MaviMelek
Hermes Kitap
"Doğru eğri her kural, zangoçlarının elinde yazgılaşıyor." Bir Çağ Yangını / Hulki Aktunç

[Retorik]Abdülkadir Öztürk

Peyzaj | Burak Erim

"Dervişin Rüyası; Dert"

"GİDENLER HİÇ ADRES BIRAKMIYORDU"

Mürşit kalbini yerinden çıkardı.
bir an gözleri susmuştu.
an'ı yakarış gibi soludu.
nefes alamadı, nefes veremedi.
sözleri sus olmuştu.
parmak uçlarına inen kelimeleri sildi aklından.
aklından indi parmak uçları.
bütün azaları yol, bütün yollar azası olmuştu.
karşısında dört derviş bulunuyordu.
gözlerine baktı dervişlerin.
her dervişin gözünde kara bir tahta duruyordu.
hayatından soruları sileli ne kadar olmuştu.
bir an kainat sustu.
birinci derviş, suskunluğunu acılarına katmış bir çığlık attı sessizce.
kimse duymadı, ama kara tahtada yazan ismi hecelemeden okudu mürşit.
"istanbul" dedi kalbinin bir köşesi.
ikinci derviş ateşten bir kor olmuş sesiyle çığlık attı.
dağ devrildi hecelerinde mürşidin adına xx dedi.
üçüncü derviş benim adımı okudu fısıltıyla.
sakladı sakladı kaybetti kendini benim yokluğumda; kayboldu, ama bulunamadı.
dördüncü derviş seni bağırdı.
yankı gibi geldi senin adın.
adın mıydı yazılan kara tahtaya yoksa can'ın mıydı bilemedi.
mürşit kalbini avuçlarının arasına aldı.
koyabileceği bir yer bulamadı.
ait olduğu bir yer var mıydı, bilemedi.

ve yürüdü dört derviş.
dört isimle…
sen ve ben ve mürşit ve dervişler yalnızlığımızı azık kılıp hem yol arkadaşı olduk bu yolda hem de yol olduk.
yürümek için çıktık yola.
yol ırmak oldu içimizde.
bulanmadı ama ab-ı hayat olmadı.
ne kandık ne de kandırıldık.
ırmağın dudaklarına kondurulmuş okşayış olduk.
yürüdükçe susadık toprağın damarlarında.
hep bir iz bıraktık yatağımızdan anlaşıldı.
masum ölüler gibiydik ayrı kalınca.
ayrılık döşeğinde ağrılar bıraktık.
bilen sustu bilmeyen bilinmezi sır eyledi.
mürşidin dilinde bal olduk.
dilimiz susunca da tatlandı.
fakrımız bedenlerimizi yakmadan aydınlanmadı geceler.
her fısıltıyı o bildik ve tanıdık ruhumuzu…

her birimiz yalnızdık.
nefeslerimizle can alır can verir idik bu yolda.
mürşit kalbimize baktı, kalbimiz mürşide aktı.
bir vakitte onun gözlerinin tam orta yerinde bilinmez bir yol bulduk hepimiz.
ilkin istanbul çıktı yola sonra 1. derviş.
bildiğimiz bir bu kaldı yokluğun ortasında.
yolculuk idik biz yol olduk.
her şeyin adını biliyorduk ve her şeye yeniden başlıyorduk.
yeniden yaratılış gibi yaratılmasaydık bilir miydik.
biliyor isek yaratılmış mıydık "düşünemedik" ve biliyorduk ki düş'ünmek düşmekten geliyordu.
"düşündükçe üşüyorduk. üşüdükçe katılaşır mıydı cisim."

gidenler hiç adres bırakmıyordu.
ve bu yüzden çok zaman, ince tenimizin kokan elbiselerini çıkarmıştık.
yola bu yüzden çıkmıştık.
koku veren şey sineği severdi.
cesetlerimize yetişemezdik.
böyle dedik ve yola düştük.
ardı sıra dizildik bu kavşağın ortasında.
hüzünlü bir neşeyle mürşidin sesini işittik sonrasında;

- mürşit sordu sessizce dervişlere;
"bülbül güle gül dedi
gül bülbüle ne dedi?"
birinci derviş duraksadı
ve titredi kelimeleri dimağında
kalbine baktı "öl" dedi.
ikinci derviş hu'nun sesiyle sıçradı yerinden
tuttu tuttu da kalbinin dilinden kopartır gibi "ol" dedi.
üçüncü derviş bilemedi çekildi aradan.
dördüncü derviş boyun büktü, yutkundu,
gözlerini çıkardı yerinden
sükût geçti gitti dilimizden.

aşk idik aşık olduk ruh idik toprak olduk.
bedenimiz ruhumuzu tanıdı.
ruhumuz tanımadı bedenlerimizi.
çamurlu bir su üfledik genzimizden.
ilkin mahşeri bir gürültüyle karşılaştık.
can vermeye nefeslerimiz yetmedi. çırpındık çırpındık.
çıkmadı çamurun izi alınlarımızdan. aynalara gebeydik.
sırr-ı kadim bildik beden ırmağının her bir kolunu.
şaşkınlığımız zamanın ritminde kaldı.
tuhaf ve bir o kadar da yalnız eller gördük uçurumlu zihinlerde.
nida değildi bu ziyası yoktu.
hayret; her kuyunun bir delisi vardı biz abdal olsun istiyorduk.
mabetler bedenlerimizdi.
Yüksek, çok yüksek kaldırımlar gördük dağlar kadardı.
akıl tutsaklıktı bilmiyordu kendini.
ama bilmeyen o değildi.
kibrin toprağında yeşeren çiçekler bile kokmuyordu.
bir sen vardın oysa. bir ben olmalıydı.
ve istanbul tüm yarenlerini geride bırakıp düş'tü yola… düşen her şey kırılır…

mezarların gölgesiyle yutkundu geceyi istanbul…
ağzı raflı kelimelerin tozunu alarak bir yıldız kayması gibi bakındı mavi dünyamıza.
toprağı kalbine düşmüş.
hastalıklı bir tohum gibi geçiyordu günleri çok uzun zaman önce.
su veriyor ama yeşermiyordu kitap raflarında bulduğu heceler.
onları bitmez bir gayretle nemlendiriyordu sözleriyle.
gözleriyle okşuyor ve fakat nefessiz kalıyordu göğün burçlarında.
kalbinin bir köşesinde yutkunan çiçekleri kendini biliş sanıyordu.
ellerini yokluyordu yokluğa o soğuk ellerini bulaştırıyordu.
kendinde kendini bulamıyordu.
yersiz yurtsuz kalmış tanrısını arayan bir peygamber gibi saklanıyordu karanlıklara.
bir şey arıyordu isimsizliğinde…

"gözlerim kapalı seni arıyorum
nerede bulurum ki ben"

hafif bir rüzgârla salındı yeryüzü.
ahşap gıcırtısı sürünmüş bir sokağın tenha köşelerinden yürüdü kumların üzerinden.
deniz kaşınıyordu ve telaş taşıyordu yüzünden… yeryüzünden…

hangi ısırılmış kuru ekmeğin kırıntısıydı istanbul.
yolda kalmış hecelere takılıyor adımları.
geceyi küstürmeden yürüyor.
iki büklüm bir yolun en son büklümünde buluyor şehrin insanlarını.
yorgun sabahın ellerindeki panik tufan gibi esiyor saçlarından.
düş görmüş gergedan gibi kaçıyor insanlar kendi'lerinden
kim bilir hangi mevsimde takılı kalmış zamanları.

nedensiz ağrılarına bir sabah, kırağı düşüyor istanbulun…
bir mevsim geçiyor parmak uçlarından.
gök havalanıyor kanatsız kalıyor.
kan renginde yarınlarıyla yere çakılıyor.
yıldızlar kayıyor gök-yüzünden.
eli kayıyor.
dili lal oluyor.
belki de bu yüzden geç kalmış düşlerden düşüyor cenin gibi.
buruşuk bir mayıs geçiyor sözlerinden…
hummalı bulantılarını kusuyor mütemadiyen…
irinli ağzından bayat harfler akıtıyor çinko ve asit kokulu. (siz okuyorsunuz)
kurşun döküyor bakır sahanlardan…
serseri bir siyaha, darağacının gölgesini saklıyor.
istanbul kendini arıyor gözyaşının mevsimsiz pınarlarında.
yakılan aşıkların yazdığı lahitlerde arıyor…

- kendini mi arıyor? bilinmiyor

 

Sayı: 34, Yayın tarihi: 24/01/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics