MaviMelek
Hermes Kitap
"Totaliter bir toplum, kahramansız, modelsiz varolamaz. Özgür bir toplum ise kahramanlarla varolamaz." Cehenneme Övgü / Gündüz Vassaf

[Öykü]"Şehirde" - Sultan Yavuz

Şehirde | Sinan Çakmak

"DEFOSUZ BİR İNSAN"

1

Herkesin acelesinin olduğunu gösteren bir kroki; üstgeçitler gözlemevi, çizense kuru gözlerim. Gözlerimde kuruluk var, bana rahatsızlık veren şeyin bu olması oldukça şaşırtmıştı ve güldürmüştü de. Damlasız günlerde sık sık kırpıştırdığımdan krokiden çok, üstten çekilmiş fotoğraf karelerine benziyor aslında.
Kalabalıklar her yere hareket halinde akıyor ve trafik ve binalar. O sesler, o yüzler… Klaksonlar, polisler, simitçiler, bunalımlı liseli kızlar; dudaklarında mutlaka kırmızı ruju olan, perçemli, mavi-siyah düz saçlar, converseler ve kotları. Sokağa büzüşüp, bazen ağlaşan ama genelde hırçın hırçın etrafa bakanlar kategorisine giren kızlar.
Sonra uzun saçlı oğlanlar. Pasaklı, düz ve çok uzun saçlılarını ve rastalıları sevmiyorum artık. Konuşma şekilleri, ses tonları nereye gitmiş? Neyin aynılığı? Sıkılıyorum. Bir de kel kafalı ve çok uzun sakallı adamlardan.
Ağızlarını yayarak çıkardıkları o garip seslerle iletişim kuran kızlı erkekli diğer kategori. Suratsız, topuzlu, sarı saçlı, topuklu ayakkabılı ve gözlüklü kadınlar, memur adamlar (genç olanlarının içinde kırmızı başlıklı kızdaki aç kurt yaşıyor); bond çantaları, parlak siyah ayakkabılar ve briyantinli saçlar.
Şehre benzeyen seyyar satıcılar. Bir satıcının arabasında "Hamur yemeyin, fındık yiyin. Enerji versin." yazıyor ve simitçiler adına gülüyorum. Üniversite öğrencilerine af için imza standları. İmzalıyorum, mesleği; işsiz. Bazen kendimi bir şey sanmak istediğimde, ki bu zamanla bir savunma mekanizması haline geldi. İşsiz imzasını atarken, bir beat kuşağı yazarının edasıyla davranıyorum. Önemliyim, işsizim ve önemliymişim gibi. Öyle olmadığımı biliyorum, ama öyle davranmak hoşuma gidiyor. Belki de bir ortaklık arıyorum; memur olsaydım da Kafka ve Orhan Veli'yle bağ kuracaktım, sesim değişecek, sigarayı tutuşum başkalaşacaktı "memurum derken".

Ve reklamlar reklamlar reklamlar… Onlar her yerdeler. Memelerimin üstüne küçük bir ilan panosu yapıştırsam para kazanabilir miyim?

Sonra gazetenin ilan sayfasının sağladığı bir algıda seçicilikle, o çirkin binalardan birinin bilmem kaça kaç no'lu dairesinde buluveriyorum kendimi. Herkes işe almak istiyor. Evimi geçindirme zorunluluğum var "Bakın kiram" diyorum. Hak veriyorlar ve hemen piyasayı, işverenlerin acımasızlığını anlatıyorlar. Bir anda tüm patronlar Marksist oluyor ve "Yemek parası ve yol parası, ne dersin?" diyorlar bense gözümün içine içine bakılarak söylenen bu sözlerin netliğinden ve kendine has güveninden etkilenerek öylece bakakalıyorum. Dondurduğum bir filmde, dikkat etme zorunluluğumun olduğunu düşündüğüm aktörün tek bakışı ya da gülüşü gibi donduruyorum bakışlarımı. O ses yinelenerek beynimde yankılanıyor. Süre uzarsa kendi kendime "iyiyim" diyorum. "Ararım" deyip kendimi dışarı atıyorum. Nefes almak istiyorum yine de, yürüme devamlılığım ilanlara bağlı.
Umut etmek ve inancını kaybetmemek. Kabul ama belirsizliklerden korkuyorum, çok korkuyorum, bilmediğim bir şehirde, bilmediğim bir dilde ve bilmediğim insanların ortasında duruyor gibiyim. Etrafa bakınıyorum; hangi yöne gitmeliyim der gibi? Önüm o kadar açık ki, o sınırsızlıktan korkuyorum.
Hiçbir şeyin kolay olmayacağını hep biliyordum ama ürkek bir alınganlık edindim. İş görüşmeleri için gidilen her odanın girişinde "Evet ya da hayır" diyorum hislerime güvenerek. Çıkışta bazen kendime yenildiğimi görüyorum; "Evet sarktı, hayır bana asla sarkmadı. Beni götürmek istiyor, istemiyor" diye. O kadar hayret verici şeylerle karşılaşıyor ki insan, bir an filmlerin, romanların en fantastiklerinin bile ne kadar olağan olduğunu görüyor insan.

Bu aylar içinde güzel olan neydi? Gireceğim bir tiyatro grubu. Tanıştığım biri yeteneğe inanmadığını, sanatın da bir ihtiyaçtan doğduğunu (nefes alma ihtiyacı) söylüyor. Uzun sayılabilecek bir tartışmadan sonra o tiyatro anlayışını edebiyatla nasıl birleştirebilirim diye düşündüm. Hayallerimizin bittiği yer neresiydi? Ne kadar özne, ne kadar nesneydik?

Ben de eskiden kaldırıma oturup, hırçın bakışlar atar mıydım insanlara? Uzun saçlı küçük götlü oğlanlar favorim miydi? Sesim ve konuşma tarzımın rengi olmadığı olmuş muydu? Bir krokide çizilmiş miydim? Aynılığıma vurgu yapılmış mıydı? Seyyar satıcılık yapmış mıydım? İçimde aç kurda yer var mıydı? Bir gün sarı saçlı, topuzlu ve topuklu ayakkabılı olacak mıydım? Bir gün defosuz bir insan olup kalabalıkla akacak mıydım? Hayata seyirci olmakla katılmak nerede başlayıp bitiyordu. Farkındalık bir film gibi kararınca, sonunda emeği geçenlere teşekkür etmek gerekiyor muydu?

2

Günün sonuna vardığında ne kadar uğraşırsan uğraş, herkes ve her şey tarafından nasıl da sıkı sıkıya kuşatılmış olduğunu anlıyorsun. Bir yolu yok gibi hissediyorsun. Yatağında, rüyalı ya da rüyasız gecelerinde. Biliyorsun; sana ait değiller. Hiçbir şeyin senin olmadığını gördüğünde, çareler aramaya başlıyorsun; kendi küçük barınağını yaratmak için.

Bazen kısa bir çiş molasında, sigaran ve klozetle baş başa kaldığında, o tuvalet senin sıcak, gizli yerin olabiliyor. Kalabalığın içinde, bir süper markette eğildiğin an, işte orası da barınağın oluyor. Gözler fark etmiyor, sense sadece ayakları görüyorsun ve ayak sahipleri de sanki seni o kadar görüyormuş gibi hissediyorsun. Çocukluğunda ve bazen büyüdüğünde, her yerini kapadığın örtün de güvenli yerin olabiliyor. Aynen şimdi olduğu gibi. Atom bombası bile yıkamazmış gibi ve görünmez adam kadar görünmezmiş gibi.

Bazen ne kadar da dışarıda olduğunu, yazarken fark ediyorsun. Bu eziklik duymanı sağlıyor. Kendine eziksin! Sadece kendini anlama yolu değil yazmak, dışarısında kaldığın yaşamın insanlarını da anlamaya yarıyor gibi. Belki de anlamak için biraz disarda kalmak gerekiyordur. Bu anlama surecini pozitif bilimin yasalarına bağladığında, bilim adamı oluyor ve para alıyorsun; sırf anlamaya devam et diye. Oysa ifadelerin o kadar arı ya da anlaşılmaz değilse ve büyük bir masan yoksa, o zaman da tam tersine bir isimsiz oluyorsun ve açlıktan ölmen bir şey ifade etmiyor. Belki şanslı piçlerden olursan, işler değişebilir?

Düşüncelerinizin ve kendi küçük buluşlarınızın inandırıcılık özelliği taşıyabilmesi için unvanınız olmalı. Günümüz dünyası unvanlarla yasıyor. Hayatınız ya unvanınızı korumakla, ya unvan almak için çabalamakla geçiyor. Eğer ikisi de değilseniz, "beş para etmezler kategorisine" hoş geldiniz. Artık, bir sınıfınız var, size "işsiz, işçi sınıfı, ezilen, fakir" demelerine aldanmayın. Sizin dahil olduğunuz sınıf ve asil niteleme sıfatınız "beş para etmezler." Bunu ben uydurmadım; unvanlıların kendi aralarında size taktıkları isim bu. Dersleri geçmemde yardım eden sevgili Marx Baba, aşırı dozda yanlış bilinç, sınıf bilincimi yerle bir etti. Bana kızma, bize kızma. Yerinden hortla ve bugünü anlat bana. Yine, yeniden. Yine, yeniden.Yine, yeniden…

3

O tiyatro binasından çıktığımda bedenim o kadar çok küçük bacağa sahipti ki, eve gelme sürecinin nasıl sancılı olduğunu sen tahmin et.

Her şeyin "piyasa" olduğunu söylediğim günleri anımsıyorum. Şimdi iki dudak arasındaki harflerin bir araya gelmesinden ibaret olmayan bir gerçekliğin sarmalamasındayım. Alyuvarlarının, o piyasanın kan dolaşımında attığını hissettiğin an başlayan bir gerçeklikte. Ve ben o gerçeklikten nefret ediyorum; "nefret ediyorum" dediğim varoluşçuluğa yakınlaşırken.
"Bir yer yok mu?" diye için için ağlayıp yakaranlar kervanında ağızdan öylece atılmış bir sövgü gibiyim. "Son Kuşlar" gibi içimin piyasasız tarafı, aşk bildiğim temaşa yerinde sıkıldı kurşunu da.

"Ben martıyım, hayır değilim. Ben martıyım, hayır değilim" diye yankılanırdı ses beyninde. Sense bilirdin; tüfek olan Nina'ydı. En başından beri ölmekte olan, martı olan Treplev'di.

Gandi gibi olabilmeyi isterdim. Benim susuşumsa o kadar temelli değil. Bazen aptallık gibi geliyor. Peki hangi akla karşılık? Sabrın gücüne ve erdemine inanmak istiyorum. Bana yeniden zeytin dalı uzat cesaret!

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics