MaviMelek
Hermes Kitap
"Kestik artık umudu / yağmurdan / yürek biçimini / alsa da gökyüzündeki / küçük bulut." Bulut / Sunay Akın

[Öykü]"Devrim" | Safa Fersal

Devrim | Sinan Çakmak

 

"BİR RUH ÇİFTÇİSİYİM"

sunay akın'a

Bir gün tarçın'la bahçede oturuyoruz.
güneşli bir akşamüstü şarap içiyorum.
bir martı, gelip tam karşımdaki çeşmenin yalağına konuyor.
tarçın huysuzlanıyor, tasmasından tutuyorum.
"hişşt, martı kardeş!" diyorum, bir yanıt vermiyor.
birkaç tüyünü bahçemde bırakarak uçup gidiyor. kanatları havayı yoluyor adeta; ama
gagasından bir takvim yaprağı düşüyor.
Tarih: 6 Mayıs 19…
Süzülen yaprağı yakalıyorum. arkasından bir şiir. bildik, tanıdık,
ustaca yazılmış dizelerin ördüğü, "DENİZ" şiiri.
okyanusları yoran, rotası "devrim"e yönelmiş "YUNUS" şiiri.
içiyorum, yağmur yağıyor; fark etmez… yağmur, doğanın en zarif sunuşudur, toprağın atasıdır.
ki, beslesin umudun köklerini.
onun için yazılan şiirlerde unutulur, edebi metinlerde de:
yağmur dünyanın sevincidir.
5-10 damla su için mecnun leyla'sını terk edebilirdi çöllerde.
çünkü su, "aşk"ın beslenme çantasındaki en gerekli duygu malzemesidir. kim ne derse desin, ben yağmurda hep mutlu olmuşumdur.
bu yüzden bir ruh çiftçisiyim oldum olası.
"tarçın, kalk limana gidelim" dedim, "bu şarap, tek başına içilmiyor yanında balık da ister" dedim.
o da zaten dünden razı.
gidip, kendimize bahar almalıyız. çiçeklerimiz olmalı saksılarda, hayal yangınlarından renk almış; o ırmak kenarında sevinçlerimizle yıkanmalıyız… havalar soğur, ağaçlar üşür ben kuzineyi yakarım, sen gidip bir köşede uyursun. iklim değişmiştir. sevgilimi beklerim, küçük memelerindeki iki zeytin çekirdeğini öperim gelirse… kirpiklerindeki hançerleri karnıma batırır… ürperirim, koynumda kan damlaları… bir kız geçer penceremin önünden, bir kez olsun bana bakmaz. senin için kurduğum alegoride tahrik olur şiirim, dizelerini ersuyumla göğüslerinin arasına boşalırım.
parmak uçlarınla binlerce çocuğa dokunursun.
"hadi kızım koyulalım yola."
hepimiz her şey tarafından sömürülmek için yaratılmışız.
gökyüzü bizim değil aslında; deniz, avuçlarında balık pulları
inciler gibi sıralanmış balıkçıların değil.
annenin dün can çekişerek öldüğünü söyleyeceğim sana tarçın…
seni bana emanet edip bir çöp kamyonunun arkasında gitti.
ona bir isim bile bulamamıştım.
limana inen merdivenlerin başındayız. yaprakları dökülmüş erik ağacının gövdesine yaslanıp sigara yakıyorum. birkaç karga buldukları cevizleri kırılsınlar diye taş merdivenlere atıyorlar.
hava serin mi serin, hafiften keşişlemeye döndü rüzgâr. deniz sevdiğim kadının saçları gibi büklüm büklüm, karanlığın yanağına dökülmüş.
"sahi ben kime âşığım?"
mendirekteki iki çakarın ışıkları kırmızı ve yeşil süslüyor barınağı; son balıkçı teknelerinin sesleri pıt pıt yaklaşıyor.
merdivenlerden aşağı iniyoruz. bir jandarma eri elinde 5-6 kiloluk balık poşetiyle yukarı çıkıyor. tarçın'dan ürküp şöyle bir kenara siniyor.
"merhaba asker" diyorum.
keşke cemal süreya'nın şu dizesiyle yanıt verse:
"ben asker değilim, nişanlıyım."
ama o, tedirgin bir sesle soruyor:
"kirve ısırmaz di mi?"
"hayır."
"cigaran var mı?"
paketi uzatıyorum, içinden bir dal çekiyor, dudaklarının arasına yerleştiriyor; belli ki ateşi de yok. çakmağı uzatıyorum, avuçlarını perdeleyerek yakıyor cigarasını… benim paketi cebine atıyor.
"memleket nere asker?"
"geç kaldım" diyor. hızla merdivenleri çıkarken birden duraksıyor.
"sen yakup'sun di mi?"
ve yanıtı beklemeden koşar adım uzaklaşıyor.
ben de,
"evet, 'çağrılmayan yakup'um" diyorum ve bir cansever şiiri okuyorum içimden.

***

son balıkçı motoru da yanaşmış. tayfalar balıkları istifliyorlar. madrabazlar kıyıda, istiflenmiş sandıkları sayıyor.
AVCI adlı tekneye bodoslama bağırıyorum:
"cihan!.."
ses yok (tarçın, çiçeklere konamayan hırsız arılar gibi huysuz).
"cihan!"
sonunda bir yanıt; sintinedeki suyu boşaltan balıkçının kafası görünüyor:
"efendim kemal abi!"
"az önce yakup değil miydim? belki de yakuplar çift yaratılmışlardır…"
her neyse…
"abi, mezgitle tekir var…"
ağzına kadar balık dolu poşeti uzatıyor.
"sağol kardeş" diyorum ve elimi cebime sokuyorum para vermek için. "yapma be abi" dercesine gözümün içine bakıyor. dişi bir köpekle oynaşan tarçın'a bağırıyorum:
"haydi kızım!"
takılıyor peşime.
diri adımlarla merdivenleri çıkarken, balıkları yokluyorum, iri iri mezgitler ve tekirler. rüzgâr karayele dönüyor, iliklerime kadar titriyorum; aynı zamanda şunları düşünüyorum:
tam şuraya 2- 3 mil açığa yüzeceksin, omuzlarına martılar konacak. Karanfil kokan gecenin sinesini kulaçlarken karşına dev gibi bir kâğıt gemi çıkacak. can yeleklerinde şair isimleri; güvertesine kar yağmış, huzmesinde ak-pak ışıklar. her yolcusunun bir şiir fısıldadığı, gelinlik giymiş umutların sancağında kızkulesi resmi zaferlerin soluğuyla dalgalanıyor.
son yenilmiş ama hâlâ muzaffer komutan şöyle haykırıyor:
"kim bilir kaç yunus görmüş
kaç deniz gezmiş!"
martin eden gibi, gökyüzünün AŞK incisini bulmak için, okyanus derinlerine dalan uğurböceği oluyorum.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics