MaviMelek Edebiyat
Hermes Kitap
"Sanki böyle kalmışsak ne çıkar karanlıkta / Yaşarız yaşanırsa azıcık ayrıntılarda…" "Gökanlam" / Edip Cansever

[Öykü]"Cüzdan" | Evrim Övüç

Cüzdan

"BU BULUT YAĞMURU,
BU CÜZDAN,
BU TRAMVAY…"

Serap tramvaya binerken, çantasının açık olduğunu bilmiyordu.
Bütün gün ayakta kalmaktan ve konuşmaktan yorgun düşmüş, haliyle dikkati de dağılmıştı. Onlarca insana, onlarca defa, onlarca sayıda soru sormuştu… Şikâyet etme lüksü yoktu, çalışmak ve para kazanmak zorundaydı. En kısa zamanda, en kestirmeden bulabildiği anket işi önceleri ona ilginç ve kolay gelmişti. Fakat aradan geçen zaman zarfında bu soru-cevap işi canını sıkıyor ve kazandığı insan tanıma yetisiyle herkesten nefret eder hale geliyordu. Nefret ettiği insanları kafasında şıklara göre ayırıyordu;
A şıkkı insanları arsız,
B şıkkı insanları bencil,
C şıkkı insanları cesur,
D şıkkı insanları ise dönekti…

Anketlere cevap vermeyenler ise E şıkkının kendisi yani hiçbirisiydi…

Şık giyimli insanlar, harf harf yüzler, yürüyen ayaklı seçenekler…

İnsanlar başkalarının sunduğu seçenekler arasında kendi tercihlerini ve kendi hayatlarını seçtiklerini düşünüyorlardı. Konuşan binlerce ağız, kaçırılan bakış, teklif etmek ve reddedilmek arasında sıkışıp, boğulmuştu Serap. Bütün bunlar arkadaşı Metin'in başının altından çıkmıştı.

Metin Zeus'un ölümlü bir anketçi kızla macerasından doğmuş yarım bir Tanrı sayılırdı. Güçlü bacaklarıyla, bir at gibi bütün gün ayakta kalabiliyor ve yine güçlü sezgileriyle kimin A, kimin C olduğunu Serap'tan çok daha önce ve çok daha büyük kesinlikte ayırt edebiliyor, seçeneklerine ona göre yaklaşıyordu. Serap'ı da çoktan çözmüş ve alfabede henüz olmayan bir harfin yerine koymuştu. Metin'in Serap için yaptığı en şık hareketlerden biri de Serap'ın en ihtiyacı olduğu anda onu bu işe aldırmak olmuştu. Metin Serap'a duygusal bir yakınlık duyuyor, bu nedenle de hep onun etrafında dolanıyordu. Serap da bunun farkındaydı fakat şu an ihtiyacı olan şey bir ilişki değil paraydı. Serap bu şıkkı seçmişti.

Serap Metin'e minnet duyuyordu şimdi tramvay beklerken. Nihayet oldukça seçenekli ve yoğun bir günün ardından, Metin'le beraber kendilerini zor attıkları tramvayda, kaçırılan bakışlar, temas etmemeye veya temas etmeye özen gösteren bu yabancı bedenler arasında Metin, Serap için boş bir koltuk tutmuş ve onu oturtmuştu. Çok şükür ve ne gariptir ki kimse konuşmuyor ve hiçbir ağız hareket etmiyordu.
Böyle yolculuklarda neden insanlar (bazen) birbirleriyle konuşmazdı acaba?

Koltuğa yerleşince çantasının açık olduğunu fark etti Serap. Fermuarı iyice açtı ve bir çeşit kara deliğe benzeyen aptal çantasını karıştırmaya başladı. Bütün a'lar, b'ler, c'ler… Her şey vardı ama bir tek cüzdanı yoktu çantasında. Cüzdanını çaldırmak seçeneklerini çaldırmaktan daha iyiydi ama Serap yüzündeki şaşkınlık ve üzüntüyü gizleyemedi. Metin'den rahatlatıcı bir söz beklerken, Metin ne söyleyeceğini o an bilemedi. Metin sessiz kalınca, "Her şeyim onun içindeydi, her şeyim gitti… Allah kahretsin!" dedi Serap.

Metin Serap'ın cüzdanındaki o "her şeyi" çok merak etti.

Serap'ın neyi olacaktı ki!.. Varı yoğu aldığı üç kuruş haftalıktı onu da vicdansız hırsızın birine kaptırmıştı. Zaten para onun için bir çeşit masal gibiydi, cüzdanındaki paralar bir vardı bir de yoktu… Şimdi bu koca haftayı nasıl geçirecekti?.. Daha yeni işe başlamış ve durumunu toparlayamamıştı. Birkaç aydır ödeyemediği kirasını ve biriken faturalarını da hatırlayınca kendini hasta gibi hissetti. Bir de nüfus kâğıdı vardı ki cüzdanında, zaten hükümsüz olan hayatında kimliksiz de yaşayabileceğini düşündü bir an Serap. İnsan ne kadar talihsiz olursa olsun hayalleri ile bahtını bile kendine çağırır, masalını duymuştu bir yerden. İnanırdı buna belki, kendi kendine olan güvenini ve onurunu da kaybetmeseydi eğer. Üniversiteden mezun olalı aradan tam bir sene geçmişti ama geçen aya kadar hâlâ iş bulamamıştı Serap.

Serap çok güzel bir kız değildi ama zekâsını kullanırken dünyanın en dikkat çekici insanı olabilirdi. Metin geçen sene Beşiktaş Meydanı'nda anket yapmak için bir "seçenek" beklerken gözüne kestirmişti Serap'ı. Zekâsı dışında aynı zamanda dünyanın en sevimli sakarı da olan Serap, o gün, elindeki kitapları düşürmüş, onları toplayayım derken, şapkasını da düşürmüş, şapka rüzgârdan uçmuş, onu yakalayayım derken de çöp kutusunu devirmişti. Metin de sakardı ama onun "sakar"lığı biraz farklıydı. Tıpkı doru atların alnındaki beyaz lekeler gibi bir lekesi vardı Metin'in. O gün bu doru atı karşısında görünce şaşıran Serap, yönünü değiştirmek istemişti ama bir türlü kurtulamamıştı Metin'den. Metin ısrarla Serap'a anket yapmak istiyor ve peşini bırakmıyordu. Metin'in bir hali Serap'ı ikna etmişti. Metin kendi belirlediği sorularla, Serap hakkında bazı bilgiler edinmiş ve onu etkilemişti. Serap o günden sonra da çok defa onunla Beşiktaş Meydanı'nda rastlaşmış ve bir çeşit arkadaşlığa başlamıştı. Bugün yanında olan, ona iş bulan ve şimdi simsiyah gözleriyle Serap'ın ta içine bakan Metin, "Bir şeyleri toplu halde çaldırmak için mi taşınır şu cüzdanlar merak ederim doğrusu," diyerek gülümsedi.

Serap Metin'in dürüstlüğü ve sevimliliği karşısında şimdi ne söylese doğru, ne söylese yanlıştı.

Tam bu sırada, ara durakların birinde durmuş olan tramvay homurdanarak yeniden hareket etmeye başladı. Tramvayın homurtusu giderek çoğaldı ve kulakları sağır edecek metal çığlıklar atarak hızlandı, hızlandı, hızlandı… Geçtiği yerlerde gökyüzü yırtıldı ve sonunda öyle bir sarsıntıyla durdu ki, Serap'ın neredeyse yuvalarından çıkmak üzere olan gözleri, suratından fırlayacaktı. Serap yaşadığı şokla birlikte kafasını kaldırıp yukarı bakınca gözlerinin yerinde olduğunu ama tramvayın tavanının olmadığını fark etti. Gökyüzündeki yarıktan, siyah, küçük bir cisim düştü önüne. Cüzdan!.. Çalınan cüzdanı bu!.. Yere eğilip cüzdanı aldığı an zaman durmuş, yerçekimi kaybolmuştu, bulutlar da tek tek üstüne düşmeye başlamıştı. Bu ne biçim bir andı?! Hatta ne biçimsiz bir zamandı. Bu bulut yağmuru, bu cüzdan, bu tramvay… Ne demekti bütün bunlar? Bu nasıl açıklanabilirdi? Bütün bu acayipliklerden onu kurtaracak Metin neredeydi? İnsanlar neden kıpırdamıyordu? Neden Serap'ı kimse fark etmiyordu?.. Metin'i ararken insanların olmayan yüzlerinde sadece harfleri görüyordu. A yüzlü çocuk, B yüzlü kadın, D yüzlü adam… Düştüğü dehşetten kurtulmak ve bu lanet tramvaydan inmek istiyordu fakat kapılar da açılmıyordu. Düşen bulutlar tramvayın içine doluyor ve Serap'ın ayakları altında bir yükselti oluşturuyordu. Bulutlarla birlikte yükselip, tramvayın olmayan tavanından boşluğa çıktığında gökyüzündeki yarıktan kocaman bir el uzandı Serap'a.

Metin, o büyük elleriyle Serap'ın yüzüne dokundu ve "Hadi kalk Serap, geldik bizim durağa," dedi. Serap yorgunluktan oturduğu koltuğa yığılıvermiş, kısa sürede de uykuya dalmıştı. Uyandığında Metin'i karşısında görünce afallamış, gördüğü rüyanın etkisiyle hemen fermuarı açık olan çantasını yoklamıştı. Cüzdanın yerinde olduğunu görünce derin bir nefes almış ve gördüğü rüyayı Metin'e anlatmak için sabırsızlanmıştı. Metin iyi ki vardı ve iyi ki yanındaydı. Arkadaşlık, aşka kadar giden bir şey miydi acaba?

Durakta inip Cihangir yokuşunu tırmanırken Serap başlamıştı rüyasını anlatmaya.
"Metiiinn, tuhaf bir rüya gördüm yolda, cüzdanım çalınmış benim güya…"

Cihangir'e usulca bir yağmur yağmaktaydı, ıslanmaktaydı Serap, ıslanmaktaydı Metin, ıslanmaktaydı bir aşk ihtimali… Yumuşayıp dağıldı birbirine karışan anket kâğıtları…

~~~
Sayı: 36, Yayın tarihi: 30/03/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics