MaviMelek
Hermes Kitap
"Akıl iradeden sıyrılır ve hür şekilde tüm şeylerin üzerinde dolaşırsa eşyaya verdiği anlamla birlikte gerçeğe döner." Schopenhauer

[Deneme]"Deha Üzerine" | Can Murat Demir

Aforizmalar | Arthur Schopenhauer

"SOMURTKAN RUHLAR"

"Delilerin yaşamı ölümden beterdir..."
(Jesus Sirach, 22,12)

Dünya üzerinde her insan farklı bir karakter barındırır vücudunda, bu adli tıptaki parmak izi gibidir adeta. Bu karakterler aynı hayatı farklı yönleriyle yaşar, fakat pek azı bu hayatı çekip sürükleyebilir, onu yeniden tasarlayabilir. Bu noktada bir ayrıma giderek tüm bu karakter ya da psikolojileri bir sınıflandırmaya tabi tutarsak karşımıza iki tip insan çıkar; 1) vasat insan, 2) dahi insan. Bu yazıda dehanın neyle ayakta durduğunun ve kendi içselliğinde neye sahip olduğunun altı çizilmeye çalışılacaktır.

Öncelikle olarak dehayı kısaca tanımlarsak; deha, güçlü bir iradeden ziyade güçlü bir akla sahip, yaratıcı bir zekâyla hayatı yeniden kurgulayan ve anlamlandıran ve var oluşunu bu şartlara bağlayan kişidir. Başka bir ifadeyle tüm duyularıyla kendi tasarımlarına kapanan ve orda yepyeni bir dünya yaratmayı arzulayan bir canavar.

Bahsi geçen özelliklere sahip olan kişi doğal olarak tüm bu niteliklerin verdiği ölçüde eserlerini ortaya koymaktadır. Unutulmamalıdır ki sanat eserleri zekâ fazlasının ürünleridir ve dehanın can alıcı farkı burada karşımıza çıkmaktadır.

Güç İstenci | Nietzsche

O tüm ruh haliyle tam bir melankoliye ve asık bir surata sahiptir; çünkü bu onun acıya olan meylinden ileri gelir. Bu konuda Aristoteles, dehanın psikolojisinin melankolik bir hava içerisinde cereyan ettiğini söylemiştir. Ayrıca Nietzsche, Schopenhauer ve özellikle Platon da dehanın somurtkan bir ruh haline sahip olduğunu sık sık yineler. Bunu iki kelimenin farkını vurgulayarak çok iyi betimlemişlerdir. Bunlar antik Yunandaki "Dyskolos" (somurtkan) ve "Eukolos" (neşeli) deyimleridir. Bu deyim çifti daha birçok düşünüre dehanın ruh iklimini açıklamakta yol gösterici olmuştur.

Aklını özgün olarak kullanabilme sanatı, dehanın başka bir yeteneğidir. Bu konuda bakın Goethe ne diyor; "Garip şekilde tüm dünyevi tasarımlardan arınmış bir zekânın kurgusu mevcuttur onda, bu onun özgün bir içgüdüyle hareket etmesinden kaynaklanır." İşte bu noktada onun farklılığı ve tüm çabasının çıkış noktası da bize göz kırpmaktadır. Eser dediğimiz de bu güdüyle yola çıkan aklın ve zekânın güçlü sezisiyle yarattığı değil midir?

Bir diğer başat özelliklerden biri de dehanın etkileme gücüdür, yani polemik iradesi ve retoriğe olan yatkınlığıdır. Dünyadaki tüm örneklere baktığınızda bu özellik göze çarpar. Bunların başında Hitler, Castro, Lenin, Mao, Mussolini, Napolyon, Gandhi gibi bazı devlet ve siyaset adamlarıyla, Goethe, Mozart, Beethoven, Wagner, Shakespeare gibi sanat dehaları gelmektedir. Tüm bu insanların başarılarının ve sivrilmelerinin arkasında büyük ölçüde bu yetenekleri yatmaktadır.

Onlar büyülü vücutlardır ve kan vücutlarında farklı bir renge bürünmektedir; yaratma aşkının rengidir bu aslında. Bu yüzdendir belki dehanın yüzyılda bir nadiren doğması.

Artı olarak deha iki tür akla sahiptir; 1) Öznel Akıl, 2) Nesnel Akıl. Bu önemli bir başka özelliğidir dehanın, çünkü sıradan insanlar sadece öznel akla ve onun getirdiği sürü çıkarlarına ya da kaygılarına sahiptir. Bu özgünlüğü sayesinde ayakta durur ve hem bu dünyayı hem de yaratacağı esere her zaman yakındır. Peki, öznel akıl ya da nesnel akıl ayrımında can alıcı nokta nedir? Tam olarak açarsak nesnel aklın tüm insanlığın, öznel aklın ise bilinen sıradan insanın kendi iradesinin hizmetinde olduğunu görmekteyiz. Bu da öznel aklın iradeye tamamıyla boyun eğmeyle eşdeğer olduğunun en büyük kanıtıdır.

Unutulmamalıdır ki sanat eserleri ortak bir mirastır ve insanlığa bırakılan bir hazinedir. Schopenhauer'ın müjdelediği gibi bir sanat eseri; "Dehanın zekâ fazlasıyla hazırlamış olduğu bir ürünüdür."(1) Bu ürünlerden birkaçı da felsefe, şiir, tiyatro ya da sanatla alakalı yaratımlardır.

Dehanın akli melekelerinin farklı işleyişi ve nesneye düşünsel anlamda hâkim olması yukarıda sayılan zekâsal fazlalıklarla yakından ilintili olarak çalışır... Açık bilinç dedikleri şey işte tam olarak budur; yani üstün bir seziş ve kavrayış yeteneğinin bir araya gelmesi.

Don Kişot | Cervantes KARAMSARLIK

Akıl iradeden sıyrılır ve hür şekilde tüm şeylerin üzerinde dolaşırsa eşyaya verdiği anlamla birlikte gerçeğe döner.(2) Bu gerçekler de dünyanın sefaleti ve perişanlığıdır. İşte deha bunu görendir ve bunun karşında somurtkandır. Ama aynı zamanda deha mücadelesini bu karamsarlıkla besleyendir. Bunu Nietzsche iki kelimeyle şöyle dile getirir; Somurtkan Ruhlar... Ve aforizmalarıyla devam eder; "Uygarlık tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz."(3) Belki de somurtkan olmanın en iyi ve en mantıklı açıklamasıdır bu. Bu içi boşaltılmış bir savunu değildir kendi içinde entelektüel bir kaygıyla donatılmış esaslı bir karşı çıkıştır. Dehanın düşüncesi, farkına vardığı dünyanın bu sefaletine karşı oluşturulmuş bir savunu mekanizmasıdır. Deha bu talihsizliği çekip değiştirmek için eserlerini yaratır.

İNSAN İLİŞKİLERİ VE YALNIZLIK

Schopenhauer dehadan bahsederken açıkça şunları bize hatırlatmaktadır o da öz olarak şudur: İnsanlar ancak yalnız kaldıklarında tam anlamıyla tanınır hale gelmektedir. Çünkü o tek başına düşünceliyken derinlere dalarken, kendisi hakkında tüm ipuçlarını verir. Bu yüzden onu tek başına gözlemlemek en doğrusudur. Böyle bakıldığında ikili sohbetler ve ikinci şahıslarla olan ilişkiler dehanın karakterini açıklamak açısından pek faydalı olamamaktadır.

Dracula | Bram StokerBu saptama "insanın en onurlu hali yalnız kaldığı zamandadır" sözünden hareketle yapılmış olsa gerek; çünkü insan türünün sahip olduğu klasik değerlere uzak olan deha ve zekâsının ancak tek başına kaldığında özgür olabileceği tezi muhtemelen kuvvetli bir savunudur. Bu noktada karşımıza insan ilişkilerinde pek başarılı olmayan bir tip çıkıyor; daha doğrusu yapısı gereği etkileşimden kaçan ve uzak duran bir karakter ve vücut. Sıradan olan her şeye karşı geliştirilmiş bir savunma refleksidir. Bu dehaya göre, kendini yalnız hissetme, bir kapanış ya da içe çekilme değildir. Bu tekrar doğmak gibi sancılı ve yaratıma açık bir süreçtir.

Dehanın böyle zamanları iple çektiği kesinlikle doğrudur ve bu tavır dehanın var oluş sebebidir aslında. Bu içe kapalı eğilimin en çarpıcı örneklerinden biri de Cervantes ve ünlü eseri "Don Kişot"tur. Cervantes bu eserini hapishane gibi baskı ve tecrit edilmiş bir ortamda ortaya çıkartabilmiştir. Sözün özü deha kendi başına kalmaktan mutlu olabilen ve bunu bir ritüel haline getiren kişidir. Ve bizi bu psikolojik farklılıklarıyla büyüleyen özel bir örnektir. Sokrates bu konuda şunları dile getirir; "Kendinle baş başa kalmak en iyi mülktür." Schopenhauer da hemen hemen aynı fikirdedir; "Yalnızlık bizim için en verimli saatlerdir."

Sonuç olarak denilebilir ki; ister hastalıklı bir vücut deyin ister normal olmayan bir akıl, dahiler bu dünyayı değiştiren ve sürükleyen insanlardır. Ve bunun için var oldukları da kesin. Yazımı aklımda iyi yer eden 1992 yılı yapımı olan Bram Stoker imzalı Dracula(4) adlı filmden bir alıntıyla bitirmek isterim; "Canavarlardan öğreneceğimiz çok şey var."

Notlar:

(1) Yaşam Bilgeliği Ve Üzerine Aforizmalar; Schopenhauer

(2) Bu tam olarak Yabancılaşma kavramıyla tanımlanmıştır. Schopenhauer Seçkinlik Ve Sıradanlık Üstüne adlı ünlü eserinde bu kavramın bir anlığına bu dünyadan kopuş anlamına geldiğini ve dehanın bunun sayesinde eşyaya çarpıcı bir şekilde bakabildiğini vurgulamıştır. İşte bu noktada sanat eserlerinin ortaya çıktığını ve bunun sıradan insan formlarında bulunmadığını ısrarla savunmuştur.

(3) Nietzsche bunu Güç İstenci adlı kavramın altını doldururken çok iyi açıklamıştır. Burada bahsi geçmesinin nedeni de Nietzsche'nin çalışmalarında sürekli olarak Schopenhauer'a atıfta bulunmasıdır. Bu kavramı Nietzsche kısaca şöyle açıklar; ona göre sıradan insan model olarak güçsüzdür ve bunu insanın kendisinin yaptığını ve artık bu yüzden bu insan modeline karşı acımasız olunması gerektiğinin altını çizer. Ve biz bu cümleye insanın sürüden ayrılması için beslenen nefretin karşılığıdır diyebiliriz. Kısaca "sürü insanın" değer yargılarına ve hegemonyasına olan nefretin altı çizilmiştir ve bu bizi Schopenhauer tarafında bağlamaktadır.

(4) 1992 yapımı olan bu film bir Bram Stoker klasiğidir. Film de Gary Oldman, Winona Ryder, Anthony Hopkins, Keanu Reeves gibi oyuncular yer almaktadır. Literatürde birçok örneği olan filmin konusunu sıra dışı bir aşk ve sıra dışı bir yaratığın hüzünlü ve bir o kadar da romantik öyküsü oluşturmaktadır.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics