MaviMelek
"Rüyalarımı göm, mutsuzluğumu kazıp çıkar / Ah, Tanrım, / Neden önce melekler düşer?" Angels Fall First / Nightwish

[Gökçeyazın] "Dekadans Geceleri" | Hasan Uygun*

Dekadans Geceleri | Hikmet Temel Akarsu

"KIRILGAN RUHLARIN GRİ ŞARKISI"

Hikmet Temel Akarsu, neredeyse bütün erdemlerin kapılarını bir daha aralıyor, kuşkulu bakışların tedirginliği altında insanlığını sorguluyor, yaldızlarla süslü hayatların balonlarını patlatıyor.

Büyük hayaller, büyük altüst oluşlar yaşadık. Üzüldük, kırıldık, çiğnendik, kabuğumuza çekildik. Bizi anlamadıkları yere gözyaşlarımızla birlikte umutlarımızı gömdük. Geri çekildikçe içimize kapandık, kapandıkça kapana kısıldık; yalnızlaştık. Oysa ne de kolay inanmıştık, 20. yüzyılın iletişim çağı olacağına.

Berlin Duvarı'nı yıkmış, Çavuşesku'yu alaşağı etmiş, sınırları kaldırmış, uzun zamandır birbirine hasret, iki uzak akraba gibi kucaklaşmıştık bir an için sahte bir duyguyla; artık ideolojilerin bittiğini ilan ederek.

Küreselleşen yenidünya düzeninin gündemimize dahil edildiği 2000'li yıllara girerken, 1900'lü yıllardan beri taşıdığımız bütün erdemleri de terk ettik. İdeolojilerin bittiği yerde, her şey ticarete havale edildi. Hepimiz bir şeyi satmanın telaşına düştük. Ve gelişen iletişim imkânları sayesinde oldukça kalabalık, büyük bir dünyada herkesle bu kadar yakın olduğumuzu düşünürken, içsel mesafelerin uçurumlara dönüştüğünü, uçurumların dibindeki yalnızlığımızı bir türlü göremedik. Bu yüzden egolarımızı kuşandık; ikiyüzlülüğümüzü, sahtekârlığımızı; karşımıza çıkanı devirdik, hesap sorduk; bir gün olsun hesap vermek istemedik. Ya gözümüze görünmeyenler? Üstüne bastıklarımız, ezip geçtiklerimiz, kuruttuklarımız, acımasızca savurduklarımız, öldürdüklerimiz; içinde insan olmanın, varoluşun acısını en derinden hissedenler; yani o kırılgan ruhlar…

İnsan bencilliğinin altın çağını yaşadığı günümüzde kırılgan ruhlara ne oluyor peki?

Sabun olmuyorlar belki, evet; ama her seferinde biraz daha başlangıçtan uzağa savruldukları kesin. Günümüzde bu kırılgan ruhlar daha da derinden kabuğuna çekilmekte, kendilerine gönüllü bir sürgün hayatını reva görmekte, böylesine itiş kakış bir dünyada var olmaktansa, kendi pimini çekmeyi hayal eder hale gelmişlerdir.

Kaybeden olmak, 90'lı yılların bu moral çöküş döneminin yarattığı sosyal bir durum. Ya da kayıp olmak. Sesini kaybetmek. Yaralı bir kurt gibi, cangılın ortasında çığlık çığlığa uluyarak sesini duyurmaya çalışırken, ormanda hayvanlar cümbüşte…

Sanat, hayatın ve insanın bir aynasıysa eğer, bütün büyük kayıpların, altüst oluşların, yıkımların, savruluşların ya da başlangıçların olduğu gibi, bu dönemin de edebiyat, kültür-sanatta yankısını bulmaması beklenemezdi. Nitekim 90'lı yıllara geldiğimizde, oluşmaya başlayan kaybeden dili, "Kaybedenler Kulübü"nün etrafında başlayan hareket, edebiyata da damgasını vurmakta gecikmedi. Bu akımdaki öncülüğüyle Hikmet Temel Akarsu, 90'lı yılların edebiyatını derinden etkilemiş önemli bir yazardır. Küreselleşen yenidünya düzeninin getirdiği yeniliklerin, gitgide daha çok yalnızlaşan bireyin ruhunda yarattığı travmaları, kırılmaları ve çöküntüyü işlediği eserleriyle belleklerde silinmez izler bıraktı. Rock'n Roman adını verdiği yeni bir türde yazdığı "İstanbul Dörtlüsü" adlı roman serisiyle marjinal gençlik çevrelerinde sarsıntılar yarattı. Yeni düşünsel açılımların kapılarını araladı. Sadece romanlarıyla değil, hiciv, öykü, deneme, makale, senaryo ve oyunlarıyla da Türk Edebiyatı'nda ayrıksı bir duruşun temsilcisi oldu.

Sanatçılar dünyanın dertlerinden uzak kalamazlar. Belki birçoğu bunun farkındadır ya da değildir, ama onları asıl yaratıcı kılan da her şeyi kendilerine mesele edinmeleridir herhalde. Hatta acı çeken toplumla birlikte acı çekmeleri de buna dahildir.

Sanatçının dünyanın dertlerinden uzak kalamayacağının günümüz örneklerinden biri olan Hikmet Temel Akarsu, "edebiyat sosyetesi"nin çorak kültürel ikliminin ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemde, bir çığlık gibi düşen yeni kitabı "Dekadans Geceleri"yle yeniden gündemde. Neredeyse bütün erdemlerin kapılarını bir daha aralıyor, kuşkulu bakışların tedirginliği altında insanlığını sorguluyor, yaldızlarla süslü hayatların balonlarını patlatıyor Akarsu yeni kitabında.

Rock'n Roman serisinden sonra Telos Yayıncılık'tan yayımlanan ve fantastik edebiyata yeni bir yaklaşım getiren "Ölümsüz Antikite" roman serisi ise, yazarın çok yönlü yazın serüveninin bir parçası. Antik Yunan mitolojisinin en çok ilgi çeken karakterlerinden yola çıkarak, bu karakterleri günümüz dünyasına uyarlayan yazar, eserlerinde insanoğlunun değişmez doğasına işaret etti sürekli; yani bencilliğine… Mükemmel kurgusuyla, günümüzün modern yaşamına dahil ettiği Antik Yunan karakterlerinin, hırs ve şiddet konusunda günümüz modern insanından hiç de farklı olmadığını ya da günümüzde yaşasalar olamayacağını gördük hep birlikte bu roman serisinde.

Bir süredir edebiyat eseri yayımlamayan ve en son "Babalar ve Kızları" isimli kitabıyla öyküye meyil veren romancı Akarsu'nun, yeni eseri de bir öykü kitabı. Öykünün tür olarak, popüler başlıkların dışında bir türlü hayat bulamadığı günümüz edebiyat ortamında, roman saltanatına karşı bir romancıdan böylesine bir sesin yükselmesi, elbette öykü adına sevinilecek bir durum. Bu tür adımların çoğalması, Cemal Süreya'nın tanımıyla "şiirin uzun saçlı kız kardeşi olan öykü"nün şiirle akrabalığını bir daha gündeme getirecek ve belki meraklı okurun uzak akrabaları araştırma ihtimali de yeniden doğacaktır. Yoksa bir tek ben miyim bu, sadece "bir türe hapis olmuşluk" duygusunu yaşayan?

Her zaman yeni açılımlar peşinde koşan bir yazar olarak Akarsu, bugüne kadar ana akım yayın organlarının baştan çıkarıcı çağrılarına rağmen, daima muhalif kültür alanlarında yer almayı tercih etti. Bu nedenle de kendine özgü, derinlikli bir okur kitlesiyle buluştu.  

Türk Edebiyatı'nın, yaptıkları her zaman merak konusu olan yazarı Akarsu, uzun bir dönemdir marjinal gençlik çevrelerinde soluksuz okunan, dilden dile dolaşan, sanal ortamlarda paylaşılan ve artık birer şehir efsanesi haline gelmiş olan öykülerini "Dekadans Geceleri"nde topladı.

Kurgu ile gerçeklik arasındaki meçhul ve tehlikeli sınırlarda geçmekte olan "Dekadans Geceleri" kolay kolay dahil olamayacağınız yaşamlardan tanıklıklar içeriyor.

Eser üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm kitapla aynı adı taşıyan Dekadans Geceleri.  Sadece içinde yaşadığımız toplum değil, tüm insanlık moral bir çöküntü içine düşmüş ve felaketler çağına adımlar atmakta olduğunu duyumsamışken, uçlarda yaşayan insanların kırık duygusallıklarından yola çıkılarak yazılmış, yüreklere işleyen kısa öyküleri içeriyor bu bölüm.

İkinci bölüm ise kısa bir roman gibi de değerlendirilebilecek, birbirini takip eden üç uzun öyküden oluşuyor ve ilk bölümden oldukça farklı bir üslupla ele alınmış. "Bozkır Uygarlığına Seyahat" adını alan bu bölüm yazarın alt başlıklarda da belirttiği gibi aslında Z Kuşağı'nın öyküsü. Dekadan yaşam tarzına eleştirel bir bakış olarak da değerlendirilebilecek bu uzun öykü, marjinal gençlik çevrelerini yer yer absürd, argo ve ironik bir anlatımla betimliyor.

Üçüncü Bölüm Yitirilmiş Hulyalar ise, kırık kalplerin, sönmüş hayallerin, savrulmuş gelecek düşlerinin hüzünlü bir dökümü. Bu bölümde Akarsu'nun, nasıl yazar olduğuna dair ipuçları veren naif bir çocukluk anısı da öyküleştirilmiş olarak yer alıyor.

"Dekadans Geceleri", çözülüşe doğru giden ve ağır bir darbe yiyeceği artık herkes tarafından görülen post-modern sonrası kentsel yaşamın düşüşünü vurucu öykülerle edebiyatın kayıtlarına geçiren muhalif bir yapıt. Edebiyat bilinci yüksek okurlarca ilgi ile karşılanacağı kesin olan değerli bir eser.

* Radikal Kitap, 22/02/2008

Dekadans Geceleri / Öykü
Hikmet Temel Akarsu
Varlık Yayınları , 2008, 198 sayfa

hasan@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics