MaviMelek
"Hayır, ne diyeceğimi bilemez duruma gelmenin de herhangi bir anlamı olamaz…" - Gece / Bilge Karasu

[Deneme]"Değişmeceli Anlatım ya da İmge: Bilge Karasu" | Yusuf Turhallı

Troya'da Ölüm Vardı | Bilge Karasu

"PİÇ OLDUĞUMU
DUYURMASALARDI BANA"

"Doğumun büyüsündeki erkek aç. Kıyasıya aç. Bir başka doğuruşun, bir başka kısırlığın açlığında bitirici, öldürücü.
Troya'da Ölüm Vardı / Bilge Karasu

Yazar kimdir? Nasıl yazar? Neyi yazar? Ya da yapıntıyla ilgili akla gelebilecek bütün sorular sorulabilir böyle bir metnin başlangıcında. Ama gerekli midir? Daha doğrusu Bilge Karasu metinleri hakkında görüş bildirmeye çalışan bir metnin böyle başlaması uygun mudur? Bilge Karasu'nun metinlerini okumuş herkesin cevabını verebileceği gibi böyle başlaması uygun değildir. Çünkü Bilge Karasu metinleriyle bu sorulara net cevaplar vermek yerine bu soruların muhtemel cevaplarını aramıştır.

Ulaşılması çok güç bir “karşı yaka”
Bilge Karasu, gerçeği kendi algısına göre yorumlar, onu simgeleştirir ve okuyucuya tamamlatmak üzere iletir. Bu yolla özüyle aynı zamanda metne biçim verir. Özüne uygun bir biçimde sunmayı tercih eder yazar. Tabii yazılan metinler başka türlü de sunulamaz mı? Sunulabilir elbette, ama onun iletme yolu kendine özgüdür ve bu yüzden kendine has bir okur kitlesine seslenir. İmgelerle anlatılan, sezdirilen gerçekliği kaybetmeyi hatta belki de hiç bulamamayı göze alabilecek bir okura... Ya da gerçeğin ne olduğunu sorgulayıp tartışabilecek bir okura... Bir bakıma bu yüzden de denemeyi elden bırakamaz. Çünkü gerçeği kaybetme cesareti, her metni yeni bir önerme olarak ortaya atmakla ya da her metinde gerçeğe yeni bir tanımlama aramakla samimi kabul edilebilir. Her yazısında kendini acemi bir yazar kabul eder ve onun için her yazı, ulaşılması çok güç bir “karşı yaka”dır.

…Ulaşılacak 'karşı yaka' bir metnin bütünlüğüdür; o metnin, başına oranla 'sonu' değil. Yazı, yazan için de okuyan için de (elbette, romanın kişileri için de) yolculuktur. (Ancak, gerek 'ulaşma'nın, gerek 'yolculuğun' nasıl işler oldukları, nasıl tasarlanıp anlamlandırılacakları, şu yazımı okumakta olan her okur için öznel bir şey olacaktır.) Yolculuk bir yola vurmaktır kendini; karşı yakaya ulaşmanın bütün hazlarıyla acılarını, güçlükleriyle kolaylıklarını yaşatacak bir yola... Kendimizi sınayıp tanıyacağımız, çeşitli yol arkadaşlıkları kurabileceğimiz ya da yalnız, yapayalnız kalacağımız bir yola..." (Ne Kitapsız Ne Kedisiz - s. 14)

Bilge Karasuİmgesel-değişmeceli kullanım
Belki de bu yüzden bütünlüğü olan metinlerini kitaplaştırmış; bir şekilde dergilerde kalan yazılarını da bütünlük içerebilecekleri bir yer bulamadığı için kitaplaştırmamıştır. Onun metinlerinde, yazar metni okurla birlikte tamamlayarak karşı kıyıya ulaşmaya çalışır. Her okurda başka bir karşı yaka ile...

Metinlerinde ilk anlamı olabildiğince geri planda tutmaya çalışan Karasu, genellikle imgesel-değişmeceli kullanımı yeğlemiştir. Bu anlatıma verilebilecek belki de en iyi örnek, Bilge Karasu dendiğinde akla ilk gelen kitabı Gece'dir. Hatta romana adını veren “gece” başlı başına bir imgedir. Yine bu kullanıma Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı adlı kitabındaki “Ada” ve “Tepe” imgeleri örnek gösterilebilir. Bu imgesel-değişmeceli kullanım ve metinlerinde kullandığı sıra dışı kurgu sebebiyle okurunun da her an tetikte olması gerekir. Bilge Karasu'nun herhangi bir metni ilk kez okunduğunda çağlayan gibi akıp coşan sözcüklerinin büyüsünden kurtulamayan okur, genelde son tahlilde hiçbir şey anlamadığını hissedebilir. Bu yüzden Bilge Karasu'nun metinleri söz konusu olunca, okurun alıştığı okuma biçimlerinden farklı bir okuma yapması gereği ortaya çıkar. Bunu fark ettiğinde ise, yeni bir şekilde okuması gerektiğini anlar ve bu noktada da Karasu'nun metinleri biraz daha içine girilebilir bir nitelik kazanır. Ama okur ne kadar içine girebildiğini düşünse de metin bir noktada başka anlamlara kayarak yine de şaşırtabilir.

Onun için, yazınsal bir metin okunurken (tüketilirken) okuyanını da zorlayacak bir biçimde olmalıdır. Çünkü üretmek de yazar (üretici) için sıkıntılı, sancılı bir iştir. Zaten yazmaya böyle baktığı Troya'da Ölüm Vardı adlı kitabının giriş metni “Doğum”dan da çıkarılabilir. Bu metinde yazar yazma işini (sancısını) doğumla imgeleştirerek aktarır. Böylece, “Eserin derinliklerinden, yakıcı demirin acısı,” diyerek başlayan metin, bir canlının doğum anında çektiği sancıyı betimleyerek, doğum sonunda ulaşılan hazzı anlatır. Ve belki de metni, “Doğumun büyüsündeki erkek aç. Kıyasıya aç. Bir başka doğuruşun, bir başka kısırlığın açlığında bitirici, öldürücü,” deyip tamamlarken, okuru da doğumun büyüsündeki aç erkekle imgeleştirir.

Okurun anlamlandıracağı metinler
Kaleme aldığı bütün kurmaca metinlerde imgesel bir dil yaratan Karasu, metinlerini bu imgeler yardımıyla kurar. Onun için imge, anlatımı zenginleştiren ve okurda her okuyuşta farklı tatlar bırakan bir olgudur. Hem yazar hem de okur için hep açık bir kapı bırakır. Bu yüzden metinleri her okumada farklı anlamlar çıkarılabilecek alanlardır. Ayrıca metinlerini topladığı kitaplarda da metinler katmanlar oluşturarak bir üst anlatıma ulaşmaktadır ki bu katmanlar da felsefi, sosyolojik ve zaman zaman tarihsel arka planla desteklenir. Karasu'nun kitaplarında toplanan metinlerinin bir üst katmanda birleşerek üst bir anlatım kazanması da bu noktada önem kazanmaktadır. Çünkü böyle bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Karasu'nun metinlerini okura yönelik oluşturduğu, daha doğrusu metni okurun anlamlandıracağı biçimde oluşturduğu görülebilir. Belki de metnin, okuyucusu olmadan hiçbir anlam ifade etmediğini göstermeye çalışır bu yolla. Ayrıca, metnin içinde bir görünüp bir kaybolarak kendine has üslubuyla okuru yabancılaştırarak tetikte tutar. Hatta bazen bu görünmeler öyle bir boyuta taşınır ki, adeta yazar okuruyla konuşmaya başlar, aslında yazdıklarının yalan olduğunu belirtir ısrarla.

Gece | Bilge KarasuDipnot
Şimdiki durumda dörde bölünmüş olmam, ulaşmak istediğim simgesel kavrayıcılığı gerçekleştirmekte beni ne ölçüde başarılı kılabilir? Daha doğrusu...
Hayır, ne diyeceğimi bilemez duruma gelmenin de herhangi bir anlamı olamaz…(Gece, Bölüm 65, sayfa 145)

Okuduklarımızın yalan olduğunu göstermeye çabalar yazar, buna karşılık okur inanmak istemez yazarına, şüphe duyar. Dörde bölünen anlatıcı, yalan söylediğini belirtmesine rağmen bir gerçeklik kazandırır Karasu'nun metinlerine. İşte bu gerçekliğin niteliği okurdan okura fark eden bir gerçekliktir, çünkü metinleri okuruna göre, okuruyla birlikte şekillenir.

Ötekileştirilme olgusu
Yazarın kendi deyimiyle, “herhangi bir kitaba koyulabilecek” metinleri Troya'da Ölüm Vardı (1963) adlı eserle ilk defa kitaplaşır. Bu noktada ilk kitabının ne önemi olduğu düşüncesi ortaya atılabilir; fakat yazarın kitaplaştırdığı metinlerinde bir izleği vardır. Örneğin Troya'da Ölüm Vardı birbirinden bağımsız metinlerden oluşmuş gibidir. Metinlerde ağırlıklı olarak Sarıkum Kasabasında yaşayan ya da yaşamış insanlar birbirlerini tamamlayan metinlerle anlatılır. Bu kasabadaki insanların yaşamı kavrayış biçimleri ele alınır. Metinlerde yalnızlığın, sevginin yanlış yorumlanışı, ihanet gibi konular ön planda görünse de genel anlamda kişilerin toplum içinde farklı kimliklerinden dolayı uğradıkları ötekileştirilme olgusu ağır basar. Örneğin “Oda Oda Dünya” adlı metinde, “'...Piç olduğumu duyurmasalardı bana... Duyurmasalardı. Anlamasaydım yabancı olduğumu.' / Fenerin tekliği gene tepemizde. Bakıyor yüzüme... Dalgın ama. / 'Din değiştirmek bile pek yaramayacak işe... İyilik' / Kilisenin bir yan kapısı açıldı. Ellerinde mumları, ikişer, üçer çıkmağa başladılar. Alevi elleriyle koruyorlar. Yalıburnu'nda da öyleydi. Ama hepsi tanıyordu bizi. Hepsi bizi gösterip gülüşüyordu. İçerdekilerin ikiyüz tanesi de temiz, biz günahkârdık. ...” (Troya'da Ölüm Vardı, s. 38-39) şeklinde geçen bölüm, geneli Müslüman olan bir ülkede hem azınlık hem de piç olarak doğmuş olmanın getirdiği ötekilik hissiyle beraber kendi cemaatleri tarafından da cinsel kimlikleri yüzünden ötekileştirilmiş iki insanın durumunu anlatır. Ya da “Beşinci Gün” adlı metinde geçen karakterlerden biri olan Bebekçi Osman'ın ona düzenli bir gelir sağlayan börekçiliği bırakarak para kazanmak için yaptığı bebeklerden ötürü büyücülükle suçlanması gibi... Faşizm, kişinin diğerlerini ötekileştirmesiyle mi başlar yoksa diğerlerinin kişiyi ötekileştirmesiyle mi?

Görselliğin yazıya dökülmüş hali
Karasu'nun kaleme aldığı metinleri içerisinde belki de en dikkat çekici olanı, Kısmet Büfesi'dir. Deneysel öykünün uç noktalarında dolaşan Karasu'nun bu kitaptaki metinleri duyudan duyuya aktarım şeklindedir. Daha doğrusu görselliğin yazıya dökülmüş halidir. Zaten kendisi de kitabın girişinde, “Yazılar, özellikle görsel'e, görsel niteliğe dayanıyor yaslanıyor. Yola çıkış noktaları, gerçek ya da kurmaca resimler, iki anlamıyla, 'görüntü'ler...” derken bu özelliğine de dikkat çekmeye çalışır.

Kısmet Büfesi | Bilge Karasu“İki Kadının Işığı Gitgide Azalan Bir Resmi Üzerine Metin”de çizilmişmiş gibi bakıp, incelediği iki kadının bir pencere önündeki resimlerinden yola çıkarak neyi beklediklerini, geçen hayatlarını sorgular. Ayrıca metnin içinde geçen, insanın günlük yaşamını sorgulayan pasajlar gözden kaçırılmaması gereken alt metinlerdir. “Hiç tanımadıkları birinin kendilerine bakabileceğini gerçekten düşünmüşler midir? Seyredilebileceklerini, başkasını nasıl görüyorlarsa, başkalarının da kendilerine öyle bakabileceğini hiç geçirmişler midir uslarından? Bilemeyiz.” (Kısmet Büfesi, s.12-13) Hiç geçirmiş miyizdir usumuzdan? Bilemeyiz.

“Düş Balıkçıları: Kubadabad 1955”te genel olarak bir bilinmezlik ve korku ağır basmaktadır. Karanlığın içinde yürüyen bir grup insan vardır. Ve keskin gözlü ses tarafından yolculukları yönetilmektedir. Metinde gerçekle bağlantısı olan tek şey yürüyenlerin Kubadabad Sarayı'nın yıkıntıları arasından geçerek kıyıya ulaşmaları ve ardından Beyşehir'e dönüşleridir. Kıyıya vardıklarında düş balıkçılarıyla karşılaşan grubun asıl amacı meçhuldür. Bu öyküde kullanılan keskin gözlü ses karakterinin bilgi sahibi (daha doğrusu sahip olduğu keskin gözün avantajıyla) oluşuyla yürüyenlere hükmetmesi dikkat çekicidir.

“Ertuğrul Oğuz Fırat'ın Resimleri Üzerine Akdeniz'den Uzak Bir Metin” ressamlardan yola çıkılarak sanatın ve özellikle yazma eyleminin sorgulandığı bir metindir. Resmin bir dil olduğunu söyleyen Karasu, metnin bir yerinde, dilde değişikliğe ve yeniliğe karşı çıkan bir adamla dilde her türlü değişikliği ve yeniliği, aykırılığı “değişik” diyerek öven adamı karşılaştırarak daha doğrusu eleştirerek ara konumu belirlemenin gerekliliğinden (zorluğundan) bahseder.

Yeninin arandığı farklı ifade biçimleri
Kitaba adını veren “Kısmet Büfesi” adlı metinde de iki ayrı öykü yer alır. Bilge Karasu bunlardan birinde, bir fotoğraftan yola çıkar, diğerindeyse ilkel zamanlardan kalma bir mağara resimcisinin hikâyesini anlatır. Bir anlamda ilkel olanla güncel olanın karşılaştırılmasıdır bu iki öykü. Kısmet Büfesi'nde toplanan metinler yazar açısından ayrı bir önem taşıyan resim sanatı (tablolar) üzerine yazılmış olmalarıyla da ayrıca önemlidir. Çünkü kitap daha bütünsel bir bakış açısıyla ele alınacak olursa, metinlerini imgeler yardımıyla oluşturan yazarın başlı başına imge olan resim sanatını kullanarak imgenin ancak imgeyle anlatabileceğini göstermeye çalıştığı görülebilir.

Sonuç itibariyle Bilge Karasu için sanat, daha özel anlamda ele alınacak olursa kendini var etme biçimi olarak edebiyat, devamlı bir yeniden üretimin olduğu, yeninin arandığı ve bu arayışın içinde farklı ifade biçimlerinin denendiği bir alandır. Yazdıklarıyla kendini, doğayı, çevresini ve insanı anlamlandırma; kullandığı değişmeceli anlatım yoluyla da okuyucusunun bakış açısını genişletme çabasındadır. “Bu nedenle burada söylediklerimiz, onun çok sevdiği yaklaşımla, ondan algıladığımız imgenin (doğru ya da yanlış) yorumlanmasından öte bir anlam taşımayacaktır.”(*) Ama en azından kesin olarak bilinen bir şey vardır: Yazar bütün bunları yazarak delirmekten kurtulmuştur. Kurtulmuş mudur?
~~~

(*) “İmgesel Öyküler”, Bilge Karasu Öykücülüğü, Necip Tosun, Kitap-lık, sayı: 120

Kaynakça:
"Troya'da Ölüm Vardı", Bilge Karasu, Metis Yayınları, İstanbul, 5. Basım: Ekim 2006
"Ne Kitapsız Ne Kedisiz", Bilge Karasu, Metis Yayınları, İstanbul, 6. Basım: Mayıs 2006
"Gece", Bilge Karasu, Metis Yayınları, İstanbul, 6. Basım: Ekim 2007
"Kılavuz", Bilge Karasu, Metis Yayınları, İstanbul, 6. Basım: Kasım 2008
"Kısmet Büfesi", Bilge Karasu, Metis Yayınları, İstanbul, 5. Basım: Aralık 2009
"Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı", Bilge Karasu, Metis Yayınları, İstanbul, 9. Basım: Eylül 2007

yusuf@mavimelek.com

~~~
Sayı: 46, Yayın tarihi: 02/05/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics