. “Yaşam Öyküleri”, hayatta olmanın zorluklarını da güzelliklerini de anlatan öykülerdir. “Saçma Öyküler”in adı yanıltmasın. Öykülere bakılırsa, saçma burada boş, alakasız anlamında değil “absürt” yerine kullanılmıştır. Albert Camus tarzı bir absürtlük belki de… Sisifos Söyleni'ndeki ikilem gibi. Ölümlü olduğumuzu, eninde sonunda yitip gideceğimizi biliriz ama bir yandan da yaşamaya devam ederek hayatımıza değer addederiz. Hayatlarımız anlamsızsa neden bir son vermeyiz? (Ferit Edgü'nün bazı öykü karakterleri de bunu sorar adeta.) “Geçişler” de Godot'yu Beklerken misali absürt ve de teatral bir metindir, ayrıca birçok ressam, yazar ve diğer kültür/bilim insanlarına ev sahipliği yapar.

Do Sesi'ndeki öykülerin hepsi tek tek incelenmeyi hak eden öyküler aslında. Ama burada aradan seçilen birkaç tanesinden bahsedilecek.

“Do Sesi”

Durdu, yutkundu ve bir Do sesi verdi, uzun, çok uzun bir Do sesi; uzadıkça Wagner'i, Beethoven'i, Mozart'ı, Bizet'yi, hatta Goethe ve Nietzsche'yi düşlediği, bu nedenle daha da uzayan bir Do sesi.” (s. 12)

“Do Sesi”, kitabın ilk öyküsü. Hastane odasında başlıyor. Yaşlı bir adam ölüm döşeğinde. Yaşlı bir kadın onu ziyarete geliyor. Aralarında eski bir aşk var belli ki. Adamın son isteği kadından bir do sesi duyabilmek. Kadın “eski günlerdeki gibi” öyle bir do sesi veriyor ki bu ses adeta iblisin peşine düşüp onu hastanenin dışına kadar kovalıyor. Adam, son bir öpücükten sonra kadını gönderiyor; çünkü öldüğünü görmesini istiyor. Durumun hazinliğine rağmen kadın gülümseyerek çıkıyor odadan. Nedeni yine öyküde saklı:
Gülümsüyor. Ölümü gördüm işte, diyor. Sonra bir kahkaha basıyor koridoru çınlatan: Ama nasıl da kaçtı Do sesinden. Bir daha semtime uğrayamaz artık.” (s. 12)

“Beklenti”, “Son Hece”, “Adlar”

Bu üç öykünün tek başlık altında olmasının nedeni, her birinde baba ölümü olması. “Beklenti”de ölüm döşeğinde olan anne, fakat ölmüş babaya (oğlanın babası değil, annenin babasına) kavuşma isteği var. “Son Hece”de çocuk “Buraya gelllll… Baban öldüüüü…” haykırışını işitir. “Adlar”daysa diğer iki öykünün karakterine nazaran daha yetişkin olduğunu tahmin ettiğimiz kişi, ölmüş babasını yad eder ve “onun, niçin insanlardan çok kuşlarla ilgilendiğini” anlar gibidir artık.

“İnsanoğlu”, “Masum”

Kitapta yan yana olan bu iki öykü birbirinin devamı gibidir. “İnsanoğlu”nda, avlanan biri ormanda karşısında hayvan yerine insan görünce tüfeğini indirir, ama “insankardeşi” bıçağını onun yüreğine saplar. Bu durum Hobbes'un “İnsan insanın kurdudur” sözünü hatırlatır bize. “Masum”daysa sanki bu bıçak saplayan “insankardeşi”n Savcı karşısındaki savunmasına şahit oluruz. Ona göre bütün insanlar masumdur. Tabii Savcı'ya garip gelir bu. Zira öyleyse, suçlu insan yok demektir. Sanıksa insanların suçsuz değil, masum olduğunu dile getirmiştir. Savcı onun idamını istemektedir ve bu savunma “masumu” kurtarmaya yetmez. Sonunda “yalnız kurbanlar yalan söylemez” der, belki gerçekten de masum olduğuna inandığına bir kanıt sayılabilir bu sözler. Ama Savcı bunu anlamaz.

“Dil”

“Sizlerin yazılı bir diliniz yoktu. Dolayısıyla anadilinizde yazamadınız. Yazmak için bir dil seçmeniz gerekti. Bu, sizleri hor gören insanların diliydi. Siz de onların diliyle onları hor gören öyküler yazdınız. Ortak dil denilen bu olsa gerek. Her ne kadar, ortak dil diye bir şey yoksa da.” (s. 37)

Kısacık bir öykü olan “Dil”, adı kadar yalın ve çarpıcı. Yazarın, doğuda kısa süreli yaptığı ama etkisini uzun yıllar, eserler boyu gösteren öğretmenlik deneyiminden bir kesit. Hakkari'de Bir Mevsim'de kocaman bir roman boyu anlatılanların bir nüvesi adeta.

“Kendiliğinden”

Bu öyküde “Do sesi” yine karşımıza çıkar. Öykünün karakterinin durumu belirsizdir, askıdadır. Kendi kendine vakit öldürür gibidir ve anlaşılan elinde avucunda da bir şey kalmamıştır.

Dönüp dolaşıp geldiğim yer burası. Kendiliğimden.
Bu kör nokta. Ekmek zeytin yiyip düşüncelere daldığım nokta.
Ah! bir baş soğanım olsaydı, dediğim nokta. Kendiliğimden.
Kant ve Spinoza ile tartıştığım nokta. Kendiliğimden.
” (s. 43)

Etrafındaki her şey yıkılır, dökülür, en azından karaktere öyle gelir. Öykünün sonunda karakterin bu kadar yokluk arasında bir de evinden atıldığını okuruz. Fazla eşyası olmadığından atılması da zor olmamıştır. Öykünün vurucu kısımlarından biri (“kendiliğinden” ve “kendiliğimden” kelimelerinin tekrarı dışında) bu eşyasının neler olduğunun tek tek sıralanmasıdır.

Çığlık | Ferit Edgü“Özellikle”

Bu öykü, Çığlık kitabındaki “Yazar ve Yazman” öyküsünü hatırlatır. O öyküde yazar, yazıyı yazan yönünü ayrı bir kişi olarak duyumsar ya da aktarır. Daha en baştan ekler: “Ama yazmanımın garip bir de huyu var: Yazarken söylediklerimi değiştiriyor.” Yine de yazdıklarını, yazmanının yazdığı gibi yayımlamayı sürdürür. “Özellikle”de de bu öykünün neredeyse çözümlemesi çıkar karşımıza.

İnandırıcı olmak gerekmiyor mu?

Sözcüklerin sesini dinlemek. Kalemin sesini dinlemek.
Ve (tabii) kendi iç sesini dinlemek.
” (s. 67)

Yani, “Yazar ve Yazman” öyküsündeki yazar da aslında yazma anında iç sesini dinler.

“Kaf”

Kaf ismi bu öyküde hem Kafka'nın ilk hecesi hem de Kaf Dağı anlamında kullanılmış büyük ihtimalle. Yazar, bir gece Berlin sokaklarında Kafka'yı görür. “Siz de mi oraya gidiyorsunuz?” diye bir soru sorar Kafka. Ama yazardan olumlu yanıt alınca aynı istikamete gidemeyeceklerini söyler. Ferit Edgü bazı okuyucular ve eleştirmenler tarafından Kafka'ya yakın bulunan bir yazar. Bu öykü aslında yollarının ayrı olduğunu anlatıyor da olabilir, Kafka'ya bir saygı duruşu da. Tabii Kafka'nın kendini ulaşılmaz gördüğüne dair bir ima da ihtimal dahilinde.

“Yürekli”

“Yürekli”, kitaptaki en olumlu ya da başka bir deyişle güçlü öykülerden birisi. İnsanların hayata karşı seyirci kalmalarını, üstüne üstlük denemekten korkmayanları nasıl yadırgadıklarını Ferit Edgü, usta bir şekilde anlatıvermiş birkaç satırda.

Bu akıntılı sularda kimsenin uzun süre yüzemeyeceğini, en usta yüzücülerin bile hiçbir zaman kıyıya varamayacağını sana söyleyen olmadı mı?
Söylediler, ama ben gene de deneyeceğim.
Ne büyük bir saçmalık bu!
Olabilir. Ama ben buraya da, deneye deneye vardım.
” (s. 78)

Burada akla, Sartre'ın deneme özgürlüğü bahsi geliyor. İnsan seçimlerinde özgürdür. Diyelim ki şu anda bir pilot değil de müzisyensem bu, pilotluk yerine müzisyenliği seçtiğim içindir. Mükemmel bir müzisyen olsam da, aynı şekilde mükemmel bir pilot olmayacağım anlamına gelmez bu, ama şu durumda bunu bilemem; çünkü seçmediğim için yalnızca bir olasılıktır. Bir seçimi gerçekleştirme ihtimali her zaman içimde, denemekte yatar.

Bu küçük ama zengin öykü önceden, Çığlık'taki “Yusuf'un Utkusu”nda örneklenmiştir. “Yusuf'un tutkusu uçmaktı.” Yusuf bunu gerçekleştirmek için yıllarca uğraşır. Bu seçim ömür boyu kendini adamayı gerektirir. Yusuf da öyle yapar. Bir uçar, başarısız olur, tekrar dener, iki uçar, başarısız olur, tekrar dener… Her seferinde yılmadan nerede hatası, eksiği olduğunu araştırıp bir dahaki sefere yeni umutlarla girişir. (Bu arada karısı onu hep destekler.) Hayatta başka bir şey yapmaz. Bir deri bir kemik kalır. Ama uçmayı kafasına koymuştur bir kere. Uzun yıllar ve denemeler sonucunda Yusuf nihayet uçmayı başarır. Hatta basın mensupları bile bir insanın uçup uçamayacağını çekmek için akın eder. Ama Yusuf geri dönmeyince giderler. Anlatıcı, Yusuf'un karısına yaklaşıp kocasının dönüp dönmeyeceğini sorar. Karısı da bilemez bu sorunun yanıtını. Fakat ona göre, Yusuf yirmi yıldan sonra uçabilmişken bunu gidebildiği kadar sürdürecektir.

“Geçişler”

“Geçişler” de başta belirtildiği gibi absürt tiyatroyu, Godot'yu Beklerken'i hatırlatan bir öykü, daha doğrusu metindir. Bir ressam girer, bir yazar çıkar, bir bilim insanı girer, bir gazeteci çıkar. Oturan oturduğuyla kalır, kalkan dönmez. Muhabbetler bazen kısır döngü halini alır, bazen hiç muhabbet açılmaz. Bu metin, büyük ihtimalle Ferit Edgü'nün bir yandan yeni tarzlar denerken diğer yandan da saygı duyduğu isimleri andığı bir geçit törenidir. Hatta Kuzgun'un “Hayata dönmem gerek,” demesinden metnin geçtiği kafeyi Araf olarak da görmek mümkün. En sonra Abidin Dino'nun “devrim oldu”ğunu haber vermesi, metnin en başındaki 1960 baharından yola çıkarsak, 27 Mayıs 1960'ı hatırlatır. Ferit Edgü bu tarihe “darbe” demeyi tercih ederken, karakteri bunu “devrim” olarak nitelendirir.

Ferit Edgü'nün deneysel bir çalışması sayılabilecek Do Sesi, yukarıda da bahsedildiği gibi, yazınımızda minimal öykülerden oluşan bir kitap olarak yerini alır. Mesela, yukarıda bahsedilen öykü kitabı Çığlık'la aralarında öykü uzunluğu, diğer bir deyişle sadeliği hususunda belirgin farklar var. Do Sesi'nde tek cümlelik “Çaresiz” öyküsünden tutun, kitabın en uzun, hatta belki tek uzun öyküsü “Geçişler”e kadar Ferit Edgü'nün hâkim kalemine şahit oluruz. Sadelik derken de yanıltmasın: Öyküler sadeleşirken bir yandan da yoğunlaşmış, imgeler artmıştır. Dolayısıyla, bir öz olarak karşımıza çıkan bu minimal öyküler okudukça açılmayı bekleyen çiçeklere benzer. Ya da ölüme meydan okuyan bir Do Sesi'ne…

~~~
Do Sesi
/ Öykü
Ferit Edgü
Yapı Kredi Yayınları, 2002, 91 s.

~~~
Sayı: 48, Yayın tarihi: 15/09/2010

Satın al
Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics