MaviMelek
Hermes Kitap
"En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek / Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek / Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine / Mutlu aşk yoktur" Aragon

[Hezeyan]"Dekor" | Hürehni Fırat Öncü

Plaits | Meredith

"YÜZÜMDE ŞEHİRLER YAŞIYOR"

Hava kararıyor. Sıradan bir olay, ama yanımda sen varsın ve hava sen yanımdayken kararıyor. İçimdeki kadınların ve erkekliğin adına çokça söz ediyor herkes senden. Güzelmişsin. Tanımıyor seni kimse. Yolda ters yürümek istediğini kimse bilmiyor; sarhoş olduğunu ve yudumlayarak geçmişini hayaller bağışladığını, kahveler dönüyor, masalar ve ırksız ama çok dilli barlarda ağladığını… Yüzüne bakıyorum, yüzündeki yolculuklara. Toprağına imge filizliyorum her gün, suyumla yeşertiyorum onu. Ama dokunamıyorum sana. Usulca bakıyorsun, korkaksın diyorsun sen.

"Sevişmek iki ayrı garnizondur," diyorum ve "şiirin bittiği yerdedir beden…" Cesaret diyorum /çok derin bir fısıltıymış gibi geliyor bana./ İki aktörmüşüz gibi. Biri öldürülen ve yaşam için kurgu dünyalarında aylak aylak gezen, biri ise ölüleri diriltmekle görevli tüm bunları ölüye sezdirerek yapan… Bunu görüyorum yüzlerimizde. Giydiğimiz elbiselere bakarak çözümlüyorum ikimizi. Söylemiyorum sana. Ölüyüm ve sen rock dinliyorsun, puşi takıyorsun, sizdenim diyorsun. Bizden olman gerekmez aslında. Rolümün gereği aldanıyorum. Gözlerinin içine düşmek isterken sadece "şiir" mi istiyorsun benden demek geçiyor içimden. Siz diyorum, siz feminizmi bilmeyen bayanlar için bazen bir şiir terzi gibidir. Yeni ve parlak galalar, özel geceler, doğum günü partileri için dikilmiş bukleli bir tuvalet gibi… Ve hiçbir şair, şiir yazan kim olursa olsun, bir moda tasarımcısı değildir. Duymuyorsun beni. Duyamıyorsun. Bağırıyorsun. Rammstein'i çok beğeniyorsun diyorsun; sigarayı bırakmanı istiyorum diyorsun, kızdığımı düşünüp çakmak verir misin diye soruyorsun. Uzatıyorum sana çakmağı ve buradan çok stratejik planlar çizmeye başlıyorsun. Oysa ikimiz de çok iyi biliyoruz bu hayatta geçmişimiz gibi bırakamayacağımız bazı nesnelerimiz mevcut. Kolyen mesela; kahverengi akikten… Tuhaf meme ucunu kesemezsin biliyorum, vazgeçemezsin ondan… Yüzüğüme takılıyor; siyah ama bana hep mavi görünen gözlerin. Timur diyorum. "Neeee!" içinden çıkıyor sesin.
"Timur," diyorum.
"Timur'un fili bu yüzük. Irklar, aynı ırka mensup liderler, kendi iktidarları için kendi ırkdaşlarını öldürürler," diyorum. "Buraya baktıkça bir ırka mensup değil ama birçok kültüre sahibim, bu yüzük bunu anlatıyor."
" Haklısın" diyorsun. Bugüne kadar çoğu kişinin bildiği ama sana anlatılmayan şeylerden bahsediyorum, bu beni sana yakınlaştırıyor. Mıknatıssın ve masallarımı topluyorsun; bir kumbara gibi. Kaşım dışında vücudumda hiçbir yeri beğenmiyorsun. Sırıtıyorum sana. Bana bakıyorsun aval aval. Buraya tarihi taşıyorum diyorum. Yüzümde şehirler yaşıyor. Her bir yerde bir manzarayla; o ülkelerin çalıntı şehirlerinin içinde özlüyorum yine onları. Yaşadığım hiçbir şehir kendi adıyla söylenmedi, şehirler başka şehirlere düşman gösterildi, şehirler birbirleriyle kavgalıydı, evlenmedi şehirlerimiz, onun için şehirlerimden birinde yine o şehri özleyerek yaşadım ben. Mıknatısını devreye sokuyorsun. Evet, ilginç ve çok sanatsal bir şey söylemiş oluyorum sana.

Bir şehrin içindesin ve yine o şehri özlüyorsun demek. Bir psikolog gibi içinde bir yerinde bana ait bir not defterine karalıyorsun, inandırıcı gelmediği için metinlerin tarzlarını deneyerek yazıyorsun tüm bunları.

Gözüm küçülerek bakıyorum. Aldığın her nota tepkim ne diye bakmıyorsun tekrar. Tekrar gözlerimin içine bakıp bu nota ve masala tepkisi ne bu masalcının diye hiç düşünmüyorsun. Görevini hiç iyi yapmıyorsun ve bu görevi kendine sen verdin. Ben duygularımın hiçbirini notere vermedim. Bunu sen söyledin diye asla konuşamazsın. Ama konuşuyorsun. Anlatıyorsun beni insanlara. Umurumda değil onlar, onlar sağlamıyor beni, onlar kendilerini izlemeyi bilmedikleri için başkalarını izleyerek yaşayanlar. Hayret, bu seni hiç rahatsız etmiyor. Oturup –oturuşundan fark ediyorum– seni ne kadar sevdiğimi söylüyorsun onlara, şiirler yazdığımı. Hatta öldüğümü bile düşünebilirsin senin için. Arabesk takılıyorsun her halükârda. Arabesk bir tarz istiyorsun benden. Sadece beni dinlediğin için ve her şeyini bildiğim için ve noterletmediğim için seni seviyorum, hatta sevmiyorum, yanındayım sadece sakin ve bir su gibi anlatıyorum kahramanlarımı, oyuncaklarımı, düşüncelerimi. Ölümüm üzerine dua okuyorum her seferinde. Sesin geçmişe bir öpücük yolluyor sadece. İzlemeyi seviyorum seni. Sana bakarak ne kadar saf olduğumu düşünüyorum. Bir zamanlar tüm ellerin, göğüslerin, saçların birbirine ne kadar da benzediğini hatırlatıyorum kendime. Çıkıyoruz. Öpüşüyoruz. Her geçen gün öldürerek kendini ve farkında olmadan gülerek yürüyüp gidiyorsun ve artık gidenlerin ardından bakmadığımı fark ediyorum; susuyorum, içim susuyor. Senden sonra banyoya çekilip sigara yakıyor saatlerce aynaya bakarak, sana söyleyemeyeceklerimi yüzüme bırakıyorum. Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü bir müzisyen gibi okuyarak duş alıyorum. Bırakıyorum orada, bir daha buluşmamız için gerçeği ayraçlıyorum. Yorganımı ve kendimi yüksek, ulu bir dağ gibi kıvırarak yatıyorum; gece beni izliyor, ben geceyi izliyorum seni izlediğim gibi.

Ve biliyorum aslında her gece bir öncekini tekrarlıyor. Şimdi bunu öğreniyorum. Seneler önceki yanılgıya düşmeden nasıl eller, göğüsler ve saçlar aynılaşıyorsa artık yıldızlar da ay da rüyalar da aynı masalın dekorular… Anlatamam bunu sana; dekor için yaşayanlar dekorun nasıl bir şey olduğunu bilemezler.

Sayı: 35, Yayın tarihi: 26/02/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics