MaviMelek
Hermes Kitap
"Her zaman bir şeyler öğrenmişimdir ondan. Bir ırmak insana çok şey öğretebilir." Siddhartha / Herman Hesse

[Hezeyan]"De Değil" | Süleyman Karakaya

De Değil | Genco Demirer

"KİM DÜZENLİYOR BU ŞEHRİ?"

Nasıl geldiğimi hatırlamıyorum ama gelmişim işte. indim arabadan, eve geçtim. dün, arabanın kapısı ile evin kapısının arasında başka bir şeyler de vardı ama bugün niye yok? düşünüyorum; niye yok, niye yok, ne yok?.. ne düşünüyordum? her şeyi düşünmekle hiçbir şeyi düşünmemek arasında bir yerdeyim. evdeyim, tv açık, müzik çalıyor, müzikkk, müzik…

yatmışım, ne zamandı? ara yok, sadece yatmışım.

kareler geliyor, yol, araba, ışıklar, portishead. yo, portishead kare değil, oval gibi, yo, oval de değil, portishead'in geometrisi yok. rengi de bazen yeşil, bazen yeşil ile siyah. hayat şimdi portishead, bütün hücrelerim ondan oluşuyor. notalardan bir vücut gibiyim, ayağa kalksam sol anahtarı ağırlığıma dayanamayacak, yere kapaklanacağım ama kalkacağım, kalkıyorum…

mutfak camından iki tane kocaman ağaç görünüyor. birileri, altlarından beyaz ışıkla aydınlatmış bunları. kim bu birileri, neden beyaz ışığı benim mutfak penceremden gözlerimin içine içine sokuyorlar? bulsam onları, çok kızacağım gerçekten. o kadar kızacağım ki bulsam küfür bile edebilirim. çıkıp dışarı baksam mı acaba? ya evlerindedirler ya da dışarıda. ihtimaller de benden yana. montum nerde? çıkardığım yerde tabii…

kim düzenliyor bu şehri? sokak lambaları da bembeyaz, belediye falan mı? yoo bu kadar kişiyle tek başıma başa çıkamam. bürokratik yollardan yarın hallederim. gider bir dilekçe falan yazarım, beğenmezlerse bir daha yazarım, olmadı bir daha, onu da beğenmezse oradakilere hakaret ederim; senden mi öğrencem LAN dilekçe yazmayı derim. bunları yarın yaparım, şimdi taş bulup şu lambaları taşlayayım.

beyaz ışık sönünce ne de güzel görünmeye başladı ağaçlar. mutfağımı görebiliyorum buradan, ışığı yanıyor, pencerem de açık kalmış. buz gibi olmuştur şimdi evin içi, kalmam artık orada…
bir kare; ben ve grey takılıyoruz. diğer kare; ben grey'i eve bırakıyorum.
grey'e gideceğim.

trafik canavarının sembolünde kendi yüzümü görüyorum, arabanın anahtarlarını taşların yanına cebimin içine atıyorum. taşları da alıp sokağa atıyorum, beyaz ışık yok etme planımdan vazgeçmedim ama son kuvvetimi yürümek için harcamalıyım.
sidik kokulu sokaklardan geçiyorum, iğreniyorum o an sokağa işeyenlerden, sonra benim çişim geliyor, beklemeden işiyorum, kendimden de biraz iğreniyorum ama hemen geçiyor.
grey'in sarı oda lambası yanıyor. giriş katında oturduğu için bir kez daha seviyorum bu adamı. zil çalıyor, kapı açılıyor, gülen suratıyla bana bakıyor, ben onun suratına bakıp gülüyorum. o kadar çok gülüyoruz ki içeri girmeyi unutuyorum. hiçbir sebep yok, ama biz hiçbir sebep yokken gülmeyi seviyoruz. niye geldiğimi grey hatırlıyor da öyle giriyorum içeri. tek odalı evin her yeri duman altı, the doors'un cd kabının üstünde çakmağa ihtiyacı olan bir sigara görüyorum. bu keyfimi daha da yukarılara tırmandırıyor. grey ile göz göze geliyoruz ve sonra sigaraya ihtiyacı olan ateşi veriyor, sıra bana gelene kadar gülüyorum.
grey, beat'lerden bahsediyor bana. gingsber'den bi şiir patlatıyor. odanın tavanına uzanmış dinliyorum onu. o susuyor, jim morrison söylüyor, jim susuyor, grey bir şiir daha okuyor, sonra jim de, grey de susuyor. ben de doğrulup çıkıyorum bu sessizlikten.

ayaklarım yere basmadan eve kadar geliyorum. bütün evi dondurmayı başaran pencereyi kapatıyorum, yatağın yanına gelip, yatmadan üstüne düşüyorum. kareler geçiyor, soğuğu hissediyorum, kareler geçiyor, soğuğa alışır gibi oluyorum, kareler geçiyor, uyuyorum…

Sayı: 25, Yayın tarihi: 08/05/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics