MaviMelek
Hermes Kitap
"Uyku ölümün üvey kardeşiyse, ölüm de şeytanın üvey kardeşidir." Aforizmalar / Georg Christoph Lichtenberg

[Öykü]"Cinayet Gözetmeni" | İlkay Kefeli

Cinayet Gözetmeni | Sinan Çakmak

"KORKUYLA BEKLEMEM GEREKECEK"

Bir tepede durmuş karşı tepedeki evi gözetliyorum. Gökyüzü kopkoyu oldu birkaç dakika içinde, öğle vakti ve yaz olmasına rağmen hava neredeyse tamamen kararıyor. Bu çok nadir rastlanan bir olay, sanki neden şimdi oldu? Evi görmekte zorlanıyorum. Birazdan yıldırımlar ve aşırı sıcağın etkisiyle şişmanlayan su damlaları yeryüzünü dövmeye başlayacak belli. Fakat üzerinde durduğum tepe öyle çorak ki yıldırımlara hedef olabilirim. Aslında görüş mesafesi içinde bu evden başka bir cisim yok; sadece tepeler var ve tepelerin üzerinde yumuşak ve ince bir toprak tabakasından başka hiçbir şey yok, en ufak bir çakıl taşı bile çarpmıyor gözüme. Acaba yıldırımlardan korunmak için yere uzanmanın bir faydası olur mu diye düşünüyorum. Bunu ilkokulda öğretmişlerdi fakat arazinin çıplaklığı bu düşüncemi uygulamaya geçirmemi olanaksız kılıyor. Her halükarda yıldırımlar ya benim ya da evin üzerinden bağlantı kuracaklar yer ve gök arasında. Aklıma üzerimdeki metaller geliyor korkuyla, ne varsa çıkarıp daha sonra alabileceğim bir mesafeye bırakıyorum. Çocukluğumdan beri taktığım artık demode olmasına rağmen annem verdiği için çok sevdiğim altın kaplama saatimi, gümüş şövalye yüzüğümü, metal tükenmez kalemimi ve kot pantolonumdaki metal düğmeleri de tek tek koparttıktan sonra cebimde bulduğum beyaz bir kâğıda sarıp öylece yere bırakıyorum. Tepeden bakınca beyaz kâğıt havanın tüm kapalılığına rağmen görülebiliyor.
Evi tekrar gözetlemeye başladığımda yıldırım korkusu tekrar geliyor aklıma fakat çok eskiden izlediğim bir TV programını hatırlıyorum. Programda yıldırım çarpmalarından sağ kurtulan insanlar deneyimlerini anlatıyorlardı. Bunlar aklıma gelince biraz rahatlar gibi oluyorum ancak bazılarının kolu ya da bacağının kesik olduğunu hatırlayınca bu umut dalgası da yerini yeni bir korkuya ve umutsuzluğa bırakıyor, ta ki gözetlediğim evin ışıkları yanana kadar.
Evin içindeki gölgelerin hareketlerini takip etmeye başlayınca biraz daha rahatlıyorum. Bunaltıcı hava hafifçe esmeye başlayan serin rüzgârla birlikte dağılınca iyice bir kendime geliyorum amma ve lakin serin rüzgâr yağmurun pek de uzak olmadığını aklıma getiriyor; zaten birkaç dakika sonra gökyüzünün uzak bir ucunda aydınlanma olunca tekrar korku dalgaları bedenimde dolanmaya başlıyor. Daha önce defalarca buna benzer görevlere çıkmıştım ve hepsinin üstesinden başarıyla gelmiştim fakat nedense bu sefer çok korkuyordum. Zaten insan büyük bir başarısızlık yaşamadan önce korkuya kapılırmış; belki de korku, başarısızlığın asıl nedenidir. Bu türden bir mantık yürütme her olaya uygulanabilir ki çok saçmadır bu, olay son derece basit; korkuyorum çünkü bunlar korkulması gereken kişiler. Daha önce bu göreve getirilen iki Gözetmen ortadan kayboldu, uzun süredir ikisinden de haber alınamadı. Kim bilir başlarına ne geldi? Büyük bir ihtimalle fark edildiler ve bu çorak arazide kaçmaya fırsat bulamadan yakalanıp öldürüldüler.
Pürdikkat evi gözetlemeyi sürdürürken sokak kapısının üstündeki ışık yanıyor. Dikkatimi iyice yoğunlaştırıyorum. Ev elli metre kadar ötemde olmasına rağmen lambanın altında duran uzun sarı saçlı genç kadını görebiliyorum. Oldukça diri bir bedeni var ve çok sağlıklı görünüyor. Kadın sabırsızlanmış gibi demir kapının motiflerinin aralığından elini sokup tahta iç kapıya vuruyor. Kapı gıcırtıyla açılıyor. Bir erkek ve kadın görünüyor. Demir kapıyı açmadan konuşuyorlar bir süre sinirli bir şekilde. Neden sonra aniden erkek, genç kadını boynundan yakalayıp demir kapıya doğru hızla çekiyor. Kadının yüzü öyle bir sert çarpıyor ki kapıya birkaç kemiğinin kırılma sesini duyduğumu sanıyorum. Kadın kendini kurtarmaya çalışırken bir yandan da bağırıyor ama birkaç kilometre içinde ona yardım edecek kimse yok. Bu sırada hareketsiz ve sessiz duran diğer kadın büyük bir bıçağı genç kadının boğazına yavaşça sokuyor. Genç kadının boğazından çıkan hırıltılar bana kadar geliyor. Nedense beni görmüşler gibi bir hisse kapılıyor ve hemen kendimi yere atıyorum. Sürüne sürüne eşyalarımı bıraktığım yere ulaşıyorum. Yerimden kalkmadan sürünerek ilerlemeye devam ediyorum. Bu sırada genç kızın boğazından çıkan hırıltılar mı yoksa kalbimin aşırı çalışmasından dolayı sadece kendi kanımın sesi mi duyduğum pek anlayamıyordum. Peşimden geliyorlar diye öyle hızlı sürünüyordum ki çok geçmeden arabamı bıraktığım diğer bir tepenin önüne gelmiştim. Arabama binip hareket ettiğimde bile takip edilme hissim geçmedi.
Cinayet Gözetmeni olmak daha önce hiç bu kadar yorucu ve korkutucu olmamıştı benim için. Her cinayetten sonra rapor hazırlamak dışında beni yoran herhangi bir iş çıkmıyordu. İşim artık çok sıkıcı bir hal almaya başlamıştı ama bu seferki görev gerçekten dönüm noktası olmuştu. Belki ucuz atlatmıştım, belki de hâlâ hayatım tehlike altındaydı. Bunu öğrenmek için korkuyla beklemem gerekecek belirsiz bir süre…

Sayı: 28, Yayın tarihi: 23/07/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics