MaviMelek
Hermes Kitap
"Bütün yargılayanların gözünden bir cellat bakar." Friedrich Wilhelm Nietzsche

[Öykü]"Cenaze" | Burak Furkan Mermer

Cenaze | Sinan Çakmak

"ÖLÜM DE ANLAMAMIŞTI ONU"

Ölüm gerçek mi ya da gerçek ölüm mü?
"Vah vah, daha çok gençti. Yazık oldu adamcağıza." Giden tabutun arkasından söylenen pervasız laflardan biriydi bu da. Kendini dünya nimetleriyle kandırmış olanlar, bu sözlerle teselli buluyorlardı benliklerinde. Yoksa ruh, vücutlarının içinde acı çektiriyordu onlara.
Hava sisli ve soğuktu. Ölen adamın yakınlarından biri, yanındakinin kulağına doğru eğildi; "Merhum da tam ölecek zamanı buldu. Bir yaz günü ölse olmaz mıydı? Donuyorum ya!"
Önüne gelen herkese anlatarak, kişisel sorunlarını evrenselleştirmeye çalışan insanımsılardandı bu adam da. Yanındaki ise başıyla onayladı, anlamını bildiği ama sonuçlarını bilemeyeceği bu sözleri. Tabutu taşımaya ağır ağır devam ettiler. Herkes bir şey söylüyordu ölen adam hakkında, herkes başka bir şey düşünüyordu. Belki de adam hayattayken yüzüne söyleyemediklerini, adamın arkasından söyleyerek huzur buluyorlardı. "Bana borcu vardı, onu da ödemeden gitti." Bir diğeri onayladı bunu: "Evet evet. Benden de biraz para almıştı geçenlerde. Artık karısı verir herhalde."
"Nereden verecek kardeşim? Merhum bir şey mi bıraktı onlara? İyi adamdı, ama çok savurgandı."
Merhumun eşi ve çocukları, en önden takip ediyorlardı tabutu. Zavallı kadın, yüzünü hafifçe örtmüş ağlamaya çalışıyordu. Adamın büyük oğlu, hiçbir şey olmamış gibi bir soru sordu annesine: "Anne, şimdi ne yapacağız? Babam da yok artık." Anne, ağlanılmaya zorlanılmaktan kızarmış gözlerle baktı oğluna. "Şimdi yeri mi eşek sıpası! Ağlamıyorsan bile üzgünmüş gibi görün. Millet ne der sonra?"
Belki de tüm cenazeyi özetliyordu bu cümle: 'Millet ne der sonra?' İnsanlar artık kendi hayatlarını başkalarına göre şekillendirmeye öyle alışmışlardı ki, mayası cıvık bir hamura dönüşmüşlerdi adeta. Aldıkları şekillerse manasızdı, saçmaydı. Oğlan, biraz çabaladı, ama ağlayamadı. Sonra da ne zaman çaresiz kalsa, söyleyecek lafı olmasa yaptığı şeyi yaptı, başını önüne eğip sustu. Belki de en doğrusu buydu zaten. Adamın küçük oğlu ise hiçbir şeyin farkında bile değildi. Elindeki oyuncak tabancasını etrafa doğrultuyor, gelecek için alıştırma yapıyordu. Bir de kızı vardı merhumun. Ama o, çok meşgul olduğundan gelememişti cenazeye.
Sonunda geldiler mezarlığa. Hayatın son bulduğu yerde bitti yolları. Tabutu taşıyanlardan biri seslice yakındı. "Merhum da amma ağırmış be! Yemek yemekten başka bir iş yapmamış mı bu adam?" Merhumun diğer arkadaşı, sanki kendini çok ilgilendiriyormuş gibi karıştı söze; "Ne işi, bir işe mi yarıyordu ki? Çok çektirdi ailesine. Ama neyse, ölünün arkasından konuşmayalım şimdi." Bu uyarıyla sustu diğerleri. Ölünün arkasından konuşmak kime ne zarar verirdi, hiçbiri bilmiyordu. Ama olmazdı işte, konuşulmazdı. Kalıplaşmış bilgilerle daralttıkları hayatlarından ne kadar zevk alıyorlardı acaba? Tabutu, açılan çukurun yanına bıraktılar. Hatta attılar, bir yükten kurtulmak istercesine fırlattılar. Sonra imam başladı duaya. Birazdan aynı fasıl gelecekti ekranlara. Herkes şüphesiz helal edecekti hakkını merhuma ve yine herkes bir şey söyleyecekti bu faslın ardından. Ama kimse ne yaptığını bilmeyecekti, kimse anlayamayacaktı. Fakat bunlardan hiçbiri olmadı. İmam duasını okurken, tabut kımıldanmaya başladı. Bir anda çığlıklar sardı tüm mezarlığı. Gelenlerden birçoğu bayılmış, bayılmayanlar ise donup kalmışlardı. Tabuttaki hareketlilik arttı ve en sonunda kapak yavaşça açıldı. Ölüm bile huzur verememişti zavallı adama. Ölümünde bile bir sahtelik vardı. Tabutun içinde, zorlanarak doğruldu. Adam kırk-kırk beş yaşlarındaydı. Teni bembeyaz, gözleri ise simsiyahtı. Ama ruhu ne renkti, düşünceleri ne renkti kimse bilmiyordu, bilemezdi. Herkesin bildiği kendi önyargılarıydı, hep kendi düşünceleriyle şekillendirmişlerdi karşılarındakini.
Adam ayağa kalkınca sendeledi. Kalp krizinden ölmüştü; vücudunda bir hasar yoktu yani. Sonra yerde bulduğu bir tahta parçasına dayanarak yürümeye başladı. Kim bilir, ölümünde huzur bulacağı bir yere gidiyordu belki de. Arkasından gelen çığlıkları duymuyor ya da duymak istemiyordu. Veya ölüm onun tüm duyularını köreltmişti, hissizleştirmişti adamı. Ölüm de anlamamıştı onu. Yavaş yavaş ilerledi, ta ki gözden kaybolana kadar.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics