MaviMelek Edebiyat
"Erindi sular / yasaklar serindi / doğrular sinsiydi / yaz mevsim değildi" Kemik / Doğan Yarıcı

[Öykü]"Çığlık" | Ayşe Korkmaz

Çığlık | Genco Demirer

"ÖZGÜRLÜK, SINIRLARIN ZORLANDIĞI YERDEDİR"

"Bir çığlık, bir çığ yaratır."
Soljenitsin

Ne çok konuşur babaannem. O konuşur, ben dinlerim. Ama söylediklerini anlayamam. En çok amcalarımın adı geçer konuşmalarında, bazen de halalarımın… Gün içerisinde yaşanılan olayları bir kazana koyup kaynatır. Kimin ne kadar haklı olduğunu sesli düşünür. Taşlar bir bir yerlerine oturur. Kimileri aklanmış, kimileri cezasını bulmuştur. Babaannemin adalet sisteminden kaçmanın yolu yoktur.

Rezan'dan olup biteni öğrenmişsem, niye kızdığını bilirim. Ya amcalarım toprak için birbirine girmiştir, ya da halalarım çocukları uğruna kapışmışlardır. Bizim buralarda bu tür kavgaların sonu gelmez. Sebep ne olursa olsun, babaannem, kardeş kavgasını sevmez.

Babamın adını duyduğumda, pür dikkat kesilirim. Bilirim ki babamın kavgayla işi olmaz. Annemle babamın evliliği konuk oluştur babaannemin kazanına. Sonra boşanmaları film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmiştir. Bu noktada, bakışları bana kilitlenir. Yanaklarına dökülen birkaç damla yaşla, çaresizliği doruğa ulaşır.

Ona sarılırken, yüzüne bakarken, yüreğimin en derin köşelerini açmak isterim. Ve bildiğim bütün sevgi sözcüklerini sıralamak… Ama konuşmalarımız, birbirimizin dilinde söyleyebildiğimiz birkaç küçük cümleyle sınırlıdır. Her yaz, sözcük dağarcığıma yenileri eklenir. İzmir'e dönünce bütün öğrendiklerimi unutmuş gibi yaparım. Çünkü dedem Kürtçeden nefret eder.

Annemle babam, dedem yüzünden ayrılmışlar. Annem, her gece babamı düşündüğü için, gizli gizli ağlıyor. Çok fazla belli etmese de, babam da annemi hâlâ seviyor. Ama dedemin aklına uyarak çekip gitmesini, bir türlü hazmedemiyor.

Babam İzmir'de çalışırken tanışmışlar. Dedemin razı olmayacağını bildikleri için kaçarak evlenmişler. Annemle babamın aşklarını doludizgin yaşadıkları dönemde, ben doğmuşum. Aradan zaman geçtikçe annem, Van'daki hayat tarzına ne kadar yabancı olduğunu düşünmeye başlamış. Birbirinden böylesine farklı iki toplum için aşkın bile birleştirici olamayacağı fikrine kapılmış. Babasının bu konuda yaptığı baskılara dayanamayıp, beni de yanına alarak geri dönmüş.

Dedem, doğayı ve hayvanları çok sever. Onun bu konudaki çabaları, beni tutkulu bir hayvan sever yapmıştır. Getirdiği resimli kitaplar ve birlikte izlediğimiz belgesellerle belki de hayat boyu göremeyeceğim birçok hayvanı tanıma şansı bulurum. Bunun yanı sıra, onun sayesinde, insanlarla iç içe yaşayan pek çok hayvanın bilmediğim özelliklerini öğrenirim.

Kıyı insanları için sıradan bir görüntü arz eden martıların, göklerde süzülürken sergilediği manzara, bana hep olağanüstü gelmiştir. Dolgun gövdeleri, iri kıvrık gagalarıyla onları, engin bir kişilik kazanmış, bilge insanlara benzetirim. Beni bu düşünceye götüren, biraz da martıların insanlarla ortak bir yaşam içerisine girmiş olmaları, apartman çatılarına yuva yapabilecek kadar aralarına sokulmalarıdır.

Dedemin baskıları yüzünden, akrabalarımdan ayrı büyüdüm. Okula başladığım yıl, uzun yalvarmalarıma karşı koyamayıp, ilk kez, tatilimin bir ayını babamla geçirmeme izin verdi. O zamandan beri Van'a her yaz geliyorum. Babam, babaannem, amcalarım ve halalarım büyük sevgi gösterileriyle karşılıyorlar beni. Kendimi ulusal bir kahraman gibi hissediyorum.

Yalnız büyüklerle değil, çocuklarla da çok iyi anlaşıyorum. Ama en çok Rezan'ı seviyorum. Rezan büyük amcamın oğlu. Ona İzmir'deki arkadaşlarımdan söz ediyorum. Oynadığımız oyunları, okuduğumuz kitapları, gezdiğimiz yerleri anlatıyorum. Bu, Rezan'ın da çok hoşuna gidiyor. Dedemi kandırmayı başarabilirsem, onu, en azından birkaç günlüğüne İzmir'e götürmek istiyorum.

Rezan, çok yetenekli biri. Daha önce hiç görmediğim güzellikte resimler yapıyor. Bazılarını arkadaşlarıma hediye etmem için bana veriyor. İçlerinde en çok martı resimleri dikkatimi çekiyor. Ucunda siyah şerit bulunan kısa gagaları, küçücük gövdeleriyle bildiğim martılardan çok farklılar. Gözlerinde, garip bir şekilde, babaannemin bakışlarını görüyorum. Her an ağızlarını açıp, bilmediğim bir dilde konuşmaya başlayacaklarına dair bir izlenime kapılıyorum. Rezan, onların doğu martısı olduğunu söylüyor.

Daha sonra, kıyılarda yaşayan martıların gümüş martı olduğunu öğreniyorum. Dedem, Beyşehir Gölü civarında, gümüş martıların doğu martılarıyla karışması sonucu oluşan melez bir topluluğunun yaşadığından söz ediyor.

Şubatın başında on iki yaşımı doldurdum. Böylece Rezan da on üç oldu. Onunla bir yıl arayla, aynı gün doğmuşuz. Herkes bana Derya diyor. Ama babam, gerçek adımın Zilan olduğunu söylüyor. Zilan, Kürtçede çığlık anlamına geliyormuş.

Rezan geçen yaz, inkâra kalkışılan kimliğinden, parçalanmış kültürel değerlerinden bahsetmeye başladı. Büyüyünce Doğu Anadolu'da Kürt devleti kuracakmış. Bunun, sık sık oynadıkları savaşçılık oyunuyla bir bağlantısı olduğunu seziyorum. Savaşırken sergilediği şiddetle, Rezan'ın sıcak ve yumuşak paylaşımlarını bir türlü bağdaştıramıyorum. O Kürt devletinden bahsettikçe, yüreğim sıkışıyor.

Bazen doğu martısı hissediyorum kendimi. Babaannem gibi, güçlü gagamla gölün kıyıya yakın yerlerindeki ince buz tabakasına çukurlar açıyorum. Çukur başında uzun bekleyişlerden sonra, balık yavrularına ulaşıyorum. Hayatta kalabilmek için buz kırmak kadar, diğer martılardan korunmayı da bilmek gerekli. Çünkü bu davada, kim kime düşman, belli değil.

Sonra gümüş martı oluyorum, yakamozlarla yıkanan dalgalardan evimde. Dedemle aynı hizada uçuyor, aynı yerde avlanıyorum. Sürü, kimseye farklı olma hakkı tanımıyor. Vahşice ce­zalandırıyor kendisine benzemeyeni. Su yüzünde, izlerken "dünyaya bedel" duruşumu, kanatlarımın varlığını unutuyorum.

Her gece rüyamda silahlı adamlarla uğraşıyorum. Önce Türkiye'den sınır dışı ediliyorum, sonra Kürt devletinden… Bir tarafta annem, dedem, arkadaşlarım, diğer tarafta babam, babaannem, akrabalarım, ne Türkler ne de Kürtler aralarına alıyorlar beni. "Ah Rezan!" diyorum. "Sen açtın bu işleri başımıza…"

"Böyle olmaz!" diyorum Rezan'a. Barıştan, dostluktan söz ediyorum. Demokratik bir ortamda Türk, Kürt el ele yaşamaktan… Çünkü onlardan biri yoksa ben yarımım. Bu kültürel renkliliği kendi yararımıza çevirebileceğimizi söylüyorum. Henüz anlayamıyor; yine de ümidimi yitirmiyorum.

Beyşehir Gölü'ndeki martıları düşünüyorum. Hayatları ekmek kavgasından ibaret, tüyleri deniz suyuyla ıslanmamış martıları. Oysa özgürlük, sınırların zorlandığı yerdedir. Vapurlarla yarışmalı, kıtalar aşmanın tadına varabilmelisin martıysan. Küçücük coğrafyandan kurtulup, hayallerinin peşinden koşabilmelisin.

Gelecek yaz neler yapabileceğimi tasarlıyorum. Kürtlerle Türkler arasında barışın nasıl sağlanabileceğine kafa yoruyorum. Belki de önce annemle babamı bir araya getirmemiz gerekecek.

Bir Kızılderili bilgesinin sözlerini öğreniyorum. Üç çeşit barıştan bahsediyor bilge. Birincisi, insanın kendi içindeki barış, ikincisi, iki insan arasındaki barış, üçüncüsü iki ülke arasındaki barış. Hemen bunları Rezan'a anlatmayı düşünüyorum. Önce kendi kimliklerimizle barışacağız, sonra birbirimizle… Silahlarını çöpe atıp, savaşçılık oyununa son vermelerini isteyeceğim. Barış resimleri yapacağız hep birlikte. Ve bu resimlerin bütün çocuklara ulaşmasını sağlayacağız.

Düşündüklerimi hayata geçirince, dedemin önyargılı tutumunun yumuşayacağını, Rezan'ın gerçekleri görmeye başlayacağını biliyorum. Bizim kuşağımızda kardeş kavgası, boşanma nedeni olmayacak. Çocuklar kendilerini, benim gibi, arada kalmış hissetmeyecekler. Anneler parçalanmış hayatlar için gözyaşı dökmeyecek.

Kimsenin diline ve inancına karışılmadığı, toplumların değiştirilmeye çalışılmadığı bir dünya hayal ediyorum. Ve böyle bir dünyada Kürtlerle Türkleri birleştiren köprü olma rolünü üstleniyorum. Bir ayağım doğuda, bir ayağım batıda… Babaannemle ortak bir paydada buluşuyoruz. Belki de ilk kez aynı dili konuşuyoruz. Beyşehir Gölü civarında, susturulamaz bir çığlığa dönüşüyor sesimiz. Çok uzaklardan bile duyulabilen, cesur bir martı çığlığına.

Not: Bir Düşe Bağlanmak (Romantik Kitap, 2008) isimli öykü kitabından yazarın izniyle…

Sayı: 34, Yayın tarihi: 27/01/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics